26 Mayıs 2012 Cumartesi

Gitme !


"Gitme..!
Olur da olamazsam buralarda
Yanağındaki küçük çukura saklanmak istiyorum,uyumak..... 
Yüzyıllarca uyumak..
İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım
Bu yolları yan yana yürümekten yanayım..
Erguvanlar açmaya başladı,mavi mi pembe mi ayırt edemiyorum renkleri,
kokuna bir isim bulmaya çalışmaktan da vazgeçtim.
Geldiğinde bir masada kahvemizi yudumlayıp,
heyecanla dedikodu yapacağız
sana kaçırmadan anlatmam gereken aylar biriktirdim..
Biraz sessizlik olacak sonra
Sen hüzünlü gözlerini uzaklara salacaksın.
Cümlelerim topallayacak,ağır aksak kelimelerle soracağım;
Nasılsın?
Nasılsın derken bile iyi olmana dualar ediyor olacağım..
Hiçbir sözümüz umutsuzluk taşımayacak, inanacağız, inandıracağız,
yaşadığımız cehennemin cennete dönüşeceğine.
Herkesin unuttuğu küçük bir çocuğa gülümseyerek,
İnsanların koşarak geçerken farketmediği selpakçı amcanın gülüşüne karşılık vererek..
Ve bırakarak bu dünyanın tüm kandırmacılarını kendimize insanca bir yol çizeceğiz!
Gelmek isteyen ardımıza düşecek..
Gel !
Orda mutlu olduğunu biliyorum ama inan bencilce değil bu isteğim.
Birgün hiç gelmemeye karar vererek gidersen,bavulumu hazırladım geçmişi koymadım içine,adı ‘ geçmiş’ olacak gelecekleri beraber yaşayalım diye !
Gitme !
Seni şah damarıma sakladım,adım atarsan yırtılır derim,kanar dizlerim. Ölürüm.
Birdaha ayrılığı kaldıramam ,yüküm ağır !
Susma !
Kelimelerin senin ayak izlerin.
Nereye gittiğini bulamazsa ölür benim ellerim !…"

                                                                              Mohsen NAMJOO (İranlı besteci, müzisyen ve yazar)

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Uzaktan sevmek en güzelidir bazen...

UZAKTAN SEVMEK EN GÜZELİDİR BAZEN...


Her şey olduğu gibi kalsın istiyorum.Ben hep bir sıfır mağlup olayım, sen hep uzak bir hayalden ibaret...Sen olduğun gibi kal...Dokunulmaz.Ulaşılmaz.Koklanılamaz.Ben olduğum gibi.Dünya olduğu gibi...

Ruhunun en çirkef, suretinin en çirkin, zihninin en çiğ hallerini biliyorum; hiçbirini gözlerimle görmemiş olsam da...Ne bir mükafat verdin bana, ne de bir ceza.Ama cennetini de biliyorum, cehennemini de...

Kaygılarını biliyorum, yalnızlıklarını, kırgınlıklarını ve hırslarını da.Kalbinin ritmini duyuyorum, yanında olmasam elini tutmasam da...Aynı gökyüzüne bakmamız bile yetiyor bana...Başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz yıldızlar aynı, dolunay aynı...Umurumda değil ki nerede uyuyorsun, kimin yanında.

Bacağında şarapnel parçasıyla yaşayan bir asker gibiyim belki de...Etimde yabancı bir madde, kemiğimde bir metal parçası gibi duruyor aşkın bende.

Seni sevdiğimi söylememekte ısrar ediyorum.Her şey böyle daha duru, daha güzel...Söylesem büyü bozulacak yine, zaman ağırlaşacak, hantallaşacak.Doğallık kaybolacak, konuşmalar yapaylaşacak.Sen değişeceksin belki de...Bir beklenti, bir istek, bir kıvanç, gizliden gizliye bir kibir sinecek bakışlarına...Aşıklar kibirli olur derler belki, ama bense bir ömür susmayı tercih ediyorum, o kibri gözlerinde görmektense...

İşte bu yüzden, uzaktan sevmek en güzelidir bazen.Ben de seni uzaktan seviyorum...

Ahh Nerede O Eski Aşklar ????

Zaman zaman üstüne bindikçe, hayat hızla akıp giderken hiç düşündünüz mü; acaba eskiden yani 1960'lı yıllarda, aşklar nasıl anlatılıyordu?
Sevdalandığı kızı ya da çocuğu gören kişi, duygularını nasıl ifade ediyordu?
Peki ya şimdi? Aşkımızı nasıl ifade ediyoruz hiç farkında mısınız?


Sizlerle 60'lı yıllardan günümüze, aşk-ı ilanların nasıl yapıldığını ve değişen duygu yoğunluğuyla, içi boşalmış kelimelerle nasıl ifade edildiğini paylaşmak istiyorum.

Biraz traji-komik de olsa, bakalım ne hallere gelmişiz... :)))

1960'lı yıllar...
"Karşıma aniden çıkınca, ziyadesiyle şaşakaldım ve çok mütehassis oldum.Nasıl bir eda takınacağıma hüküm veremedim, adeta vecde geldim.Buna mukabil az bir müddet sonra kendimi toparlar gibi oldum.Cemalinde beni fevkalade rahatlatan bir tebessüm vardı.Üstümü başımı toparladım, kendimden emin bir sesle, "Akşam-ı şerifleriniz hayrolsun." dedim."

1970'li yıllar...
"Karşıma birdenbire çıkınca, çok şaşırdım ve hislendim.Ne yapacağıma karar veremedim, heyecandan ayaklarım titredi.Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum.Yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.Üstüme çeki düzen verdim, kendimden emin bir sesle, "İyi akşamlar" dedim."

1980'li yıllar...
"Karşıma aniden çıkınca, fevkalade şaşırdım ve duygulandım.Nitekim ne yapacağıma hüküm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi.Amma ve lakin kısa bir süre sonra kendime gelir gibi oldum.Nitekim yüzünde beni rahatlatan bir tebessüm vardı.Üstüme çeki düzen verdim ve kendimden emin bir sesle, "Hayırlı akşamlar" dedim."

1990'lı yıllar...
"Karşıma birdenbire çıkınca, çok şaşırdım ve duygulandım.Fena halde kal geldi yani...Ama bu iş bizi bozar dedim.Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim.Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle, "Selam" dedim."

2000'li yıllar...
"Abi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yani, duygu durumum kabardı.Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fena göçeriz dedim, enjoy durumları yani...Ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik, sarıl oğlum dedim bu manita senin."Hav ar yu yavrum?" diye yanaştım."

Gördüğünüz gibi nereden nereyeee... :)))

22 Mayıs 2012 Salı

Bir insanın sana ne hissettirdiğini asla unutamazsın.

"Bir insanı unutabilirsin,
bir insanın sana neler yaptığını da unutabilirsin, 
ama o insanın sana ne hissettirdiğini asla unutamazsın."
                                                                      Sigmund Freud

Duygularımız mı bizi yönlendirir, yoksa düşüncelerimiz mi?
Hayatımızda duygular mı daha baskındır, yoksa düşüncelerimiz ve mantığımız mı?


Kızmak, üzülmek, sevinmek, sevmek, nefret etmek, mutlu olmak, acımak, öfkelenmek, korkmak, utanmak, kıskanmak, zevk almak, haz duymak ve daha nice duyguyu yaşıyoruz hayat karmaşasında...

Peki bu duyguları hissettiğimiz anlarda ne kadar farkındayız? O anda hissettiğimiz duyguların adını koyabiliyor muyuz?

"Aleksitimi", duyguları tanıma ve ayırt etmede zorluk...
Çevremizde o kadar çok aleksitimik kişilikler var ki...
Bir insanın duygularının farkında olması ve doğru bir biçimde ifade edebilmesi gerçekten çok önemli bir durum.Ancak o zaman insan insana ve sağlıklı bir iletişim söz konusu olabiliyor.

Düşünce ve duyguların bütünlüğü, aynı zamanda ruh ve beden bütünlüğü anlamına geliyor."Sakın duygularına yenik düşme" diyen insanlar farkında mı bilmiyorum; bir çok mutluluğun tadına duygularımız sayesinde varabiliyoruz.
"Aklım böyle söylüyor ama duygularıma engel olamıyorum." Mutluluk da, huzur da, keyif almak da, sevinmek de, sevmek de ve aşk da birer duyguysa, neye engel olmaya çalışıyoruz biz?!

Beynimizin sol yarım küresi mantık ve aklı, sağ yarım küresi ise duyguları yönetiyor, fakat iki küreyi birbirine bağlayan sinir lifleri, ikisi arasındaki ilişkiyi ve alışverişi sağlıyor.Böylece akıl ve duygular birbirinden bağımsız hareket etmiyor yani...

Mevlana der ki; "Akıl, aşk ve can bu üçü üçgendir, her derde deva, her yaraya merhemdir."

İlk başta sizlerle paylaştığım psikolojinin babası Freud'un sözünde ise bir insanın size hissettirdiklerinin asla unutulmayacağına dair ne söylenebilir?Freud'un cümlesini okuyana dek, böyle bir şeyi anlatabilmenin kelimelere sığabileceğini hiç düşünmezdim.

Bir insanın size ilişkiniz sırasında, değerli mi değersiz mi hissettirdiği duygusunu unutabilir misiniz?
O insanın hiç anlayamadığınız bir şekilde size iyi geldiği hissinin, ne kadar zaman geçerse geçsin silinmesi mümkün mü?Ya da tam tersi ne kadar kötü geldiğinin...

Unutmayın, duygularımız zenginliğimiz, insanlığımız, dünyaya fırlatılışımızdaki ilk "Ben varım" çığlığımız...Duygularınızı anlatmakta gecikmeyin, hissettiklerinizi ve hissettireceklerinizi ertelemeyin.

Hormonlardan Gelen Mutluluk

Genelde hamile kaldığınızda hormonlarda büyük değişiklikler olduğundan, aşırı mutluluk, aşırı hüzün, bir anda ağlama hali gibi duygusal karmaşalar yaşanır.Fakat bu duygu karmaşasının yaşanması için illa ki hamile kalmanıza da gerek yok.Gün içerisinde moralinizin bozulduğu ya da bir anda çok keyifli hissettiğiniz dönemler de yaşıyorsunuz mutlaka.





Hiç düşündünüz mü, hormonlarınızdaki değişimlerin sizi nasıl etkilediğini???

Peki hangi hormonların eksikliği bizim dibe vurmamıza neden oluyor????

Bakalım bu hormon denen meret bize neler ediyor? :)))






Dopamin ve Keyif
Moraliniz yerlerdeyse, dopamin eksikliği çekiyor olabilirsiniz.Nörologlar, bu madde olmadan elimizi bile kımıldatamayacağımızı söylüyor.Çünkü bu madde bize herhangi bir şeyi yapabilmemiz için motivasyon sağlıyor.
Dopamini yükseltmenin en basit yolu, hareket etmektir.Ayrıca seks de dopamin üretimini arttırır.Yağlı deniz balığı, fındık ve fıstık da dopamin için önemli besinlerdir.

Serotonin ve Neşe
Serotonin, mutluluk hormonu olarak da bilinir.Uykuyu, seksüel enerjiyi, ruh halini ve enerjiyi düzenler.Düşük olması sinirli, huzursuz ve depresif olmanıza neden olur.
Ayrıca serotonin, mide ve bağırsak bölgesindeki kasları da yönetir.
Serotonin, beyin hücrelerindeki triptofan adlı protein tarafından oluşturulur.Çikolata ve muzda bolca serotonin mevcuttur.


Endorfin ve Uçuş
Endorfin, vücudun ürettiği en güçlü uyuşturucu hatta doğal afyon niteliğindedir.Rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygularla ilgilidir.
Mutlu bir haber alınca, çikolata yeyince veya güzel bir tatlı yediğinizde endorfin düzeyi yükselir.
Umutsuz bir aşkın pençesinde kıvranırken, en büyük ihtiyaç endorfindir.Ancak endorfin salgılanması için yapılabilecek pek bir şey yok.Tek tavsiyem, bol bol yürüyüş ve olaylardan uzaklaşmanız...Spor yaptıkça ve sıkıntıların üstüne düşmedikçe yok olduklarını göreceksiniz.Böylece gelsin endorfinler... :)))

Nerodrenalin ve Canlılık
Nerodrenalin, vücudunuzun alarm sinyalidir.Tehlikeli durumlarda ortaya çıkar.Kızgınlık, öfke ve saldırganlık durumlarında nerodrenalin daha çok yükselir.Bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır.Acil durumlarda zor anlar yaşamaktan sizi kurtarabilir.
Stresten uzak durmaya çalışmak, nerodrenalin seviyesini de düşürecektir.Hareket etmek, stres hormonunu azaltmanın en etkili yoludur.Heyecan yaratan durumları kısa tutmak da en etkili yollardan biridir.


Adrenalin ve Heyecan
Adrenalinin en önemli görevlerinden biri, şeker ve yağın metabolizmada sindirilmesiyle oluşan enerji depolarının acil durumlarda kullanıma geçmesini sağlamak...Adrenalin sıkıntı, depresyon ve korku anlarında yükseliyor.Dikkati son düzeye ulaştırıyor ve görsel hafızayı güçlendiriyor.Nerodrenalin gibi, stresten uzak durmak gerekiyor.

Melatonin ve Uyku
Melatonin, havanın kararmasıyla salgılanmaya başlayan ve bizi uykuya hazırlayan hormondur.Gün içinde üretimi azalır.Biyolojik saatiniz, melatonin tarafından yönetilir.Spor yaparken kan şekerini dengelemek, bu hormonun düzenli salgılanmasını sağlar.

20 Mayıs 2012 Pazar

Duvarlar Yaratan "İletişimsizlik"

Eşiniz ya da sevgilinizle anlaşamadığınızı düşünüyorsanız, kurduğunuz iletişimi gözden geçirmenizde yarar var.Pek çok evlilik yanlış iletişim sonucu son buluyor maalesef...
İletişim eksiklikleri ya da doğru iletişim kuramamak, evlilikleri ve ilişkileri derinden sarsar.Onu sevdiğiniz halde anlayamadığınız için öfke duymanız kaçılmanız doğrusu...
Bu konuda her şeyin çift taraflı olduğunu düşünürseniz, sizin de partnerinizin de uzlaşmaya ve anlaşmaya istekli olması oldukça önem taşıyor.


Öyleyse sevdiğiniz insanla nasıl doğru iletişim kurabilirsiniz?
İlişkinizi ve evliliğinizi kurtaracak iletişimsizlik sorununuza çözüm niteliğinde öneriler...

Düşüncelerinizi paylaşma konusunda açık olun.
Size yanlış gelen ya da kafanızı karıştıran konular hakkında partnerinizle konuşmaya açık olmanız çok önemlidir.Kafanızı kurcalayan ya da hoşlanmadığınız tavrını ona açıkça belirtmektense, içinizde saklamayı tercih ederseniz bu yara içinizde büyüyüp kangrene dönüşebilir ve her şey için çok geç kalabilirsiniz.Karşınızda sevdiğiniz insan olduğunu unutmayın.Düşüncelerinizi dile getirmekten çekinmeyin, ama şunu da unutmayın; ne söylediğinizden çok, nasıl söylediğiniz önemlidir.

Sorunlar hakkında konuşmak için yeterince zaman ayırın.
Partnerinizle konuşmak için işe yetişmek üzereyken telefonla aramak, öğle arasındaki kısıtlı zamanda konuşmaya çalışmak ya da günün herhangi bir zamanında e-mail göndermek doğru bir seçim olmaz.Çünkü dar zamanda size minimum dikkatle yaklaşması, sizi rahatsız edecektir ve konuşmanızda yaratmak istediğiniz etkiyi yaratamama olasılığınız çok yüksek olacaktır.
Gerçekten önemli bir meseleyse konuşmak istediğiniz, ikinizin de yeterli zamanı ayırması gerekir.Böylece hem sizin sorunlarınızı önemsediğini görmüş olursunuz, hem de sizi daha dikkatli dinleyeceği için sorunları çözmeniz de kolaylaşır.

Onun yerine düşünmeyin.
Partneriniz dile getirmeden, onun aklından geçenleri tahmin etmenize imkan yok! Onun ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışmaktansa, direkt olarak kendisine sormak sizi çözüme daha çabuk ulaştırır.Sorular sormak, sizi yanlış tahminlerden ya da yanlış izlenimlerden uzaklaştıracaktır.

Bu günü konuşurken, geçmişi karıştırmayın.
Bu, eşler arasındaki en büyük iletişim hatasıdır.Sorunlarınıza çözüm bulmak istiyorsanız, partnerinize gerçekten bir çözüm olduğunu ve sizinde çözüme ulaşmak istediğinizi hissettirin.Geçmişteki hatalarını gündeme getirdiğiniz takdirde, gösterdiği olumlu değişim ve çabaları görmediğinizi düşünebilir ya da asıl konuşmak istediğiniz konudan uzaklaşabilirsiniz.Mükemmeli beklemeyi bırakın! İnsan, hatalarıyla insandır öyle değil mi! Üstelik hatalarını anlamışsa, daha da değerlidir.

Hatalarınızın sorumluluğunu alın.
Eğer bir yanlış yaptıysanız sorumluluk alın ve hatalarınızdan dolayı başkalarını suçlamaktan vazgeçin.Verdiğiniz bir sözü tutmadığınızda, bile bile kendinize zarar vermenizi istemeyen insanlara karşı ya da kendinizi savunmak istediğinizde bahaneler yaratmaya çalışmayın.Sadece karşınızdaki insana karşı değil, kendinize karşı da dürüst olduğunuzda daha iyi hissedeceksiniz.Eylemlerinizin sorumluluğunu üstlendiğiniz de eşiniz size daha fazla güvenecektir.



Öfkeyi kendinizden uzaklaştırın.
Sinirlenmeye başladığınızı hissettiğinizde kısa bir mola verin, yürüyüşe çıkın, müzik dinleyin ya da sizi kısa sürede rahatlatacak başka bir şeyler yapın.Sinirlerinizi yatıştıracak bir şeyler yapmak, istemediğiniz halde ve sonradan pişmanlık duyacağınız şekilde eşinizi kırmanızı engeller.




Topluluk içinde tartışmayın.
Başkalarının yanında ilişkinize ait sorunlar hakkında tartışmanız, eşinizi otomatikman savunmaya teşvik eder.Bu durumda, konuşmada odaklanılan konu, önemli özel meseleler yerine ilişkinin karşılıkları zorlukları olur.Başkalarının yanında eşinizle samimi ve dürüst bir konuşma yapabileceğinize inanıyor musunuz?
İyisi mi meselelerinizi evinizde baş başa olduğunuzda konuşun.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Düğünümüz Volume 3

Eğlence dur durak bilmedi ve Bekarlığa Veda Partisi Volume 1 ile Kına Gecesi Volume 2 ardından sıra geldi düğüne...
Sıradan düğünlerin aksine, hem Trakya'da olmanın verdiği sarhoşlukla hem de düğünden çok parti havası verilmiş, eğlencenin dozunun çok yükseklerde seyrettiği bir akşamdı.

5 Mayıs 2012... Müge & Sertaç'ın bu özel gününden en güzel kareler...


Düğün için en özel anlardır; birbirine aşkla bağlı insanların bir ömür boyu birlikteliğe "evet" dedikleri an, gelinin duvakla örtülü o güzel yüzüne damadın kondurduğu içten öpücük, ömür boyu unutulmayacak bir şarkıda ilk dansları ve heyecanla ikisi için hazırlanmış pastalarını kestikleri an...

Güzeller güzeli gelinimizin mor elbiseli nedimeleri... Kendisinin isteği üzerine haftalarca arayıp sonunda bulduğumuz mor elbiselerimizle geceye bizlerde kesinlikle renk katmıştık. :))

Oynamaktan, hoplayıp zıplamaktan biraz dağılmış da olsak bebişimlee bayaa eğlendik o gece... :))

Hepimiz toplandık, çok eğlendik, çok güldük, yedik içtik, göbekler attık, deyim yerindeyse koptuk. :))
İyi ki evlenmişsiniz Müge & Sertaç dedik kısacası. :) 
Bir ömür boyu o geceki mutluluklarından daha da fazlasını yaşamaları dileğiyle, canım arkadaşlarımız Müge & Sertaç... 
Seviyoruz sizleri...