mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2013 Cumartesi

ŞİMDİ DEĞİL İSE NE ZAMAN ?!

Herkes mutlu olmak ister.Şu ya da bu sebepten dolayı kalp kırıklıkları, can sıkıntıları, uzaklıklar, mutsuzluklar yaşamaya o kadar müsaittir ki insanoğlu; aslında mutlu olmak için bir çok sebebi varken...

Murathan Mungan'dan "mutluluğa" dair güzel bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

"Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan, hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız.
Bundan sonra ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz.
Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.
Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.Eğer şimdi değil ise ne zaman? Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır.En iyisi bunu kabul edip, her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.
En sevdiğim sözlerden biri Alfred De Souza’ya aittir.Der ki; ”Uzun zamandan beridir hayatın -gerçek hayatın- başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu.Sonra hayat başlayacaktı.Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi.Mutluluk yoldur.Öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için ona daha fazla değer verin.Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez.
Öyleyse ,
okulu bitirene kadar, 100 milyar kazanana kadar, çocuklarınız olana kadar, çocuklarınız evden ayrılana kadar, işe başlayana kadar, evlenene kadar, cuma gecesine kadar, pazar sabahına kadar, yeni bir araba ya da ev alana kadar, borçları ödeyene kadar, ilkbahara kadar, yaza kadar, sonbahara kadar, kışa kadar, maaş gününe kadar, şarkınız söylenene kadar, emekli olana kadar,
ölene kadar…
MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ ‘AN‘ DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.
MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR.PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA.
OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR.
Unutmayın; ”YARIN KİMSEYE VAAT EDİLMEMİŞTİR.”
Aşkla kalın...

21 Şubat 2013 Perşembe

Kadınları mutlu etmek zor değİldİr aslında...

Kadınları mutlu etmek zor değildir aslında, yeter ki samimi olun ve içten davranın.
Göz boyamakla, öyle şatafatlı gösterişli hareketlerle işleri yoktur aslında kadınların...

Mesela çiçek almayı unuttum değil, param yoktu deyin.Sizin gerçekleriniz kadınların kalbini daha az acıtır, emin olun.

Patron mesaiye bıraktı değil, arkadaşlarla çıkacağız deyin mesela.Arkadaşlarınızla çıkacağınız için kızıp, dudak bükseler bile kızmayın kadınlara.Sizle daha çok vakit geçirmek istedikleri içindir o tafralar...Yoksa turşunuzu kurmayacaklar, korkmayın. ;)

Aldığınız çiçekler ya da hediyeler değildir onları mutlu eden; duygularınızı somutlaştırıp kalbinizi ellerine bırakıverdiğinizi hisseder kadınlar.Yüzlerindeki o çocukça tebessümün sebebi de budur işte.
Değer verdiğinizi hissederler sonunda solacağını bilseler de o çiçeklerin; bu yüzdendir bu kadar çiçeklere düşkün olmaları ve sizden çiçek almanızı beklemeleri...Zira ben daha önce hiç çiçek yiyen bir kadın görmedim!


Sahiplenilmeyi sever kadınlar; "kendi ayakları üzerinde durma felsefeleri" sadece güçlü görünme çabalarındandır.Sahiplendiğinizi hissettiklerinde dört duvara ihtiyaç duymazlar, yuva kurmak için...Siz ona yuva olmuşsunuzdur zaten!

Hesap sorar gibi değil, tebessümle "Neredeydin?" diye sorduğunuz zaman, size tüm günü anlatıverirler o an.Sıkıldığınızı belli etmediğinizde, otobüste bir kaç durak gittikten sonra yaşlı bir teyzeye yer verdiğine kadar bütün ayrıntıyı heyecanla anlatabilirler size.
Dinlenilmeyi sever kadınlar; düşüncelerine değer verildiğinde eşsiz bir huzura kavuşurlar.Düşüncelerine değer verdiğiniz zaman yine karlı çıkan siz olursunuz; sizi yere göğe sığdıramazlar, bir anda "her şey" siz olursunuz.

Çocuktur aslında bütün kadınlar; bu yüzdendir nazlanmaları, huysuzlukları, ilgiye açlıkları...Ama ellerinde değildir ki; hala içlerindedir elinde pamuk şeker, saçında kocaman kurdelesiyle koşturan kız çocuğu...

Ve annedir bütün kadınlar; bu yüzden her zaman sizden bir adım ötede yaşarlar.Bunu siz anlamasanız da bilmelisiniz; geleceğinizi onlar kurarlar.

15 Kasım 2012 Perşembe

"Biz Nasıl Seviyoruz?" & Bir Erkeğin Penceresinden

Birkaç gün önce takipçilerimden biri bana çok güzel bir mail yollamış.Mailinde bir erkek olarak ilişkilere bakış açısını, ilişkide sevgi adı altında düştüğümüz yanlışları, sadece sevgilinizle olan ilişkinizde değil anne-baba-çocuk ve arkadaşlık ilişkileri dahil olmak üzere çok güzel bir şekilde yorumlamış.
Ben de sizlerle bu güzel yazıyı paylaşmak ve bloğum aracılığıyla takipçime teşekkürlerimi sunmak istedim.

Biz  Nasıl  Seviyoruz ?
“Hayatınızda biri varsa onu özgürce sevin, köleleştirmeyin. Eğer karşımdaki insanı kendi doğrum için değiştireceksem beni sevdiği için değişecektir, ben de öyle. Çünkü onu seviyorum, ama ben onun esiri olmamalıyım. Karşımdakini o olduğu için her şeyi ile kabullenip sevmeliyim.”
“Bu dönemde kimse sizin yakışıklılığınıza, evinize, arabanıza bakmıyor. Sizin yarattığınız enerjiye ve ağzınızdan çıkan bilgi dolu sözlere bakıyorlar. Eskidendi boş insanlar. Şimdi sevgi dolu insanların zamanı, şimdi uyanma zamanı, birbirinizi özgürce sevin, özgür bırakın zaten yanınızdadır.” 
Evet, ilginç bir konu; biz nasıl seviyoruz?!
Biz nasıl seviyoruz insanları, bir düşünün bakalım, gelin ilişkilerinize.
Karı koca ilişkileri; anne baba –çocuk ilişkileri; arkadaş ilişkileri; sevgili ilişkileri.


Nasıl seviyoruz?
Eskiden ben sırılsıklam aşık olurdum, severdim, çok severdim ve o kişiyi hayatımda köleleştirirdim. Yani o benim kız arkadaşım! Hiçbir yere gidemez, benim dışımda bir hareket yapamaz, benim bilgim olmadan hiçbir şey yapamaz, edemez, konuşamaz.



Bugüne kadar yüzlerce binlerce kişiyle yaptığım görüşmelerde hep şunu gördüm: “Ama ben onu çok sevdim!”
Tamam güzel ama, biz öyle bir seviyoruz ki karşımızdaki insanı köleleştiriyoruz kendimize. Karşımızdaki insanı kendi çizdiğimiz sınırlar içine alıyoruz ve ona özgürlük alanı vermiyoruz.
Ben eskiden kıskançtım, paylaşmazdım. Ben onu seviyorum ve eğer seviyorsam benimdir. Ne haddine onun başkalarıyla yemeğe gitmesi, sohbet etmesi. ‘Ondan ben sorumluyum, ben erkek adamım’ deyip karşımdaki kişinin özgürlük alanını kısıtlıyordum. ‘Yapamazsın, edemezsin, gidemezsin.’
Daha sonra binlerce insanla görüşünce (ve bunların çoğu kadındı), bana söyledikleri şuydu:
“Bülent bey, kocam çok kıskanç, bana nefes aldırmıyor. Hiçbir aktivitem yok. Eve kapandım. Ben zaten kocamı seviyorum, ona sadığım. Ben zaten onun hayatındayım. Ama beni öyle sıkıyor ki hareket edemiyorum. O zaman da hayatımdaki insan bana batmaya başlıyor. Çünkü sen beni köleleştiriyorsun, sen beni bastırıyorsun, sen beni kıskançlıklarınla rencide ediyorsun.”
Evet ben bu konuda oturup düşündükten sonra kadınların haklı olduğunu anladım. Eğer benim hayatımda birisi varsa, ben ona güvenmeliyim. Eğer bir şey varsa, o zaten benim hayatımdan gidecek. Evren artık frekansları öyle ince ayarlıyor ki sana yanlış yapan biri zaten hayatından gidiyor. Senin hayatında duramıyor.
Özgür bırakın.  Özgür bırakmak demek, “Bana ne?” demek değildir. Yine sevdiğinizi söyleyin, yine merak edin ama sıkmayın. Biz karşı tarafı sıktıkça, onun sınırlarını çizdikçe, karşı taraf da bizim sınırlarımızı çizer. Birbirinizi daha özgür sevin. Daha anlayışlı ve sevgi dolu sevin.
Ben şunu söylüyorum, “Eğer hayatımda biri varsa ben onu özgürce sevebilmeliyim.” Zaten güveniyorum, gittiği yerde yanlış yapmadığını biliyorum.
Biz kıskançlıklarla birbirimizi boğuyoruz, eziyoruz. Küçük kapalı bir kafese kapatıyoruz. Açın kafesin kapaklarını, benim hayatımdaki kişi bir kuş gibi özgür olsun, özgürce uçsun. Zaten gelip konacağı yer benim dalımdır. Benim konacağım dal hayat arkadaşımın dalıdır.

Artık bu dönemde 2010 ve sonrasında de kişilerin birbirlerini yeniden sevmeleri, yine aşık olmaları gerekecek. Fakat eski usül kıskançlık ve güvensizliklerle entrikalarla birbirlerini hapsetmeleri değil.
Hayatınızda biri varsa onu özgürce sevin, köleleştirmeyin. Eğer karşımdaki insanı kendi doğrum için değiştireceksem beni sevdiği için değişecektir, ben de öyle. Çünkü onu seviyorum, ama ben onun esiri olmamalıyım. Karşımdakini o olduğu için her şeyi ile kabullenip sevmeliyim.

Niye bir araya geliyoruz? Eşleşmek için, birbirimize farkındalıklar yaratmak için. Birbirinizi değiştirmekten vazgeçin. Birlikte anlayış içinde olalım, kimseyi değiştirmeye çalışmayalım. Karşımızdakini eleştirip değiştirmeye çalışıp da kendimizi doğru görmekten vazgeçelim. Herkes kendisine göre doğrudur. O kişiyi hayatında tutuyorsan onu olduğu gibi kabullen. Değiştirmeden özgür bırak zaten seviyorsa senindir.
Kıskançlık nedir biliyor musunuz? Çünkü ben de yaşadım. Kendine güvensizlik ve yetersizlik korkusu. Kendimi yeterli görmüyor, kendime güvenmiyordum. Başka bir erkeğin onu benden alacağını düşünüyordum.
Ben yeterli ve güçlü bir erkeğim, şimdi buna inanıyorum. Ben bilinçaltımı buna programladım. Kıskançsanız kendinizi değerli görmüyorsunuz, bir başka insandan daha aşağıda görüyorsunuz. Hepimiz eşitiz. Bedenimiz ikinci planda, birinci planda yarattığımız enerjidir. Bu dönemde kimse sizin yakışıklılığınıza, evinize, arabanıza bakmıyor. Sizin yarattığınız enerjiye ve ağzınızdan çıkan bilgi dolu sözlere bakıyorlar. Eskidendi boş insanlar. Şimdi sevgi dolu insanların zamanı, şimdi uyanma zamanı, birbirinizi özgürce sevin, özgür bırakın zaten yanınızdadır.
Sevgi ve Işıkla

Sevgili takipçim "mutlu1insan"a benimle paylaştığı bu güzel yazısı için çok teşekkür ediyorum.
Peki ya siz nasıl seviyorsunuz???

Aşkla kalın... :)

14 Ekim 2012 Pazar

Kırklareli Ürünlü Köyü Ziyareti & Part 2

Kırklareli Ürünlü Köyü Ziyareti postumda sizlere Kırklareli - Ürünlü köyünü tanıtmıştım.İlk gittiğimizde mayıs ayının sıcaklığını ve köy hayatına balıklama daldığımız birbirinden güzel kareleriyle, Ürünlü'de çok eğlenmiştik.
Şimdiyse sonbaharın biraz serinlettiği Ürünlü köyünde, yine çok güzel bir hafta sonu geçirdik.

Edirne'ye yarım saat kadar bir uzaklıkta olan Ürünlü'ye her gittiğimde, adeta yenilenip de döndüğümden bahsediyorum her defasında...Herkesin sessizliğe ve dinginliğe ihtiyacı olduğunu düşünerek, sizlere de mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.

İşte sonbaharı dibine kadar yaşadığımız, misafirperverlikleriyle bizlere evlerini açan canım arkadaşım Buket'in ve ailesinin yanında geçirdiğimiz hafta sonu kaçamağından en güzel kareler... 

Sıkıntıları, kırgınlıkları, üzüntüleri, kısacası hayatın bütün yorgunluklarını bir kenara bırakmak ve yeniden hayata dönmek böyle bir şey... Bulutlar kadar yüksekte, huzuru dibine kadar hissederek nefes alırken, kelebekler kadar da özgür olmak... 

İlk olarak Feriha Teyzemiz ve anneannemizle kışlık turşu yapmaya başladık.Birbirinden leziz turşuların yapımında bir nebze katkımız olsun istedik ve anladım ki o mis gibi turşuların lezzeti, emek harcamakta gizliymiş.

Akşam tavşan kanı çaylarımızı yudumlayıp biraz da sohbetlenirken gözlerindeki gülümsemeyi sevdiğim insanlarla...

Ertesi gün koyulduk yola, istikametimiz tarla... :)) 

Tarlada kuşburnu ve güvem toplarken, dikenli dallara aldırmaksızın tek amacımız kovalarımızı doldurmaktı.Ve yine de kibarlığımız üzerimizdeydi tabii ki... :))

Dalından nar yemek, renk cümbüşü birbirinden güzel çiçekleriyle bahçesinde gezinmek gibi yok...

Ürünlü köyünde bizleri misafir ettikleri için, köy hayatını dibine kadar bizlere yaşatıp şehrin ağırlığından biraz olsun bizi uzaklaştırdıkları için ve en önemlisi kusursuz misafirperverlikleri için bi'tanecik Buket'ime, lezzetleri uzun süre damaklarımızda kalacak yemekleri için Feriha Teyzeme, yine bi'tanecik Kaan'ıma, anneanneme, dedeme ve ulaşım kaynağımız Hüseyin Amcama çok çok çoook teşekkür ediyoruz.

Eski Edirne-Kırklareli Yolu üzerinden kolaylıkla ulaşabileceğiniz Ürünlü Köyü'ne ilk fırsatta uğramanızı tavsiye ediyorummmm. 

15 Eylül 2012 Cumartesi

OTURMAYA MI GELDİK ?? & "İLİŞKİ'YE İLİŞKİ'N EDİRNE'DE :)

Bahsettiğim üzre geçtiğimiz günlerde, bütünleme sınavlarım dolayısıyla Edirne'ye gitmiştim.Tam anlamıyla sınav bahane, eğlence şahane oldu tabii ki. :)
Toplamda 4 senedir, fakat yoğunluklu olarak son 2 senedir, kış ayları boyunca sevincini, üzüntünü, kırgınlığını, sevgini, aşkını, acını, huzurunu, göz yaşını, ızdırabını, sofranı, ekmeğini, aynı evi, odanı, her şeyiyle hayatını paylaştığın candan dostlarını görünce insan mutluluğu daha bir başka oluyor.Eksiklerimiz olsa da toplanabildiğimiz kadarıyla  sınav sonrası durmaksızın bir eğlence furyasına tutulduk gittik. :)

İşte en güzel anlar...


Edirne - Karaağaç'ta yeşilliklerin içinde, bin bir türlü çeşidiyle "Yeşil Sera"'da kahvaltımızı yaptık.Lor peyniriyle kavrulmuş biber, çeşitli baharatlardan ağzınızda harika bir lezzet bırakan Poy'a kadar, masadaki her şeyi silip süpürdük desem yeridir. :)


Akşamın ilk ışıklarıyla kendimizi sokağa atıp, biraz kafa dağıtıp, bütün yazın dedikoduları ve özlemleriyle dolu sohbetimizi ettik, yedik, içtik ve çooookkk eğlendik. :)


"Yeşil Sera"'da kahvaltımızın ardından içtiğimiz enfes Türk kahvesi, bütün enerjimizi depoladığımız "Punto Shot Bar"'daki ilk deneyimimiz "Tequila Tabasco"...Acı sosla hazırlanan tekilanın ardından alışık olduğumuz tuz ve limonun aksine, karabiberli domates yemeyi denediniz mi hiç??? Alkol severlerin kesinlikle denemesi gereken bir içecek... :)


Vee gecenin sonu... Üzerimizdeki bütün negatif enerjiyi, elektriği atıp; yüzümüzde kocaman gülümsemelerle ve büyük bir rahatlamayla evlerimize döndük.
Çoğu zaman insan fark etmese de, bir çok şeyi biriktiriyormuş içinde...Ben genelde çevremdeki dostlarımla paylaşarak, anlatarak rahatlamayı tercih edenlerdendim.Ama rahatlamak için her zaman aynı tercih işe yaramıyormuş.

Öyleyse, "AZ LAF BOL EĞLENCE" diyorum ve okullar açılana dek İstanbul'un sefasını sürmeye devam ediyorum.

Peki ya siz içinizde biriktirdiğiniz yaşanmışlıklardan nasıl kurtuluyorsunuz???
Yorumlarınızı bekliyorumm. :))

2 Ağustos 2012 Perşembe

Aynı Pencere, Sen ve Ben ...

Çevremizde insanlar, olaylar, bir curcurnadır gidiyor hayat...
Herkes bir şeylerden şikayetçi, herkes bir şeylerden mutlu, herkes yalnızlıkla savaşıyor ve kalabalıklar içinde, herkes sevdiğiyle mutlu...
Peki ya siz?
Ne kadar farkındasınız hayat akıp giderken yaşananların, yaşadıklarınızın??


Binde bir karşınıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarının ne kadar farkına varıyoruz?
Akşamın bir köründe yorgun bedenimizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında ne kadar fark edebiliyoruz??
Sevmek gayette zor, hele bir de güvenmek...Ama öyle bir gün geliyor ki, öyle bir an oluyor ki...Karşınıza çıkan hayatınızın biriciği ve benzersiz diyebileceğiniz insanla şimdiye kadar düşündüğünüz her şey bir anda yok olup gidiyor.Kendinizi resetleyip kaldığınız yerden devam ediyorsunuz, onunla...

Sadece yanında olmak isteğidir her şeyin ötesinde; yer-zaman-mekan hiç fark etmeksizin...Onun soluduğu havada hayat bulmaktır.Bütün küskünlüklerinle barışmak, midene kelebeklerin hücum etmesi, en berbat melodinin bile kulağında bıraktığı güzel ezgiler ve artık hayatın iki kişiliktir.

Sevmek böyledir, bakışından güven duymak ve elini tutuşundan bütün sıcaklığını hissetmek...Tek bir cümlesiyle berbat bir günün, bir şölene dönüşmesi ve en ufak bir gülüşüyle kalbinize dokunması...

Yani uzun lafın kısası, her ne olursa olsun onu anlamak ve dünyaya aynı pencereden bakmaktır, aşk...

Aşkla kalın... :))

22 Mayıs 2012 Salı

Bir insanın sana ne hissettirdiğini asla unutamazsın.

"Bir insanı unutabilirsin,
bir insanın sana neler yaptığını da unutabilirsin, 
ama o insanın sana ne hissettirdiğini asla unutamazsın."
                                                                      Sigmund Freud

Duygularımız mı bizi yönlendirir, yoksa düşüncelerimiz mi?
Hayatımızda duygular mı daha baskındır, yoksa düşüncelerimiz ve mantığımız mı?


Kızmak, üzülmek, sevinmek, sevmek, nefret etmek, mutlu olmak, acımak, öfkelenmek, korkmak, utanmak, kıskanmak, zevk almak, haz duymak ve daha nice duyguyu yaşıyoruz hayat karmaşasında...

Peki bu duyguları hissettiğimiz anlarda ne kadar farkındayız? O anda hissettiğimiz duyguların adını koyabiliyor muyuz?

"Aleksitimi", duyguları tanıma ve ayırt etmede zorluk...
Çevremizde o kadar çok aleksitimik kişilikler var ki...
Bir insanın duygularının farkında olması ve doğru bir biçimde ifade edebilmesi gerçekten çok önemli bir durum.Ancak o zaman insan insana ve sağlıklı bir iletişim söz konusu olabiliyor.

Düşünce ve duyguların bütünlüğü, aynı zamanda ruh ve beden bütünlüğü anlamına geliyor."Sakın duygularına yenik düşme" diyen insanlar farkında mı bilmiyorum; bir çok mutluluğun tadına duygularımız sayesinde varabiliyoruz.
"Aklım böyle söylüyor ama duygularıma engel olamıyorum." Mutluluk da, huzur da, keyif almak da, sevinmek de, sevmek de ve aşk da birer duyguysa, neye engel olmaya çalışıyoruz biz?!

Beynimizin sol yarım küresi mantık ve aklı, sağ yarım küresi ise duyguları yönetiyor, fakat iki küreyi birbirine bağlayan sinir lifleri, ikisi arasındaki ilişkiyi ve alışverişi sağlıyor.Böylece akıl ve duygular birbirinden bağımsız hareket etmiyor yani...

Mevlana der ki; "Akıl, aşk ve can bu üçü üçgendir, her derde deva, her yaraya merhemdir."

İlk başta sizlerle paylaştığım psikolojinin babası Freud'un sözünde ise bir insanın size hissettirdiklerinin asla unutulmayacağına dair ne söylenebilir?Freud'un cümlesini okuyana dek, böyle bir şeyi anlatabilmenin kelimelere sığabileceğini hiç düşünmezdim.

Bir insanın size ilişkiniz sırasında, değerli mi değersiz mi hissettirdiği duygusunu unutabilir misiniz?
O insanın hiç anlayamadığınız bir şekilde size iyi geldiği hissinin, ne kadar zaman geçerse geçsin silinmesi mümkün mü?Ya da tam tersi ne kadar kötü geldiğinin...

Unutmayın, duygularımız zenginliğimiz, insanlığımız, dünyaya fırlatılışımızdaki ilk "Ben varım" çığlığımız...Duygularınızı anlatmakta gecikmeyin, hissettiklerinizi ve hissettireceklerinizi ertelemeyin.

15 Mayıs 2012 Salı

"İlk Dans" Part 1

Malum yaz geldi ve havanın ısınmasıyla düğün mevsimi de açılmış bulunuyor.
Düğün gününüz yaklaşıyor ve önemli bir ayrıntı var.
"İlk dans"ınız, "sizin şarkınız", hayatınız boyunca hiç unutmayacağınız o anı melodisiyle akıllara kazıyacak o şarkı...

Yıllar geçse de nerede ve ne zaman duyarsanız duyun, sizi o ana tekrar götürecek şarkıyı sizin yerinize bulup, bir nebze de olsa katkıda bulunmak istedim efendim... :))


Yapılan anketler sonucu seçilen bir kaç romantik şarkıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.Bu listede klişe şarkılar da var, hiç duymadıklarınız da! Ama klişe diye sakın es geçmeyin, o anın büyüsünü sizlere yaşatan her zaman klasikler olacaktır.

İşte sizlere öneriler...

  1. Phil Collins - A Groovy Kind Of Love  youtube.com 
  2. Lonestar - Amazed  youtube.com 
  3. Leona Lewis - A Moment Like This  youtube.com 
  4. Robbie Williams - Angels  youtube.com 
  5. Carpenters - Close to You  youtube.com 
  6. Enya - Only Time  youtube.com 
  7. Bryan Adams - When You Love Someone  youtube.com 
  8. James Blunt - You're Beautiful  youtube.com 
  9. Diana Ross - Endless Love  youtube.com 
  10. Enrique İglesias - Hero  youtube.com 
  11. Take That - How Deep İs Your Love  youtube.com 
  12. Elvis Costello - She  youtube.com 
  13. Rod Stewart - Have I Told You Lately  youtube.com 
  14. Oleta Adams - Get Here  youtube.com 
  15. Evanescence - My İmmortal  youtube.com 
İlk dans, özeldir.Sevdiğiniz karşınızda tıpkı sizin gibi düğünün heyecanıyla yaprak misali titrerken, gözlerinizin daha önce buluşmadığı gibi ve kalbinizin birbiriniz için daha farklı atmaya başladığı bir andır.
Tüm yeni evlenecek çiftlere mutluluklar diliyorum...

3 Mayıs 2012 Perşembe

Bekarlığa Veda Partisi Volume 1

Müge ve Sertaç evleniyor... :)
İkisi içinde ortak düzenlediğimiz bekarlığa veda partisi, ilginç sürprizler ve eğlence dolu bir geceydi.Evliler kervanına katılmadan önce tüm dostların toplandığı, gülümseyen yüzleriyle eğlenceye dahil olduğu geceden, Müge ve Sertaç'ın mutluluğuna dair güzel kareler...

Gecenin belkide en beklenmedik sürprizlerindendi "Gelin Olacak" ve "Damat Olacak" yazılı kuşakları...Kapıdan girdikleri gibi üstlerine taktığımız kuşaklarıyla, aşkını doyasıya yaşayan ve bütün güzellikleri sonuna kadar hak eden güzeller güzeli gelinimiz ve gözlerinin içi aşkla gülümseyen bitanecik eniştemiz... :)

Birlikte hep mutluyuz ve hep mutlu olalım inşallaahh... ;)

Bekarlığa veda gecesinin vazgeçilmezi kırmızı duvaklarımızla çokta güzelizz ki biz... :))


Yakın zamanda olmayacağı kesin ama bir gün bende gelin olacağım.Ve bunu belgelemek istedim sanırım.. :))))

Bütün güzellikleriyle, komik anılarıyla, ilginç sürprizleriyle, Sertaç maskelerimizle, kırmızı duvaklarımızla, baloncuk tabancamızla ve sevdiğimiz dostlarımızla bekarlığa veda partimizde çok eğlendik.Seneleri aşan birlikteliklerine adım atarlarken, Müge ve Sertaç'ın yanında olmak da hem gurur verici hem de tahmin bile edilemeyecek kadar mutlu edici bir şey...
Tabii ki eğlence bununla sınırla kalmıyor.Kına gecemizden ve düğünümüzden de en güzel anıları ve "bu anı dondurmalıyız" dediğimiz güzel kareleri sizlerle paylaşacağım.
O gece ki gibi hep mutlu olun ve hep gülümseyin inşallah canım arkadaşlarım... :)

25 Ocak 2012 Çarşamba

Mükemmel çift olabilmek için 3 ipucu...

Herkes uyumlu bir çift olup, mutlu bir ilişki sürdürmeyi hedefler her yeni başlangıçta...Ama çoğu zaman "cicim ayları" vadesini dolduruncaya kadar sürer bu mükemmel ilişki, sonrasında başlar kaos dolu ve mini minnacık bir sıkıntının bile ruhsal dengemizi bozduğu dönemler...
"Aşkın Nörobiyolojisi" adlı kitabın yazarı Psikolog Dr. Brent J. Atkinson'a göre mükemmel bir ilişkiyi sürdürmenin yalnızca 3 kuralı var.Bunları ilişkinizde uygulamaya başladığınızda, bu temel anahtarlar ilişkinin kalitesini de arttırıyor.
İşte mutlu bir birliktelik için 3 ipucu...


 Aşkınızı gösterme derecenizi arttırın.Mutlu çiftlerin kendi aralarında romantik sayabilecekleri yada daha birbirlerine ait hissettiren hareketleri, dokunuşları vardır.Örneğin, arkadaşlarının önünde komplimanlar yapma yada küçük bir not kağıdı üzerine sevgi sözcükleri yazıp aynaya yapıştırmak gibi...Bunlar ne kadar basit şeylermiş gibi görünse de, bazen bu basit dokunuşlarla ilişkinize nasıl bir değişim kattığınızı tahmin bile edemezsiniz.


 Hep pozitif olun.İlişkilerinde başarılı olan çiftler, aşklarını her zaman ön planda tutarlar.Bir anlık sinirle hareket etmektense, daha düşünceli bir tavır takınırlar."Neden gecikti" diye sinirlenmek yerine, "Onunla vakit geçirmek için sabırsızlanıyorum." diye düşünmeyi tercih ederler.

 Ufak problemlerle vakit kaybetmeyin.Mutlu çiftler, ilişkilerinde yaşadıkları ufak pürüzler karşısında sakin kalarak, bunların ilişkilerine zarar vermesini engeller ve kısa sürede bu pürüzleri halledebildikleri için birbirlerine daha fazla zaman ayırabilirler.Bu bütün problemleri içine atmak anlamına gelmiyor.Ama çözmek yada büyütmemek mutlu bir ilişkinin sırrı olsa gerek.
Tabii ki siz aşk patlamaları yaşarken, bütün pozitif düşüncelerle sevgilinize sarılırken ve problemsiz bir ilişki yaratmaya çabalarken, erkek arkadaşınız yerinde sayıyor ve odunluğundan hiç bir şey kaybetmiyorsa; ben buraya 3 değil, 33333 ipucu da yazsam nafile...Size geçmiş olsun diyorum sadece...:)))

29 Aralık 2011 Perşembe

Yeni Yılda Yeni Kararlar

Yeni yıla girmeye ramak kala yeni kararlar alıp, yeni yılda daha uygulanabilir kararlar ve ulaşılabilir hedeflerle daha mutlu olmanız mümkün.İşte size yardımcı olacağını düşündüğüm ufak tefek tiyolar...
Beni ne daha mutlu eder? :Hobilere daha fazla zaman ayırmak, arkadaşlarla daha fazla zaman geçirmek, etkinlikleri daha sıkı takip etmek, farklı insanlarla tanışmak...Ve daha pek çok şey...Peki bunlardan hangisi yada hangileri sizi daha mutlu eder?Bunları yeni yılda hayatınıza daha fazla katmaya çalışın.Eminim daha mutlu olacaksınız.Bir de tersini düşünün, sizi mutsuz eden şeyler...Eşinizle yada erkek arkadaşınızla daha fazla tartışmak, çocuklarınızı azarlamak, asosyal bir insan olmak...Bunlarıda yeni yılda hayatınızdan çıkarmak için çabalamaya karar verin.Unutmayın, inanmak başarmanın yarısı demezler mi...:))
Hayatımda neleri değiştirebilirim? :Karar vermek zor ama verilen kararları uygulamak daha zor öyle değil mi?Düşünün mesela her pazartesi başlanan ve salı sona eren rejim çılgınlığı gibi...:)Olumlu olmak, hayatın daha eğlenceli yanlarını görmek ve hayattan keyif almanızı sağlar.Ama tüm bunları ölçüp tartmak ve uygulanabilir olup olmadığına karar vermek pek de kolay değil.Öyleyse daha uygulanabilir kararlar almak lazım.Örneğin, "Haftada en az bir kez sinemaya gideceğim." yada "Kendimi kötü hissettiğimde eğlenceli şarkılar dinleyeceğim." gibi somut kararlar almak hedefe ulaşmanızı kolaylaştırır."Bundan böyle sağlıklı besleneceğim." gibi muğlak kararlardan ziyade "Her öğlen salata yemeye özen göstereceğim." diyebilirsiniz.
Kararlarımda "evet"lere mi, "hayır"lara mı daha fazla yer vermeliyim? :Bazı insanlar negatif kararlardan hoşlanmazlar.Yani "hayır, "yapmayacağım" gibi net olumsuz kararları pek sevmezler.Bu durum sizi anlatıyorsa, pozitif kararlar almayı deneyin.Neticede bir cümle iki yönden de kurulabilir.Fakat negatif kararlar almak sıkıntı yaratmıyorsa, aynı yoldan devam...:)

Yeterince ulaşılabilir hedefler mi koyuyorum kendime? :Çoğu insan yeni yıla müthiş bir hırsla girip, kendine büyük hedefler belirliyor.Bu hedefler doğrultusunda bütün hırsıyla başladığı yılın daha ilk ayında, aldığı kararları uygulamada başarısızlıkla karşılaşıyor.Tavsiyem küçük ama etkili hedefler ve kararlarla, yeni yıla küçük adımlarla başlayın.Küçük başarılar, büyük hedeflere ulaşmak için sizi hem motive eder hem de enerji verir.
Belirlediğim hedefler benim kontrolümde mi? :"Bu yıl kızımın/oğlumun üniversiteyi kazanmasını hedefliyorum." yada "Erkek arkadaşımın romantik olmasını hedefliyorum." gibi sizin elinizde olmayan kararlar, uygulamada işinizi zorlaştırabilir.Sadece kişisel kararlar vermeli ve uygulamada sıkıntı çekmemelisiniz.Böylece kararlarınızı kontrol etmeniz de daha kolay olacaktır.
Ben ise yeni yıldan sadece bana huzur getirmesini bekliyorum.Tabii ki çok sevgili "sevgilim" yanımda olduğu sürece, onunla ve ailemle birlikteeee... :))