ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Evlilik aşkı bitirir mi?

Büyük umutlarla ve heyecanla başlayan bir çok hikaye, bir süre sonra sekteye uğramaya ya da çatırdamaya başlıyor. İlk günlerdeki bağlılık sanki zaman ilerledikçe ufak ufak çözülmeye, hatta belki de kopma derecelerine bile gelebiliyor.
Bu durumda da ilk akla gelen şey, evliliğin aşkı öldürdüğü düşüncesi oluyor. Maalesef bu çıkarım tamamen bir kaçış! Bakalım evlilik mi aşkı öldürüyor yoksa biz insanlar mı sebep oluyoruz bu durumlara...
Evliliğinizin ilk günlerini düşünün; nasıl da birbirinize karşı anlayışlıydınız, söylediklerini değil söylemek istediklerini bile şıp diye anlayıverip harekete geçiyordunuz, sırf o kendini değerli hissetsin diye düşünüp dururdunuz belki de neler yapabilirim diye, eşiniz sadece özel günlerde değil her gün kendini özel hissetmeliydi çünkü...
Evlilik aşkı öldürmüyor, sadece zaman aşımına uğruyoruz. Kendimiz bu hale getiriyoruz da diyebiliriz.


Özensizleştikçe aşk biter.
Özenle hazırlanan sofralar ya da özenle giyilen kıyafetler değil aslında buradaki konu... Konuşurken özensiz olmak, ne hisseder diye düşünmemek; hareket ederken özensiz davranmak, ne düşünür diye önemsememek; yemek yerken özensiz davranmak, benim için uğraşmış diye bir an bile aklınıza gelmemesi; mutlu etme konusunda özensiz davranmak, zamanla yabancılaşmak ve ne şekilde mutlu edeceğiniz konusunda bilinçsizleşmek... Kısacası evlilik hayatınız sizin seçiminiz; özenle yaşamak ve sevmek de sizin elinizde, sadece nefes almak da...

Sözünde durmadıkça aşk biter.
Bir ilişkiye istikrarla devam etmek, verilen sözlerin ne kadar tutulduğu ile fazlasıyla alakalıdır. Şu ya da bu sebeple tutmadığınız sözler yüzünden aranıza mesafeler girebilir. Daha da kötüsü eşinizin size karşı saygısını da yitirebilirsiniz. Temelinde saygı olmayan hiçbir ilişki, başta evlilik olmak üzere,  sağlıklı bir şekilde ilerlemeyecektir. 

Değer verdiğini göstermedikçe aşk biter.
Birine değer vermenin en güzeli, pahada hafif maneviyatta büyük şeylerle mümkün olabilir. Birini düşünmek, değer verdiğinizin en güzel göstergesidir. Evlilikle birlikte birbirinizi daha iyi tanımış ve hoşlandığınız-hoşlanmadığınız bir çok şeyi kavramış oluyorsunuz. Dolayısıyla eşinizin yüzünde bir tebessüm yaratmak için fazla düşünmeye ihtiyacınız yok diye düşünüyorum. :)

Sevginizi yitirmeden, her gün mutlu olmaktan ziyade mutlu etmek üzerine çaba sarfederek, o ilk günkü aşkla yaşamanız dileğiyle...
"Aşk"la kalın.

2 Ağustos 2019 Cuma

Mekanın Sahibi Geri Geldi :)

Son dönemde popüler olan diss atma muhabbetlerine atıfta bulunmak değil elbette amacım. 3 yılı aşkın bir süredir yazmadığım blog sayfama geri dönüşün bir müjdesi...
Hayat hızla akıp giderken, üniversite yıllarımda yazmaya başladığım blog sayfama bir de evli kafasıyla hızlı bir dönüş yapmaya karar verdim. Dolayısıyla bulunduğunuz sayfaya mekanın sahibi geri geldi. :)
Evet, evlendim! 
Hani "yok ben evlenmeyeceğim, ay evlilik bana göre değil..." diyenlerdendim ben de. Yakın bir arkadaşım günün birinde demişti ki, karşına öyle biri çıkıyor ki sen hazır mıyım ne oluyor diyene kadar evlenmiş oluyorsun! Hakikaten de öyle oldu. 

Hızlı bir karar diyemem; çocukluğumun en çılgın dönemleri, saklambaç oynarken saklanamadığım, gençliğimin en ergen dönemleri, dertlerimin ortağı, her anımı paylaştığım, dolu dolu geçmişim olan adamla sonsuzluğa "Evet" demek... 
Herhalde hayatımın en can alıcı noktasıydı evlilik... Kimi zaman ürkütücü gelirdi bana, kimi zamanda büyüleyici...
2 senelik tecrübemle söyleyebileceğim çok fazla şey yok elbette; ama hiç yok da diyemem. Mesela evlilikle iki kişilik yaşam başlıyor ister istemez, sadece masadaki yemek tabakları 2 kişilik olmuyor yediğiniz her lokma ikiye bölünüyor; sabah 2 kişilik bir hayata uyanıyorsunuz; her an ve her his karşılığını mutlaka buluyor; her geçen gün daha fazla 2'ye bölünüyor her şey ve kızgınlıklarınız da oluyor elbet, işte o zaman anlıyorsunuz eskisi gibi trip atmanın, laf sokmanın işe yaramadığını... :)
Kısacası aynı evi paylaşmaya başlamak yürekte başlıyor. Sevginizi koruyabildiğiniz sürece de, o masada hep 2 kişilik servis olmaya devam ediyor.


Kadın ve erkek; farklı iki cumhuriyet gibidir. İlişkiler de zorludur bu sebepten ötürü, bilirim. Bir insanı tanımak, ona bağlanmak, kendinizi teslim etmek o kadar da kolay olmuyor. Ancak bir zamanlar arkadaşımında bana söylediği gibi, beklenmedik anda çalıyor kapınızı aşk da evlilik de... 
Düğün mevsimi de devam ediyorken, yakında düğün postuyla sizlerle olacağım.
"Aşk"la kalın...

26 Mart 2016 Cumartesi

İçimden geldi yazısı...

Bugün durup dururken aklıma geldin çocuk... Şarap misali yokluğun, yıllandıkça çökmüş derinlerime; bu halini de fark etmeden sevmişim meğer... Örümcek bağlamış kenarı köşesi yaşananların, öylece beklemiş sanki bir gün hatırlanmayı yeniden.
Belki de sırf bu sebepten karışamamışım hayatın içine, alışamamışım "bir dahaki sefer"in olmayışına, kucaklayamamışım yaşadığım anın hislerini ve her şey değişse de içimde bir şeyler beklemiş, tozlu raflarında gözlerimin...
Baktığım yerlerde ol istemişim bilmeden, her şey aynı kalsın diye beklemişim düşünmeden, sevmişim aslında bu sızıyı... Bilememişim belki de ben, her şeyi aynı tutsam da, başka zamanda olduğumu... Gerçeği kabul etmediğimi fark ettim sonunda; gereksiz bütün acı çekişlerin de sebebi bu ya... Hep bir savaş, inatlaşma, bilek güreşine tutuşmuşuz yaşananlarla; bir hikaye yazmışız belki de, hep daha fazlasını istemişiz veresiye geçmeyen kalplerden ve sadece istemişiz.
Kabullendiğimi sandığım yaralarım geçmiş elbette, üzerimden kabukları düşmüş. Kurtuldum derken seninle yaşadığımı fark ediyorum, hayatımdaki izinle... Ama dedim ya, aynı şehirde ve aynı sokaklarda olduğumuzu hissetsem bile, başka zamandayız biz seninle... Tüm bunlar içimden geldi, izninle...

21 Aralık 2015 Pazartesi

Birinin "eskisi" olmak

Her şey içinizi kıpır kıpır eden bir heyecanla başlar. Dünyanın en kusursuz adamı / kadınıdır karşınızdaki... Ne hayaller kurulur hemen, ne planlar yapılır geleceğe dair... Zaman geçtikçe, yani kadın ve adam yıllandıkça, daha da lezzetlenir aralarındaki ilişki... Tabii bu sırada birbirlerini tanıdıkça, ilişkinin tuzu biberi dedikleri tartışmalar da kaçınılmaz. Çoğu zaman halledersiniz sorunları ya da hallettiğinizi zannedersiniz. 
Zordur kadın erkek ilişkileri; bazen aşkı sevgiyi bir tarafa bırakmayı gerektirir. Söz konusu olan en önemli konu "algı" oluverir.
Hani hep deriz ya "algıda seçicilik" diye, gereken önemi vermeyiz ortak algılara... 
Dünyaya aynı pencereden bakmaktır aslında "algı" dediğimiz şey. İlişkilerde de olmazsa olmazdır. Sadece sevgililik, evlilik, flört dönemlerinde değil; birinin hayatında artık "eski" olduğunu da algılamalıdır insan. Bu da demektir ki, dünyaya farklı pencerelerden bakıldığını, olayları ve kişileri farklı süzgeçlerden geçirdiğini, gördüğü ve duyduğu şeyleri farklı anlamlandırdığını, kısacası artık farklı hissettiğini ve hissettirdiğini algılamalıdır insan.


Evet, her ilişki güzel başlar, yaşanan her an kıymetlidir, farkında olmadıklarınız sizi daha da mutlu kılar. Taa ki fark edene kadar... Aynı algı biçimine sahip olmayan insanlar, olayları öylesine farklı yorumlar ki; bir de buna "ben haklıyım" tabusu yerleşince dikenli tele dönüşen erkek arkadaşlar / kadınlar kaçınılmaz olur. 
İşin en kritik noktası da, bir şeylerin artık farkına varmak ve hayatınızı doğru yönlendirmektir. Direksiyonu kırıp doğru yerde U dönüşü yapmak gerekir bazen. Eee tabii bir de kabul edip, saygıyı yitirmemek; yani işin özü, ilişkiler başlarken de biterken de "adam gibi" olmak...
"Biz " olmak zahmetli bir iş; bu zahmete hem katlanamayıp hem de saçma sapan triplere girmek, artık birisinin "eskisi" olmayı kabul etmemek, sanıyorum ki insanların yapacağı en anlamsız hareket olacaktır. Kırılınca insan ilişkileri orta yerinden, alçı tutmaz; kemikleri kaynasa, kanı kaynamaz. 
Eskiler derler ya, "boşa kürek çekmemek" lazım. Karşılıklı olarak birinin eskisi olduğunuzu kabul etmek lazım.

"Aşk"la kalın... 

31 Ağustos 2015 Pazartesi

"AŞK" denilen şey evren gibidir; sürekli büyür.

Aşk için herkes farklı farklı şeyler düşünür; kimi zaman biter derler, kimi zaman da sonsuzdur.
Geçenlerde bir yazı okudum ve ben hayatımın aşkını bulduğumu anladım. Bakalım siz hayatınızın aşkını buldunuz mu?


"Katiyen kimseye anlatmam!" dediğin şeyler illaki vardır. Ama gün gelir, aşık olursun ve dersin ki: "Hayatımın aşkını buldum!" Ve kimselere söylemediğin, anlatmadığın acılarını, mutluluklarını, isteyerek ya da istemeyerek anlatmaya başlarsın. Her halini görmesi artık senin için bir problem demek değildir, aksine bu hoşuna gitmeye başlar; ona sığınırsın, onunlayken güçsüz olmak umrunda değildir.



Belki insanların sana bir şeyler anlatmasından hoşlanmıyorsun, onları dinlemek bir yerden sonra sıkıcı geliyor olabilir senin için. Ama hayatının aşkını bulduğun zaman, onun her anlattığını, dudaklarından dökülen her kelimeyi can kulağıyla dinlersin. Çünkü onun anlattığı her şeyin bir anlamı olduğunu düşünürsün. Ve ondan yeni şeyler öğrendikçe mutlu olursun, daha çok ve daha çok mutlu olursun.
Herkesin sırları olduğu gibi, senin de vardır gizlediklerin, hani o açılmamış kartlar... Ama artık onunlayken sır saklamanın gereksiz olduğunu düşünürsün, açıverirsin elindeki kartları hiç düşünmeden. Çünkü artık sırlarını paylaşabileceğin, sırlarını korkusuzca açığa çıkarabileceğin biri vardır senin için. Ve en önemlisi, bunu bilinçsiz bir şekilde de yapabilirsin. Unutma ki, onunla üzerine düşünülmüş, planlanmış, programlanmış bir şey yapamazsın. Her şey kendiliğinden gelişir, tam anlamıyla kendinsindir onun yanında.
Elbette önceliklerin olmuştur bu zamana kadar hayatta, bir bakmışsın ki onunla her şey allak bullak olmuş. Çünkü önceliklerin bir yana, o bir yana olmuştur artık senin için. Hayattaki önceliklerini sıraladığın listeyi yok edersin birden, "her şey için değer o" diye düşünürsün içinden.
Eskiden zaman çok yavaş akıyordu belki senin için, geçmiyordu bir türlü saatler, ama artık onunlasındır ve zaman mefhumu yok olmaya başlamıştır. Adeta akıp gider zaman, nasıl geçtiğini anlamazsın onunlayken.
Ve uzadıkça uzayan tartışmalar, kavgalar... Ama onunlasındır artık, orta yolu bulursunuz. Zamanla öğrendiğin şeylerden biri de hiçbir şeyi büyütmemek, alttan almayı bilmek, yani fedakarlık etmek, onun üzülmesini engelleyecek her şeyi yapmak olur.
Eskiden anlık yaşıyordun belki, gelecek senin için çok uzaklardaydı ve sanki hiçbir zaman yüzleşmeyeceğin bir şeydi senin için. Ama artık hayatının aşkını bulmuşsundur, onunla birliktesindir ve geleceği düşünmek zorunda olduğunu hissedersin.
"Aşk bu, çok uzun sürmez" ya da "Aşkın da her şeyin gibi bir süresi vardır" diyenler olacaktır, boş ver onları, hayatının aşkını bulduğunda anlarsın zaten, aşk denilen şey evren gibidir, sürekli büyür.
"Aşk"la kalın.. :)

2 Temmuz 2015 Perşembe

Çünkü aşık oldum ben!

Son günlerde dinlemekten büyük keyif aldığım bir şarkı var. "Kocan Kadar Konuş" film müziği olarak da bilinen, Model'in "Pandalar" şarkısı tabii ki... İnanılmaz eğlenceli, aşkı doya doya hissedebileceğiniz ve bir de aşıksanız o yakışıklıya ya da dünyalar güzeline, tadından yenmeyecek bir şarkı. :)
Aşkı yaşıyorsunuz doyasıya, fakat acaba gerçek bir aşk mı yaşadığınız, yoksa gelip geçici bir heves mi?
Yaşadığımız hissin gerçek bir aşk olduğunu söylemek mümkün mü? Bazı ilişkiler için bunu belirlemek zor olsa da, bazı ipuçları bize yardımcı olabilir. Birisi için aşk olan, diğeri için güçlü bir cazibe ya da derin bir hoşlantı olabilir. Yaşayış tarzı ve belirtiler kişiden kişiye değişiyor, söz konusu aşk olduğunda...
Sizlere yardımcı olacağını düşündüğüm küçük detayları paylaşmak istiyorum. Kendi durumunuzu anlamanız için işte detaylar;



Aşık olup olmadığınızı anlamanın başlıca yolu, vücudunuzun verdiği tepkilerdir. Sadece düşünürken bile nasıl reaksiyonlar gösterdiğinizi gözlemleyin. Bazen ufak bir titreme, heyecanla kalp ritminde bir artış, midede kelebeklerin uçuşması ya da kendinizi gülümsemekten alıkoyamıyorsanız, teşhis belli; aşık olmuşsunuz. :)




Endişe de aşkı belirme de önemli bir ölçüttür. Tabii ki bahsettiğim, obsesif olmayan bir endişe... Onu merak etmeniz, obsesif ya da negatif bir endişe barındırmamalı. Aksine onun mutlu ve huzurlu olduğundan emin olma telaşı içinde hissetmeniz, ona karşı yoğun duygular barındırmanızdan kaynaklanmaktadır.

Sevgi dolu hislerle kendinizi bulutların üzerinde hissedebilirsiniz. Bir de kendinizi iyi hissetmek vardır ki, bu da daha güçlü, her işin altından kalkabilecek gibi hissetmenize ve daha olumlu düşünmeye başlamanıza neden olur. Bu da çoğu zaman aşkın gücünden kaynaklanır.

Yaptığınız her şey de biraz sevdiğinizi buluyorsanız, gittiğiniz her yerde onunla ilgili detaylara takılıyorsanız, parfümünü tanıyor ve konuşurken vurgulamalarını, tercih ettiği kelimeleri önemsiyorsanız, onu hayatınıza dahil etmişsiniz demektir. Gerçekten aşık olduğunuzu size bu hisler de anlatabilir.

Aşk iki kişiliktir elbette. Fakat öylesine coşkulu ve kabına sığmayan bir histir ki, herkes duysun bilsin istersiniz. Bağıra bağıra "seni seviyorum" demek, o benim sevgilim eşim/kocam diye vurgulamaktan kaçınmazsınız. Hem her zaman gurur duyarsınız, hem de bunu göstermekte oldukça cüretkar davranırsınız. Çünkü aşk böyle bir histir, yakışanı budur.

Gerçekten aşık olduklarınızla, "Aşk"la kalın... :)

2 Mayıs 2015 Cumartesi

SEVMEK GİBİ SEVMEK

Uzun bir aradan sonra sevgiyle dönmek istedim takipçilerime. Bu gün güzel bir yazı okudum sabah sabah... 
Sevmek ve mutluluk birbirine kenetlenmişken, sevgiyi hoyratça kullanıp mutsuzluluğa dönüştürmek neden?
Lafa gelince hepimiz seviyoruz ya, seviliyoruz bir de çokça... Her şey çok güzel giderken, sevgiyi doyasıya yaşarken bile endişelerimiz peşimizi bırakmıyor. Mutluluğun çok kısa bir rüya olduğuna alıştırılmışız zaman içinde. Mutsuzluğa alışmadan yaşamak gerek sevgiyi aşkı, bunu biliriz de işte; oysa mutluluk bir amaç değil. Mutluluk, geçici dünyanın hoyratlığına katlanabilmemiz için verilmiş bir ödül. Aşk da böyle, sevgi de, sevda da...
Hani bazı değerlerin ne denli kıymetli olduğunu, yitip gittiklerinde anlarız ya çoğu zaman, insanoğlu işte elinde değil ki... 
Her ilişki büyük umutlarla, aşkla başlıyor halbuki. Senelerce süren evliliklere baksanıza, annemlerimiz babalarımız misal, yani diyeceğim o ki eski aşklar... Onlar değil midir ki, mutluluğa heveslendiren insanı ve inandıran sağlam beraberliklere.
Şimdi sorguluyorum o zaman ki sevgi ile günümüzdeki sevgi denilen duyguyu... Başlangıç hep aynı da sonunda nedir değerini yitiren?
İnsanlar ayrılıyor, boşanıyorlar, adamlar kadınlarını aldatıyor, kadınlar ekonomik ölçüde erdikleri rahatlıkla saygılarını yitiriyor, seviyoruz diyorlar da mutsuz mutsuz yaşıyorlar birbirlerinden ayrı... 



Aynı evde duruyorlar da konuşmuyorlar bile. Sevgiyi hoyratça kullanmak değil de, nedir bu?

Sevgiyi de aşkı da günümüz şartlarına göre yaşıyoruz illa ki. Fakat bakıldığında geçmişten gelen aşklar, günümüz koşullarına daha bir dayanıklı, sevgisi için direnci daha yüksek her geçen gün...



Şimdilerde ise, öyle çok insan sevginin ne denli bulunmaz hint kumaşı olduğunu, arayıp da bulamadığımız mutluluğun kilit noktası ve hayatımız boyunca sahip olabileceğimiz en değerli ödül olduğunu anlamadan göçüp gidiyor ki... Yaşamak denen şey sevgisiz olduğunda, sevilmeden bir de; nefes alıp vermekten ibaret değil midir ki?

"Aşk"la kalın...

8 Ocak 2015 Perşembe

Kalplerin Ülkesinde

Hırslarımız var, hiç yapmadığımızı iddia ettiğimiz..sonra elalem ne der'lerimiz var çokça..ya da yaptıklarım karşısında ne düşünür'lerimiz var her defasında bizi engelleyen..bir sıkıntımızda pireyken deve yaptıklarımız, normal olan durumları çapraşık hale sokmalarımız var..içinden çıkılmaz hale gelene kadar bekleyip, en olmadık zamanda yaptığımız çıkışlarımız var, yere çakılmamıza sebep olan..zamanında yürekli olamayışlarımız var, yitirdiklerimiz var bu sebepten..çekincelerimiz var bir de, arkadaş sadece arkadaş, kanka sadece kanka olabilir diye uydurulmuş tabuları yıkamayışlarımız var..gereksiz yere saçtığımız değerlerimiz var, sonunda kendimizi değersiz hissetmemizinde bir sebebi..


Sabrımız var, taşmak için dolmayı beklemeyen... Gülüşlerimiz var yerli yersiz, hangi kalbin ülkesinde başkent olduğu bilinmeyen... Hesaplarımız var birbirimize dair, görülmemiş duyulmamış ya da çarpanlarına ayrılmış kimi zaman... Hayallerimiz var, ucu bucağı olmayan ve birbiri üzerine konmayan... Dostlarımız var anılarla dolu, farklı farklı hayatlarda ve ırak diyarlarda... 
Bir de aşklarımız var... Seslerini dahi unuttuğumuz, birilerinin gülüşüne-bakışına hapsolmuş... Bizden önceleri var, kimi zaman değerli kimi zaman beş para etmeyen; bir de sonraları var, hüzünleri peşi sıra getiren, belki de kaplumbağa hızıyla iyileştiren...
En önemlisi, an'larımız var, şu an'ımız var... En yaşanılası olan, paha biçilemeyen ve tüm güzellikleri hak eden...
Bu sebepten, şimdi çokça sevin, o ya da bu ne düşünür demeyin, kalbinize kulak verin..

"Aşk"la kalın... 

2 Ocak 2015 Cuma

İnfografik Evlenme Teklifi

Yeni yılın ilk postuyla sizlerleyim. Bu yılın yaşanacak güzel anılarla, musmutlu günlerle, huzur ve aşk kokan ilişkilerle dolu bir yıl olması dileğimle postuma başlayabilirim.

İnfografik; yani bilgi ve verileri görsel olarak sergileyen grafikler anlamına geliyor. Peki infografik evlenme teklifi dediğimiz olay nedir?

Bir gün internette bir infografik ile karşılaşıyor Emanuele Colombo ve buradan aldığı istatiki bilgiler doğrultusunda bir video hazırlıyor. "Ruh İkizi Olduğumuzun Kanıtı" ismini verdiği video ile vermek istediği mesaj şu ki; 
dünyada aynı dili konuştuğum ve dünyaya aynı pencereden baktığım bir kadın bulma oranım çok düşük, eğer seni bulduysam inan ki biz ruh ikiziyiz.
Söz konusu infografik, günümüz tüketim toplumunun yarattığı ilginç evlenme teklifleri modasının bir ürünü oluyor ve Drake Martinet bu verileri kullanarak hazırladığı infografik ile sevgilisi Stacy'e evlenme teklif ediyor.
İşte bu güzel evlenme teklifinin detayları;

"Stacy, sen her zaman bizim ruh ikizi olduğumuzu söylersin. Birbirimiz için yaratıldığımızı... Bense hep dünyada kaç kişi yaşıyor, daha iyi birisini bulma şansımız çok düşük gibi, pek de romantik olmayan cevaplar verirdim. Hayatımda olduğun için ne kadar şanslı olduğuma daha yakından bakmaya karar verdim."
"Dünyada 7.000.000.000 kişi yaşıyor. Bunlardan kaçıyla tanışabilirim? En fazla %4’üyle. Sadece kadınları hesaplayabilmek için 2’ye böl. 25-29 yaş arası için de 0,08 ile çarp. Düzgün İngilizce konuşmayanları elemek için de %88’ini çıkar. Böylece geriye hayatım boyunca tanışabileceğim, konuşabileceğim ve aşık olabileceğim 1.340.000 kişi kalıyor. Ama daha fazlası da var! Sadece %3’ü beni güldürebilir. Sadece %2’sinin hem içi hem de dışı harika. Sadece %6’sı böyle bir şey hazırlayan bir ineği sevebilir. Sadece %1’i hayatıma tamamen mutluluk getirebilir. 

Bekle bir dakika. Sonuç 0,48 çıkıyor. Dünyada senin kadar mükemmel olan kadınların sayısı. Stacy, senin mükemmelliğine ulaşmak istatistiksel olarak imkânsız. Sen bu mantıklı adamın mucizelere inanmasını sağladın. Mucizeler gerçek olmalı çünkü sen bunun kanıtısın. Seni seviyorum. Bu da mantıken beni son bir soruya götürüyor: 
Stacy, benimle evlenir misin?"

Ve harika fon müziği eşliğinde hazırlanmış infografik evlenme teklifi;


"Aşk" dolu bir yıl diliyorum... :)

22 Temmuz 2014 Salı

Romantizmde ALTIN VURUŞ (!)

Aşık kadın davranışları, aşırı dozda romantizm, ilgi manyaklığı, sevgi patlamaları... biz kadınların mayasında var sanırım.Fakat bu davranışlar erkekler tarafından nasıl algılanıyor biliyor musunuz?? Çoğu zaman erkeklerin hiç sevmediği kadın davranışları içerisinde liste başı olabiliyor.
Kaldı ki, erkekler de ilişki içerisinde zaman zaman romantik dokunuşlarda bulunabiliyor.Sorun şu ki; erkeklerin romantizm anları ile bizim ki pek tutmuyor sanırım.Onlar anın keyfini yaşayıp noktalamak isterken, bizler altın vuruşla uçmak istiyoruz anlaşılan. :)
Kendinizle yüzleşmeye ne dersiniz?
İşte size ilişki kurtaracak nitelikte minik minik tavsiyeler...



Çoğu zaman sevgilinize romantik, sevgi dolu mesajlar göndermek kendini iyi hissettirebilir.Ama emin olun, bu mesajları okurken erkekler hiçbir zaman kadınlar gibi triplere girmezler.Bu nedenle dozunu iyi ayarlamak gerekiyor.Onu canımlı, cicimli mesajlarınızla fazla boğmamalısınız.



Yıl dönümü, doğum günü, sevgililer günü, ilk tanışma günü vs vs...Sanırım kadınların elinde olsa her güne yeni anlamlar yüklemekte üstün başarılar elde edebilirler.Fakat erkekler bu durumu çoğunlukla biraz itici buluyor.Ve böyle günlerde sizin aksinize, ayıcık-fotoğraf-aksesuar gibi hediyelerden pek hoşlanmıyorlar.Erkekler daha maskülen hediyelerden hoşlanır.

Sıra geldi "minik pandam, börtüm böceğim.." gibi hitap şekillerine...Bence fazla uzatmaya gerek yok, en iyisi bu hitapları başbaşa olduğunuz zamanlarda kullanın.

Bizkadınlar hislerimizi ne kadar saklamaya çalışsak da, mutlaka bir yerlerde fire veriyoruz.Sevgimizi göstermekten ise çoğu zaman hiç çekinmiyoruz.Sürekli "seni seviyorum" mesajları, "seni özledim"ler zamanla erkekleri soğutuyor.Çünkü karşılığında kendileri de söylemek zorunda hissediyorlar.Bir süre sonra bu sevgi sözcükleri bir bağımlılık göstergesi olabilir.Unutmayın, erkekler karşılarında güçlü kadınlar görmek isterler.

Bir de " bana neden çiçek almıyorsun?" triplerimiz var maalesef.Bize kalsa, her gün iş yerine çiçek göndersin, her akşam eve elinde kocaman bir buket çiçekle gelsin, her yere çiçekler serpilmiş bir yatakla karşılanalım...Evet bunlar çok hoş davranışlar ve kadınların beklentileri arasında daima yer alıyor, biliyorum.Fakat bu davranış şeklini benimsememiş bir adamdan zorla romantik bir prens yaratamazsınız.Bu sadece kendinizden uzaklaştırmanıza sebep olacaktır.

Bu gerçeklerden yola çıkarak ilişkinizi değerlendirmeli ve romantizm konusunda dozu aşmamalısınız.
Altın vuruş ölümcüldür, sevginizi dozunda yaşayın.
"Aşk"la kalın... :)

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Hayatım olmuş işler güçler :)

Çok zamanlar oldu ki sizlerle güzellikler, sevgiler, aşklar paylaşmayalı...
Hayatımda tuhaf ve bir o kadar da köklü değişiklikler yaşadım ve sonunda yeniden sizlerleyim.
İnsanoğlu olarak sevmeye, aşka olan düşkünlüğümüz ve kolay kolay bağlarımızı koparamamamız sebebiyle de girip çıktığımız depresyonların haddi var hesabı yok maalesef ! Bir de hayatımızda beklenmedik durumlarla karşılaşabiliyoruz tabii ki; kimi zaman umutsuzluğa düşüyoruz ve birilerinin sesini duymaya ihtiyacımız oluyor, kimi zaman da yalnız kalıp deyim yerindeyse yaşadıklarımızı masaya yatırıp biraz sükunete ihtiyaç duyuyoruz.
Zaman içerisinde yaşadıklarımız bizi olgunlaştırıyor, yaşadığımız kaygılar ya da mutluluklarla, başarılarla birey olmaya başlıyoruz sanırım.
Son dönemde yaşadıklarımdan öğrendiklerim, hayata karşı her ne olursa olsun ayakta kalmak için en önemli şey; "inadına gülümsemek" !


Neden mi?!
Çünkü hayat bu...Yeri geliyor olmaz olmaz dedikleriniz oluyor, bir bakıyorsunuz Mezopotamya'da da olsa yanında olduğunuz insanlar sizi kırıyor, bir bakıyorsunuz seneler sonra en masum ve sadık sandıklarınızın deyim yerindeyse kıçı başı ayrı oynuyor.
Biz kadınlar ne yapıyoruz? En dramatik sahnelerde başrol oyuncusu, en ağlak filmlerde esas kız ve domino taşları gibi bir psikolojiye sahip yıkılmaya hazırız.
Size bir "İlişki"ye "İlişki"n tavsiyesi; yıkılmaz armada duruşunuzu, her şeye rağmen kocaman bir gülücükle samimiyetinizi ve sevgi dolu bir bakışı asla kaybetmeyin.Çünkü her yazın bir kışı vardır.
"Aşk"la kalın.. :)

29 Mayıs 2014 Perşembe

Erkekler, bira içince kadınlaşıyor-muş (!)

Haberlerde rastladığım ilginç bir olayı sizlerle de paylaşmak istiyorum.Her şeyin fazlası zarar diye boşuna söylememişler.Günümüzde özellikle erkeklerin alkol tüketimi konusunda ne kadar ısrarcı oldukları malum.Bir de içtikçe içmeleri, saçmaladıkça saçmalamaları ve güzelim alkolü zebil etmeleri olmasa...

Dünyada yapılan birbirinden enteresan araştırmalara da bir yenisi eklenerek, bu konuya da parmak basılmış sonunda..
Ve çıkan sonuç şaşırtıcı; "Erkekler bira içince kadınlaşıyor-muş!"

Kanada Sağlık Enstitüsü'nün yaptığı bir araştırma sonucunda, özellikle erkeklerin tüketmekten büyük keyif aldıkları biranın içerisinde kadınlık hormonları bulunduğu ortaya çıkmış!
100 erkeğe periyodik bir şekilde 6 bardak bira içirilerek yapılan araştırmada, davranışları izlenmiş.
Kontrolsüzce kilo aldıkları, düşünmeden sürekli konuştukları, gereğinden fazla duygusallaştıkları, araba süremedikleri, yalnızca duygularıyla hareket ettikleri, hiçbir konuda uzlaşamadıkları, hatalarını asla kabullenmedikleri ve en belirgini de alkol sonrası bir daha içmeyeceklerini söyledikleri tespit edilmiş.
Bir söylentiye göre de, özellikle Almanya'da bira içtikten sonra kadın kıyafetleri ile sokaklarda dolaşan erkekler var-mış. :)


Aslında olay sadece bira içmekte de değil.Alkol genel olarak kan dolaşımına geçmek için hazmettirici enzimlere gerek duymadığından, içildiği anda kana karışıyor.Çok kısa bir süre içerisinde de beyne ulaşarak, kontrol merkezimizi ele geçiriyor ve nabzı hızlandırıyor.
Böylelikle "sarhoş" diye adlandırdığımız, kimin ne şekilde bir durum yaşadığı belli olmayan ve çoğu zaman can sıkıcı sonuçlar yaşatan bir çok olayla karşılaşabiliyoruz.
Yani içinde kadınlık hormonu olup olmamasından çok, sizin içinizde alkolün ne şekilde etkisi olduğu daha bir önemli oluyor.Bir anda gayet efendi ve nazik olan bir erkek arkadaşınız varken, içindeki canavarın hortlaması hiç de hoş olmuyor açıkçası!Bu yüzden için beyler için, fakat abartmayın ki cinsiyet ayrımı yapabilelim. ;)

8 Mayıs 2014 Perşembe

Damla damla huzur...

Hava kapalı olduğunda uyanmak istemezsiniz, bir kasvet çöker ve duygular birer birer su yüzüne çıkmaya başlar.Yağmur, hüzün demektir.
Kadınsal bir durumdur genellikle elinde bir fincan kahveyle hafif bir müzik eşliğinde saatlerce yağmuru seyretmek...Duyguları hep daha yoğundur ya; sevgileri, aşkları daha şiddetlidir derinlerinde; hissetmek istedikleri duygular, ulaşamama ihtimallerine olan öfkeleri, anaçlıkları belki de...İhtimaller bile yağmurla su yüzüne çıkar zaman zaman...
Yağmurun sesiyle gelir geçmişe öfkeleri, nedenleri niçinleri...
Her haliyle hayatı zaman zaman yaşanmaz hale getirse de, yağmurlu havaları hep sevmişimdir.Ki hayatımdaki en büyük fobi, gök gürültüsü ve şimşekler olmasına rağmen...
Yağmur bir temize çekiştir hayatı, şimşekler kavuşan ellerden birer hatıra ve gök gürültüleri ise hayata karşı içimizdeki karanlığın ses bulmasıdır.
Şimdi bir fincan kahve ve hayatınızı alın ellerinize, bu güzel havanın tadını çıkarmaya bakın. 

12 Şubat 2014 Çarşamba

Sevgililer Gününde NEREYE GiTSEK ???

Sevgililer Günü'ne sayılı günler kala tüm çiftleri "acaba nereye gitsek, ne yapsak?" telaşesi sarmış durumda.
Takipçilerimden aldığım mailler doğrultusunda ben de sizlere alternatif olması açısından ufak çaplı bir araştırma yaptım.
Hem bütçenizi yormayacak, her keseye uygun, hem de sevgilinizle hoş ve özel anlar yaşayabileceğiniz bir Sevgililer Günü için işte sizlere önerilerim...

GÜNAYDIN STEAKHOUSE
Tüm Günaydın Steakhouse şubeleri, Sevgililer Günü'ne özel misafirlerini romantik bir sürpriz ile bekliyor.Çiftler canlı keman dinletisi eşliğinde unutulmaz dakikalar yaşamaya davet ediliyor.Menüde ise Günaydın'ın özel hazırladığı kalp şeklindeki köftelerin yanı sıra, mum ışığında romantik bir yemeğin ardından "şehvet tatlısı" ikram edilecek.
İLETİŞİM: Günaydın Steakhouse


TEKTEKÇİ
Rengarenk shot'ları, kıpır kıpır müzikleri ile daha hareketli bir Sevgililer Günü geçirmek isteyen çiftler Tektekçi'de buluşuyor.Bebek, Beyoğlu ve Ankara'daki Tektekçi'ler, farklı sunumlar ve benzersiz konseptiyle 14 Şubat'ta da unutulmaz anlar yaşatmak için tüm çiftlere ev sahipliği yapacak.
Renkli bir Sevgililer Günü için adresiniz Tektekçi olmalı... :)
İLETİŞİM: info@tektekci.com.tr





MORINI RESTAURANT
İstanbul'un gözde mekanlarından Morini, Sevgililer Gününde sınırlı sayıdaki çiftler için özel bir menü ile unutulmaz bir gece yaşatmaya hazırlanıyor.
New Yorklu şef Michael White tarafından hazırlanan özel menüde Steak Tartare, Istakoz, Burrata Peyniri, domates ve fesleğenli Lobster Burrata, Mantar Çorbası ve Siyah Makarna "Gramigna" ile doyulmaz lezzetler tatmanın ardından, özel Sevgililer Günü tatlısı ve o güne özel şarap sunumlarını beğeninize sunuyor.
İLETİŞİM: 0212 353 67 68








KALAMATA
Beşiktaş'ta samimi sofraların kurulduğu ve birbirinden leziz yemekleri ile bir ziyafet yaşayabileceğiniz Kalamata, Sevgililer Gününe özel hazırladığı Aşk-ı Menü ile tüm çiftlere unutulmaz bir gece yaşatacak.
Eğlenceli ve müzik şöleni ile dolu dolu bir gece yaşamak isteyen çiftler için hazırlanan bu özel gece 190 tl ile fiyatlandırılmış.





LACİVERT RESTURANT & BAR

SALOMANJE

HOLIDAY INN
Holiday Inn İstanbul City, Sevgililer Gününde unutulmaz bir akşam yemeği için çiftleri Naar Restaurant'a davet ediyor.
Şef Murat Oğuz'un hazırladığı bu özel menüde çiftleri Köpüklü Borçini Mantar Çorbasından, Karidesli Piliç Soteye, ağır ateşte pişirilmiş Somondan, Şampanya ve Misket Limonlu Jöleye kadar birbirinden farklı lezzetler bekliyor.
Bu eşsiz gecede ilklerinizi ve aşkınızı paylaşabileceğiniz muhteşem atmosfer için Naar Restaurantta bu özel menü için kişi başı fiyat 79 tl'dir.
İLETİŞİM: info@hiistanbulcity.com.tr

Sevgililer Gününde unutulmaz, güzel ve en sevdiğinizle lezzetli bir gece diliyorum.
Sevginiz daim olsun.
"Aşk"la kalın... :))

16 Ocak 2014 Perşembe

Bir kadının yüreği, sırlarla dolu bir okyanustur.

Bir kadının yüreği öylesine engin, öylesine geniştir ki; sevdasını bir kaos gibi yüreğinde yaşar, hayal kırıklıklarını yüreğinin en derinliklerinde biriktirir, göz yaşları yüreğine süzülür, sevindiği zaman yürekten gülümser, hasretini yüreğinde gizler, yüreği aşkla çarpmaya başladığında bakışlar biriktirir, dokunuşlar biriktirir, heyecanlar biriktirir, şefkat biriktirir, huzur biriktirir, umutla dolar yüreği...
Kısacası bir kadının yüreği en kıymetli hazinesidir, sırlarıyla dolu bir okyanustur.


Öyle herkese de açamaz yüreğinin kapılarını...Sol yanında sakladığı en değerli mücevheridir sevdası çünkü...
"Sen" deyince...durup bir düşünür kadın; yüreğinin sesi gün geçtikçe cılızlaşır, bir fısıltıya dönüşür sensiz birbirini takip ederken akreple yelkovan...
"Sen"li hayallere daldığında yürek çarpıntıları rüzgarla yarışmaya başlar; sonra bir melodi gelir kulağına ve o an hisseder sol yanındaki "seni"...sanki hiç bir şey bilmezmiş gibi yüreği, her şeyin sebebi kulağından yüreğine akan o melodiymiş gibi...

"...O ki bir an içindir tuz basılır yaralara
       Hasretlerden süzülünür sevda gibi sevdalara..."

Bir kadın için aşk artık, bir kelebeğin kanadında ve yalnızca melodilerden ibarettir.Kulağına çarpıp yüreğine akan melodilerde özgürce yaşayabiliyordu aşkını, yarını düşünmeden...


Bazen, hayat akıp giderken, hasreti süzülür dudaklarından; mevsimler geçer, bakışları yaşlanır, yüreği yorgun düşer...
"Sen"li hayallerin, umutların, yüreğini kasıp kavuran yangının, dünlerinin bahsi geçmemeye başlar yürek çırpınışlarında...Sadece "sen" diye çırpınır yüreği; her ne olursa olsun bir tek "sen"...

10 Ocak 2014 Cuma

Kanadı kırılmış bir kara sevda...

Genç kadın, yıllar boyu mühürlediği kalbinin kapılarını açıp tüm yaşanmışlıkları serbest bırakmak zorundaydı artık...Bütün gülüşmeleri, el ele diz dize geçen günler, bakışlarındaki aşkın büyüsünde kaybolan saatler, omzunda uyurken yaşadığı sonsuz huzur, parmakları saçlarında dolaşırken kaybolduğu düşler, dinlediği şarkılarda dalıp gittiği hayaller...hepsini ama hepsini salıvermesi gerekiyordu yüreğinden..
Yüreğindeki ağrı sağanak olmuş, çığlık çığlık gürlüyordu hasretini..
Yangın mavisine çalan gözleri, her simada "o"nu arıyordu; her seste "o"nu duyuyordu; her melodide "o"nun yanına gidiyordu derinlerinde...
İçten içe geçmişte kalmıştı yüreğinin ritmi; şimdilerde ise sadece nefes alıp veriyordu yaşadığı ana dair...


Kızgındı genç adama; yine kalbinde bir ritim bozukluğu vardı genç kadının, yaşanmışlıkları tekliyordu.
Yılın 2. ayı bitmek üzereydi..
Sevdiği, ömrüne aşk, yüreğine can katan genç adama bir hediye vermek istemişti.Her şey bir fotoğraftan ibaretti, bir çok şeyi anlatan ve elleriyle ittikleri umut dolu geleceğin işareti olan...Tek isteğiydi genç kadının, kanadı kırılmadan önce; sevdasının elinden tutup geleceğe doğru yıllanmak...
Olmadı; hasreti boğazında bir düğüm, sevdası bir kuş kanadında ve ömrü kim bilir kimlerin yanındaydı...!
Yakın bir arkadaşı, genç kadının durumunu şöyle özetlemişti;
"Kendi içinde dram yaratan genç bir kadınsın; eskiyi temizleyip inşaatı yaşken temellendirmek yerine, yeni tuğlaların arasından geçmişe bakıyorsun.Neden?! Çünkü arabesk büyüdük ve öyle de öleceğiz. Değil mi?!"
Bu her şeyin özetiydi ve akıp giden melodinin bir notası olmaya başlamıştı genç kadın...

7 Ocak 2014 Salı

Babam'a...

Hepimiz içten içe kabullenmesek de ailenin direğidir, hep en son sözü söyler, masada baş köşeye oturur, sımsıcak gülümsemesi ve yufka gibi bir yüreği vardır, kıyamaz evlatlarına, yemez yedirir giymez giydirir, kısacası bir evin temel taşıdır babalarımız...
Bugün çok zor ve yıpratıcı bir gündü; babam kalp krizi geçirdi...Kıl payı denilecek bir şansla babamı kurtarabildik.İnsanın elinden bir şey gelememesi ve canının bir parçasının acısını dindirememesi çok zoruna gidiyor.Hani aslında hep yanınızdadır da, bir türlü değerini anlamazsınız her sabah kalktığınızda babanızı görmenin; en ufak bir olayda değer kazanır yeniden ve daha da şiddetle...
Bu akşam ilk defa babamsız bir evde uyuyacağım.Evdeki boşluğu o kadar derin ki, yerine dünyaları koysan dolmuyor babamın sıcaklığı...
Bir kez daha anladım ki bu zor dönemde; şükretmeli insan, daha sıkı sarılmalı, şanslı saymalı kendini bu sabahta gözlerimi açtığımda babamı, annemi gülümserken karşımda görebildim diye...Nefes aldıklarına şükretmeli insan, eksikliklerini yaşamamak için var oldukları sürece değerini bilmeli... 







Canım babam...
Yerini hiç bir şekilde dolduramayacağım, acını yüreğimin derinliklerinde kahrolarak yaşadığım, evimizin direği, en mutlu yanım, en kıymetli dostum ve ilk sevdiğim adam... 
Allah senin yokluğunu bana göstermesin...

Seni çok seviyorum babacım...

2 Ocak 2014 Perşembe

YIL SONU RAPORU: "BİR YIL DAHA YAŞLANDIK..."

Herkes büyük bir heyecanla yılbaşının gelmesini beklerken, geriye dönüp bakmak gerekiyor bazen.Yaşanmışlıklara, kırgınlıklara, tecrübe edindiğimiz anılara, aldığımız derslere, bizi büyütenlere, bizi küçültenlere, sevdiklerimize, nefret ettiklerimize, kendimizde keşfettiğimiz yeniliklere, neydiklere, ne olduklara...
2013 senesi benim için başlangıçta tempoluydu, üniversitenin son senesi olması sebebiyle biraz vur patlasın çal oynasın yaşandı günler..Ne de güzeldiler...
Mayıs- Haziran ayları hüzün doluydu; aynı evi paylaştığınız insanlardan, sevdiklerinizden ve anılarla dolu Edirne'den ayrılma vakti gelmişti.5 sene boyunca hesaba katmadığımız tek şey de buydu sanırım; her güzel şeyin bir sonu vardı ve her şey otogarda son buldu...
Yaz ayları boyunca sancılı bir iş arama serüveninden ve biraz garip bir iş deneyiminden sonra, daha iyi denebilecek bir iş bulup rahatlamıştım.Bu sırada beklenmedik bir rahatsızlıkla hastanelerle biraz fazlaca haşır neşir olmak durumunda da kaldım maalesef...
İş sürecinde alışmak ve öğrenmek üzerine kurulu bir dönemdeyim.Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen çalışıyor olmak güzel...


Geçip giden günler de yeğenimin rahatsızlanması, annemin ve babamında ameliyatları ile refakatçilik konusunda da ihtisas sahibi oldum maalesef...
Ve 2013 yılının son aylarında, Kasım ayında...Bazen güzellikler hep denk gelir, hani dejavu derler ya aynı andaymışsınız gibi, fakat farklı kişilerle...
Koskoca bir seneyi geride bıraktık; hüzünleriyle, mutluluklarıyla, aşklarıyla, anılarıyla, nefret ettiklerimizle, bayılıp ölüp bittiklerimizle ve en önemlisi güzel dostluklarla, sevdiklerimizle, ailemizle...
Yepyeni bir sene var önümüzde...Hepimiz için güzel bir şans demek bu; kocaman ve henüz sayfaları tertemiz bir günlük var elimizde...
Şimdi en güzel anılarla, en büyük mutluluklarla ve şen kahkahalarla, huzurla, en önemlisi sağlıkla ve aşkla bu günlüğü doldurma zamanı...
"Aşk" dolu yıllar dilerim... :))

20 Aralık 2013 Cuma

Eşinin Anılarını Kızıyla Tekrar Canlandıran Babadan İlginç Bir Çalışma

Kimse sevdiğinden günün birinde ayrılacağını, umutlarının yok olacağını, hayat arkadaşının bir gün yanında olmayacağını ya da birlikte mutlu günlerin geçmişte kalacağını düşünmez.Düşünmek istemez.Çünkü aşk bunu gerektirir; hep yaşar ve daima yaşatır mutlulukları hep bir arada...
Hayat kadar, nefes almak kadar gerçek bir şey maalesef ölüm...
Ben Nunery...
Güzel bir eşi, sımsıcak bir yuvası, mutlu bir ailesi vardı; tüm bu güzellikleri ise bir kız çocuğu ile taçlandırmışlardı.Her şey adeta bir peri masalı gibi giderken güzeller güzeli eşi akciğer kanserine yakalandı.Ve maalesef hayata gözlerini yumdu.
Kızıyla ve mutlu ailesinin anılarıyla baş başa kalan Ben Nunery, duygu yüklü bir çalışma ile güzel eşinin anılarını yeniden canlandırmış.
Baba-kız yaşadıkları evlerinden taşınmaya karar vermişler.Evdeki bütün eşyalar kaldırıldığında Ben Nunery, evin eşiyle evlendikten hemen sonraki haline geri döndüğünü yani bomboş halini görünce, kızıyla birlikte düğün fotoğraflarını yeniden canlandırmaya karar vermiş. 
Bu haberi okuduğumda öylesine duygulandım ki, sizlerle de paylaşmak istedim.
İşte baba-kızın en anlamlı kareleri...






Size ve geride bıraktıklarınıza değer veren aşklar yaşamanız dileğiyle... :)

13 Aralık 2013 Cuma

ARAMIZDA KALSIN!

Kadınlar da erkekler de maalesef ki bir araya geldiklerinde sohbet adı altında "dedikodu" yapmaktan kendilerini alamıyorlar.
Onun ilişkisi şöyleymiş, biri ötekine böyle demiş, onlar ayrılmış, bunlar evlenmiş...derken sıra kendilerine geliyor ve kendi ilişkileri hakkında da konuşmaktan çekinmiyorlar.
Bir zamanlar çok sevdiğim bir arkadaşım beni bu konuda uyarmıştı; "İlişki dediğin iki kişilik yaşanır, kavgası da mutluluğu da...Herkese her şeyi anlatmamalısın, ailene bile; özel hayat diye boşuna dememişler!" demişti.
Kesinlikle katılıyorum.Özellikle de ilişki de yaşanan sorunları yakın bir arkadaşınızla ya da ailenizden biri ile paylaşarak rahatlama düşüncesi, bir çok ilişkiyi sona sürüklüyor maalesef...
İlişkiniz için yapabileceğiniz en iyi şey, yaşadığınız sorunlardan bahsetmemek!
Neden mi?


İlişki iki kişiliktir!
Öncelikli nedeniniz, ilişkinin sadece iki kişilik olmasıdır.Sevginiz, mutluluğunuz, özel anlarınız nasıl ki sadece ikinizin arasında yaşanıyorsa öfkleriniz ve tartışmalarınız da ikinizin arasında kalmalıdır. İlişkiniz sizden başka kimseyi ilgilendirmez.Size tarafsız ve aklı başında tavsiyeler verecek biriyle sorunlarınızı paylaşmanızda elbette ki bir sakınca yok.İnsan bazen içini dökmek ve dertleşmek isteyebilir.Fakat ilişkinizdeki ufak detaylara kadar anlatmanız, ileriye dönük sorunlar yaratacaktır.Onların yorumlarından etkilenip yanlış kararlar verebilirsiniz.
Tüm bunların yanı sıra, ilişkinizde yaşadığınız sorunlar kimseyi ilgilendirmez; ilgilendirmemeli! İlişkinizde olup biten her şey yalnızca sizi ilgilendirir.Siz ilişkinizde sorun yaşadığınızda, bunu başka birine anlatarak rahatlayıp unuturken, bütün ayrıntıları bilen yakınlarınız bu sorunları hiç unutmayacaktır.Temelinde sizin iyiliğinizi istemeleri olduğu için sevdiğiniz insana karşı kin besleyebilirler.



Genellikle çevremize, eşimizle aramızda mutlu bir ilişki ve kopmayacak bir bağ olduğunu göstermeye çalışırız.Fakat sürekli problemlerimizden bahsederek, kötü ve sorunlarla boğuşan bir tablo çizeriz.Çevremizdeki insanların kafasında negatif düşünceler belirmesine sebep olabiliriz.Hatta bize karşı tavırlarında değişiklikler bile yaratabilir bu durum.


Bazen de konuştukça problemler büyümeye başlar.Siz rahatlamak ve biraz hafiflemek için anlatmak isterken, bir anda ne kadar çekilmez bir ilişki içinde olduğunuzu düşünürken bulabilirsiniz kendinizi..."Gaza gelmek" diye tanımlayabileceğimiz bu durumun sebebi de, sorunlarımızı en ince ayrıntısına kadar anlatmaktan çekinmediğimiz yakınlarımız olabilir.Belki de biraz bahsedip rahatlamakken amacınız, konuyu geçiştirmenize müsaade etmeyen arkadaşlarınız yüzünden kavga etme potansiyeli yüksek bir canavara dönüşebilirsiniz.
Sözün özü, ilişki iki kişilik yaşanır.
İki kişilik bir koltuğa dört kişi oturamayacağı gibi... :)
"Aşk"la kalın... :))