ilişki bloğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişki bloğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2015 Pazartesi

Birinin "eskisi" olmak

Her şey içinizi kıpır kıpır eden bir heyecanla başlar. Dünyanın en kusursuz adamı / kadınıdır karşınızdaki... Ne hayaller kurulur hemen, ne planlar yapılır geleceğe dair... Zaman geçtikçe, yani kadın ve adam yıllandıkça, daha da lezzetlenir aralarındaki ilişki... Tabii bu sırada birbirlerini tanıdıkça, ilişkinin tuzu biberi dedikleri tartışmalar da kaçınılmaz. Çoğu zaman halledersiniz sorunları ya da hallettiğinizi zannedersiniz. 
Zordur kadın erkek ilişkileri; bazen aşkı sevgiyi bir tarafa bırakmayı gerektirir. Söz konusu olan en önemli konu "algı" oluverir.
Hani hep deriz ya "algıda seçicilik" diye, gereken önemi vermeyiz ortak algılara... 
Dünyaya aynı pencereden bakmaktır aslında "algı" dediğimiz şey. İlişkilerde de olmazsa olmazdır. Sadece sevgililik, evlilik, flört dönemlerinde değil; birinin hayatında artık "eski" olduğunu da algılamalıdır insan. Bu da demektir ki, dünyaya farklı pencerelerden bakıldığını, olayları ve kişileri farklı süzgeçlerden geçirdiğini, gördüğü ve duyduğu şeyleri farklı anlamlandırdığını, kısacası artık farklı hissettiğini ve hissettirdiğini algılamalıdır insan.


Evet, her ilişki güzel başlar, yaşanan her an kıymetlidir, farkında olmadıklarınız sizi daha da mutlu kılar. Taa ki fark edene kadar... Aynı algı biçimine sahip olmayan insanlar, olayları öylesine farklı yorumlar ki; bir de buna "ben haklıyım" tabusu yerleşince dikenli tele dönüşen erkek arkadaşlar / kadınlar kaçınılmaz olur. 
İşin en kritik noktası da, bir şeylerin artık farkına varmak ve hayatınızı doğru yönlendirmektir. Direksiyonu kırıp doğru yerde U dönüşü yapmak gerekir bazen. Eee tabii bir de kabul edip, saygıyı yitirmemek; yani işin özü, ilişkiler başlarken de biterken de "adam gibi" olmak...
"Biz " olmak zahmetli bir iş; bu zahmete hem katlanamayıp hem de saçma sapan triplere girmek, artık birisinin "eskisi" olmayı kabul etmemek, sanıyorum ki insanların yapacağı en anlamsız hareket olacaktır. Kırılınca insan ilişkileri orta yerinden, alçı tutmaz; kemikleri kaynasa, kanı kaynamaz. 
Eskiler derler ya, "boşa kürek çekmemek" lazım. Karşılıklı olarak birinin eskisi olduğunuzu kabul etmek lazım.

"Aşk"la kalın... 

30 Eylül 2015 Çarşamba

Mevsim Sonbahar

Haftaya yağışlı ve buz gibi bir havayla başladık. Halbuki daha doyamamıştık sımsıcak güneşe, uyandığımızda odaya dolan aydınlığa, akşamları havanın daha geç kararmasına, içimizi açan sıcacık havada deniz kenarı yürüyüşlerine, bikinilere, şortlara, buz gibi içeceklere ve daha bir sürü yaz enstantanesine... 
Sonbahar ani bir hızla geliverdi. Birçoklarımızın hava ile birlikte ruh halleri de kararmaya başladı. Fakat durun! Hemen moralinizi bozmayın! Sonbaharında keyifli yanları var; sonbahar arınma, temizlenme, silkelenme mevsimidir. İşte sizlere sonbaharı keyifle geçirebilmeniz için birkaç öneri;


Kararan hava ve soğuklarla birlikte psikolojinizin de bozulmasına ve ruhunuzun daralmasına izin vermeyin bakalım. Kitaplarıyla yüzlerce insana ilham veren Louise Hay der ki; "Mutluluk insanın içinde olan bir şey. Ben düşüncelerimi olumlu seçtiğim sürece, evren bana sadece ve sadece her şeyin olumlusunu ve en güzelini getirir." Yani kısacası demek istiyorum ki; negatif düşünce negatifi, pozitif düşünce pozitifi çeker. 
Bir de şu açıdan bakmak lazım; sonbahar demek, kiloları kazakların altına saklama mevsimi geliyor demektir. Bikininin içine sığabilmek için yiyemediğiniz çikolataları, tatlıları bir düşünün. :)
Sosyal etkinliklerin tavan yaptığı mevsim geliyor. Yazın bütün arkadaşların tatildeydi, tiyatrolar sezonu bitirmişti, sevdiğin diziler sezon finali yapmıştı ve sen deniz kenarında bol bol güneşlenmeyi tercih etmiştin. Şimdi bolca sosyalleşme mevsimi başlıyor, arkadaşlarınla ev partileri ve tiyatro, sinema, dizi günlerine kaldığınız yerden tam gaz devam!
Deniz kenarında güneşlenirken okumaya devam ettiğiniz kitaplarınıza, sonbahar yağmurlarını dinlerken devam edebilirsiniz. Hem daha huzurlu değil mi, sıcaktan bayılmama garantisi var. :)


Bence sonbaharın aşkla çok güçlü bir bağı var. Kimilerine göre sonbahar, yalnızlık ve melankoli mevsimi gibi olsa da, siz doyasıya aşkınızı yaşayın. Düşünsenize, sonbahar yağmurlarında sevgilinizle romantik yürüyüşler yapabilirsiniz, yağmur damlalarını seyrederken kahvelerinizi ya da sıcak şaraplarınızı yudumlayabilirsiniz, yağmurun ve rüzgarın sesi eşliğinde romantik dakikalar yaşayabilirsiniz. Hem bu mevsimde üşümek de serbest; sevgilinize sarılıp ısınabilirsiniz. :)
Mutluluk size hazır bir şekilde gelmez, sizin kendi eylemlerinizden doğar. Öyleyse sonbahar geldi diye melankolik takılmaya gerek yok. Huzurun mevsimi başlıyor, sıcacık battaniyelerin, pofuduk terliklerin, yumuşacık kazakların ve pijama partilerinin mevsimi...
Sonbahar güzeldir. :)

31 Ağustos 2015 Pazartesi

"AŞK" denilen şey evren gibidir; sürekli büyür.

Aşk için herkes farklı farklı şeyler düşünür; kimi zaman biter derler, kimi zaman da sonsuzdur.
Geçenlerde bir yazı okudum ve ben hayatımın aşkını bulduğumu anladım. Bakalım siz hayatınızın aşkını buldunuz mu?


"Katiyen kimseye anlatmam!" dediğin şeyler illaki vardır. Ama gün gelir, aşık olursun ve dersin ki: "Hayatımın aşkını buldum!" Ve kimselere söylemediğin, anlatmadığın acılarını, mutluluklarını, isteyerek ya da istemeyerek anlatmaya başlarsın. Her halini görmesi artık senin için bir problem demek değildir, aksine bu hoşuna gitmeye başlar; ona sığınırsın, onunlayken güçsüz olmak umrunda değildir.



Belki insanların sana bir şeyler anlatmasından hoşlanmıyorsun, onları dinlemek bir yerden sonra sıkıcı geliyor olabilir senin için. Ama hayatının aşkını bulduğun zaman, onun her anlattığını, dudaklarından dökülen her kelimeyi can kulağıyla dinlersin. Çünkü onun anlattığı her şeyin bir anlamı olduğunu düşünürsün. Ve ondan yeni şeyler öğrendikçe mutlu olursun, daha çok ve daha çok mutlu olursun.
Herkesin sırları olduğu gibi, senin de vardır gizlediklerin, hani o açılmamış kartlar... Ama artık onunlayken sır saklamanın gereksiz olduğunu düşünürsün, açıverirsin elindeki kartları hiç düşünmeden. Çünkü artık sırlarını paylaşabileceğin, sırlarını korkusuzca açığa çıkarabileceğin biri vardır senin için. Ve en önemlisi, bunu bilinçsiz bir şekilde de yapabilirsin. Unutma ki, onunla üzerine düşünülmüş, planlanmış, programlanmış bir şey yapamazsın. Her şey kendiliğinden gelişir, tam anlamıyla kendinsindir onun yanında.
Elbette önceliklerin olmuştur bu zamana kadar hayatta, bir bakmışsın ki onunla her şey allak bullak olmuş. Çünkü önceliklerin bir yana, o bir yana olmuştur artık senin için. Hayattaki önceliklerini sıraladığın listeyi yok edersin birden, "her şey için değer o" diye düşünürsün içinden.
Eskiden zaman çok yavaş akıyordu belki senin için, geçmiyordu bir türlü saatler, ama artık onunlasındır ve zaman mefhumu yok olmaya başlamıştır. Adeta akıp gider zaman, nasıl geçtiğini anlamazsın onunlayken.
Ve uzadıkça uzayan tartışmalar, kavgalar... Ama onunlasındır artık, orta yolu bulursunuz. Zamanla öğrendiğin şeylerden biri de hiçbir şeyi büyütmemek, alttan almayı bilmek, yani fedakarlık etmek, onun üzülmesini engelleyecek her şeyi yapmak olur.
Eskiden anlık yaşıyordun belki, gelecek senin için çok uzaklardaydı ve sanki hiçbir zaman yüzleşmeyeceğin bir şeydi senin için. Ama artık hayatının aşkını bulmuşsundur, onunla birliktesindir ve geleceği düşünmek zorunda olduğunu hissedersin.
"Aşk bu, çok uzun sürmez" ya da "Aşkın da her şeyin gibi bir süresi vardır" diyenler olacaktır, boş ver onları, hayatının aşkını bulduğunda anlarsın zaten, aşk denilen şey evren gibidir, sürekli büyür.
"Aşk"la kalın.. :)

6 Temmuz 2015 Pazartesi

GÜMÜŞ PARILTISI: "Canan Moda Silver"

Manchester Üniversitesi!nin, 1995 senesinde yaptığı bir kazı çalışmasına göre, kadınların takı merakı 8 bin yıl öncesine dayanıyormuş. İnanması güç değil tabii ki... Günümüzde de takılar, bir çok kadının vazgeçilmez aksesuarları arasındadır. Özellikle günlük aksesuar olarak kullanılan gümüş takılar, hem kullanım ve kombin açısından hem de şıklığınızı tamamlamak açısından en çok tercih edilenler arasındadır. 
Ben de bugün sizlerle gümüş takı denilince isminden sıkça bahsettirecek bir markadan bahsetmek istiyorum. "Canan Moda Silver"...
Yakın arkadaşım Canan Hanım'ın sizler için özenle seçtiği koleksiyonlarla şıklığınıza şıklık katmaya hazır mısınız?
925 ayar, damgalı ve patentli gümüş takıları sizlere sunan markanın en belirgin özelliği, her bir takının kişiye özel ve sınırlı adetlerde üretiliyor olması... Yani artık pişti olma korkusu yaşamadan takılarınızı size özel olarak, gönül rahatlığı ile takabileceksiniz.




Kolyeden küpeye, bileklik çeşitlerinden hal hal modellerine kadar henüz mağaza vitrinlerinde görmediğiniz modellere ilk elden ulaşabileceksiniz. 







Sizlere özel koleksiyonlarla, özel tasarım ve kombinlerle hizmet veren Canan Hanım, trend araştırmalarını Avrupa modelleri üzerinden yürütmektedir. İnstagram hesabı @canan_moda_silver üzerinden rahatlıkla alabileceğiniz, birbirinden özel tasarım koleksiyonlara 40 TL ile 100 TL arasında değişen fiyatlarla ulaşabilirsiniz.



Koleksiyonlarına her ay yenilerini ekleyen Canan Hanım, gümüş kullanımı konusunda da bizleri bilgilendiriyor. "Aldığınız gümüş takıların ilk gün ki parlaklığını koruması için; deterjan, sabun, parfüm, ter gibi asit ve kimyasal oranı yüksek maddelerle temas etmemesine özen göstermelisiniz." diye uyarıda bulunuyor. 




Ayrıca kullandığımız gümüş takıları çıkardıktan sonra hava ile temas etmeyecek bir şekilde takı kutusunda ya da kesesinde muhafaza etmemiz konusunda bizlere bilgi veriyor.





Sizler de Canan Moda Silver markası ile tanışmak ve size özel koleksiyonlarla şık kombinler yaratmak istiyorsanız;
İnstagram hesabı @canan_moda_silver adresinden DM mesaj yolu ile ulaşabilirsiniz. 
Fiyat ve gümüşe dair bilgi almak için 0505 958 59 12 telefon numarası ile whatssapp'tan mesaj yolu ile de kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Gümüş parıltısıyla dolu günler dilerim. :)

2 Temmuz 2015 Perşembe

Çünkü aşık oldum ben!

Son günlerde dinlemekten büyük keyif aldığım bir şarkı var. "Kocan Kadar Konuş" film müziği olarak da bilinen, Model'in "Pandalar" şarkısı tabii ki... İnanılmaz eğlenceli, aşkı doya doya hissedebileceğiniz ve bir de aşıksanız o yakışıklıya ya da dünyalar güzeline, tadından yenmeyecek bir şarkı. :)
Aşkı yaşıyorsunuz doyasıya, fakat acaba gerçek bir aşk mı yaşadığınız, yoksa gelip geçici bir heves mi?
Yaşadığımız hissin gerçek bir aşk olduğunu söylemek mümkün mü? Bazı ilişkiler için bunu belirlemek zor olsa da, bazı ipuçları bize yardımcı olabilir. Birisi için aşk olan, diğeri için güçlü bir cazibe ya da derin bir hoşlantı olabilir. Yaşayış tarzı ve belirtiler kişiden kişiye değişiyor, söz konusu aşk olduğunda...
Sizlere yardımcı olacağını düşündüğüm küçük detayları paylaşmak istiyorum. Kendi durumunuzu anlamanız için işte detaylar;



Aşık olup olmadığınızı anlamanın başlıca yolu, vücudunuzun verdiği tepkilerdir. Sadece düşünürken bile nasıl reaksiyonlar gösterdiğinizi gözlemleyin. Bazen ufak bir titreme, heyecanla kalp ritminde bir artış, midede kelebeklerin uçuşması ya da kendinizi gülümsemekten alıkoyamıyorsanız, teşhis belli; aşık olmuşsunuz. :)




Endişe de aşkı belirme de önemli bir ölçüttür. Tabii ki bahsettiğim, obsesif olmayan bir endişe... Onu merak etmeniz, obsesif ya da negatif bir endişe barındırmamalı. Aksine onun mutlu ve huzurlu olduğundan emin olma telaşı içinde hissetmeniz, ona karşı yoğun duygular barındırmanızdan kaynaklanmaktadır.

Sevgi dolu hislerle kendinizi bulutların üzerinde hissedebilirsiniz. Bir de kendinizi iyi hissetmek vardır ki, bu da daha güçlü, her işin altından kalkabilecek gibi hissetmenize ve daha olumlu düşünmeye başlamanıza neden olur. Bu da çoğu zaman aşkın gücünden kaynaklanır.

Yaptığınız her şey de biraz sevdiğinizi buluyorsanız, gittiğiniz her yerde onunla ilgili detaylara takılıyorsanız, parfümünü tanıyor ve konuşurken vurgulamalarını, tercih ettiği kelimeleri önemsiyorsanız, onu hayatınıza dahil etmişsiniz demektir. Gerçekten aşık olduğunuzu size bu hisler de anlatabilir.

Aşk iki kişiliktir elbette. Fakat öylesine coşkulu ve kabına sığmayan bir histir ki, herkes duysun bilsin istersiniz. Bağıra bağıra "seni seviyorum" demek, o benim sevgilim eşim/kocam diye vurgulamaktan kaçınmazsınız. Hem her zaman gurur duyarsınız, hem de bunu göstermekte oldukça cüretkar davranırsınız. Çünkü aşk böyle bir histir, yakışanı budur.

Gerçekten aşık olduklarınızla, "Aşk"la kalın... :)

2 Mayıs 2015 Cumartesi

SEVMEK GİBİ SEVMEK

Uzun bir aradan sonra sevgiyle dönmek istedim takipçilerime. Bu gün güzel bir yazı okudum sabah sabah... 
Sevmek ve mutluluk birbirine kenetlenmişken, sevgiyi hoyratça kullanıp mutsuzluluğa dönüştürmek neden?
Lafa gelince hepimiz seviyoruz ya, seviliyoruz bir de çokça... Her şey çok güzel giderken, sevgiyi doyasıya yaşarken bile endişelerimiz peşimizi bırakmıyor. Mutluluğun çok kısa bir rüya olduğuna alıştırılmışız zaman içinde. Mutsuzluğa alışmadan yaşamak gerek sevgiyi aşkı, bunu biliriz de işte; oysa mutluluk bir amaç değil. Mutluluk, geçici dünyanın hoyratlığına katlanabilmemiz için verilmiş bir ödül. Aşk da böyle, sevgi de, sevda da...
Hani bazı değerlerin ne denli kıymetli olduğunu, yitip gittiklerinde anlarız ya çoğu zaman, insanoğlu işte elinde değil ki... 
Her ilişki büyük umutlarla, aşkla başlıyor halbuki. Senelerce süren evliliklere baksanıza, annemlerimiz babalarımız misal, yani diyeceğim o ki eski aşklar... Onlar değil midir ki, mutluluğa heveslendiren insanı ve inandıran sağlam beraberliklere.
Şimdi sorguluyorum o zaman ki sevgi ile günümüzdeki sevgi denilen duyguyu... Başlangıç hep aynı da sonunda nedir değerini yitiren?
İnsanlar ayrılıyor, boşanıyorlar, adamlar kadınlarını aldatıyor, kadınlar ekonomik ölçüde erdikleri rahatlıkla saygılarını yitiriyor, seviyoruz diyorlar da mutsuz mutsuz yaşıyorlar birbirlerinden ayrı... 



Aynı evde duruyorlar da konuşmuyorlar bile. Sevgiyi hoyratça kullanmak değil de, nedir bu?

Sevgiyi de aşkı da günümüz şartlarına göre yaşıyoruz illa ki. Fakat bakıldığında geçmişten gelen aşklar, günümüz koşullarına daha bir dayanıklı, sevgisi için direnci daha yüksek her geçen gün...



Şimdilerde ise, öyle çok insan sevginin ne denli bulunmaz hint kumaşı olduğunu, arayıp da bulamadığımız mutluluğun kilit noktası ve hayatımız boyunca sahip olabileceğimiz en değerli ödül olduğunu anlamadan göçüp gidiyor ki... Yaşamak denen şey sevgisiz olduğunda, sevilmeden bir de; nefes alıp vermekten ibaret değil midir ki?

"Aşk"la kalın...

14 Mart 2015 Cumartesi

"Biz" varız...

Çoğumuz sevdiğimizi söylemekte zorlanırız ya da daha erken diye düşünürüz... Ve çoğu zaman da geç kalırız.
"Seni seviyorum" ne büyülü bir cümledir aslında, duygu doludur, anlam doludur...
"Seni seviyorum" ne demektir?

“Birine seni seviyorum demek… onunla birlikte umut edebilmekmiş… Sadece onunla yan yana olduğun için, nefesine ortak olduğun için yaşadığını hissetmekmiş… 
Seni seviyorum demek aslında şükretmekmiş… ona dokunabildiğin her an için, hayatta olduğu için…
Bir acının iki ucundan tutup, birbirine tutunabilmekmiş sevmek… Kendinden bir parçayı ona vermek, eksilmeden çoğalabilmekmiş…
Kendini, prensiplerini hiçe sayman gerektiğinde, bunu kahramanlık saymadan sessizce yapabilmekmiş…   


Bir ihtimal, küçücük bir ihtimal de olsa, onun gözlerinde kendini değil, sevdiğini aramakmış…
Seni seviyorum demek nefes almak kadar doğalmış istediğinde… Bir Pazar sabahı kapıyı çalıveren bir dost kadar güzel bir sürprizmiş…
Seni seviyorum demek… aslında biz varız demekmiş…"
Sevdiğinizi söylemekten çekinmeyin, çokça sevin...
"Aşk"la kalın... :)

16 Şubat 2015 Pazartesi

Gencecik bir can... Özgecan...

20 yaşında ve henüz üniversite birinci sınıftaydı Özgecan...Hayalleri vardı, belki de o kadar hevesliydi ki daha ilk senesiydi okulda. Hangimiz yolda yürürken, dolmuşa binerken, durakta beklerken ya da koştura koştura işimize evimize okulumuza giderken böyle bir son yaşayacağımızı düşünebilirdi ki?!
Eminim o da düşünmemişti...
Annesi "Sabah sütünü içti, harçlık verdim ve okula gitmek için çıktı evden." demiş. 
Okuldan sonra bir alışveriş merkezine gidiyorlar, yemek yiyorlar ve iki arkadaş kim bilir nasıl da keyifli vakit geçirmişlerdir. Üniversite çağları, en heyecanlı, en coşkulu duygularla dolu ve en kıymetli zamanlar değil mi zaten! Pırıl pırıl yüreğinde kim bilir ne hayaller, ne umutlar taşıyordu güzel Özgecan...
Evine dönmek üzere yola çıktığında nereden bilebilirdi ki, sapkın ve insan dahi sayılmayacak bir yaratığın onu böylesine vahşice katledeceğini! Tek bir sebep için hem de; kadın olduğu için! 
Kendini savunmak adına o cani yaratığın karşısında ne kadar da masum kalıyor, elindeki biber gazıyla...
Nasıl bir gözü dönmüşlüktür, nasıl bir vicdandır bu, nasıl bir düşüncedir, nasıl bir kıyımdır bu...
Onun da hakkı değil miydi güzel bir gelecek, bembeyaz bir gelinlik nası da yakışırdı ve anne olmak günün birinde... Yaşanacak daha bir çok güzel anısı, duyguları varken, ne haktır ki bunlar elinden alındı acımasızca. Ne için peki? Kadın olduğu için! 
Kadın olmak neden bu kadar zor benim ülkemde, neden beyni iki bacağının arasında olan caniler bu kadar çok benim ülkemde, çevremizde ve her yerde!

Bir tarafta umutları ve yarınları elinden vahşice alınmış güzeller güzeli Özgecanlar; diğer tarafta ise ceza evinde bir kaç sene yatıp çıkacak olan canilerle dolu etrafımız...
Bu kadar kolay mı bir cana kıymak! Böylesine vahşice...
"Etek giymiş, tahrik oluvermişler" değil mi? "Dekoltesi varmış, hak etmiş" değil mi? 
Belki de diğerleri gibi "Reşit olduğundan gönlü vardı" değil mi? 
Özgecan'ın başına gelenler ilk değildi, kadının bir kimliğinin olmadığı ve insan dışı zihniyetlerin gün geçtikçe arttığı ülkemde son olacağa da benzemiyor.

Herkes bugün siyahlarını giydi, her yerde protestolar devam ediyor, "Kadına Şiddete Hayır" sloganları atılıyor, dört bir taraftan kadınlar bu vahşete tepkilerini gösteriyorlar değil mi!
Tüm bunlar yetecek mi, bu zihniyetin kökünü kurutmaya! Hala "Hak etmiş" diyen bir kısım varken, bu yaşananlara değecek mi?
Yıl olmuş 2015, namusun kadına özgü bir kavram olmayıp, erkeğin namussuzuna gereken ceza verilecek mi?
Özgecan, 
Güzel arkadaşım, pırıl pırıl yüreğiyle umut dolu genç... Dilerim o gün yaşananları unutur, huzur içinde uyursun. Kadın olmak maalesef zordu, sen bunu en acı şekilde yaşadın. Hayallerinle uyu güzel kız...

13 Ocak 2015 Salı

ANNE BEBEK ÇOCUK FUARI-2015 BAŞLIYOR!

Geçtiğimiz senelerde bir çok kez anne bebek fuarlarına katılmıştım ve izlenimlerimi de sizlerle paylaşmıştım.
Şimdi yeni bir fuar daha geliyor. 28. Uluslararası Anne Bebek Çocuk Fuarı, 15-18 Ocak 2015 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi'nde (CNR EXPO) sizlere kapılarını açmaya hazırlanıyor. 
Bebek ve çocuk ürünlerine ait tüm ürünlerin sergilendiği, üretici ve distribütörleri buluşturan bu platforma fuarcılık devlerinden CBME Türkiye (Children Baby Maternity Industry Expo) sizleri de davet ediyor.


Aziz Bebe, WEE Baby, E-bebek, Goose, Pierre Cardin, Sevi Baby, U.S. Polo gibi 700 seçkin markanın ve 350 katılımcının olacağı fuarı mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.
Birbirinden güzel ürünleri incelemek ve eğlenceli CBME Kids Fashion Defilesini izlemek için ben de orada olacağım.
Fuar ile ilgili detaylı bilgi için; www.cbmeturkey.com adresine tıklamanız yeterli olacaktır. 

Fuar ziyaret saatleri;
Perşembe : 09:30 - 19:00 Cuma : 09:30 - 19:00 Cumartesi : 09:30 - 19:00 Pazar : 09:30 - 18:00

8 Ocak 2015 Perşembe

Kalplerin Ülkesinde

Hırslarımız var, hiç yapmadığımızı iddia ettiğimiz..sonra elalem ne der'lerimiz var çokça..ya da yaptıklarım karşısında ne düşünür'lerimiz var her defasında bizi engelleyen..bir sıkıntımızda pireyken deve yaptıklarımız, normal olan durumları çapraşık hale sokmalarımız var..içinden çıkılmaz hale gelene kadar bekleyip, en olmadık zamanda yaptığımız çıkışlarımız var, yere çakılmamıza sebep olan..zamanında yürekli olamayışlarımız var, yitirdiklerimiz var bu sebepten..çekincelerimiz var bir de, arkadaş sadece arkadaş, kanka sadece kanka olabilir diye uydurulmuş tabuları yıkamayışlarımız var..gereksiz yere saçtığımız değerlerimiz var, sonunda kendimizi değersiz hissetmemizinde bir sebebi..


Sabrımız var, taşmak için dolmayı beklemeyen... Gülüşlerimiz var yerli yersiz, hangi kalbin ülkesinde başkent olduğu bilinmeyen... Hesaplarımız var birbirimize dair, görülmemiş duyulmamış ya da çarpanlarına ayrılmış kimi zaman... Hayallerimiz var, ucu bucağı olmayan ve birbiri üzerine konmayan... Dostlarımız var anılarla dolu, farklı farklı hayatlarda ve ırak diyarlarda... 
Bir de aşklarımız var... Seslerini dahi unuttuğumuz, birilerinin gülüşüne-bakışına hapsolmuş... Bizden önceleri var, kimi zaman değerli kimi zaman beş para etmeyen; bir de sonraları var, hüzünleri peşi sıra getiren, belki de kaplumbağa hızıyla iyileştiren...
En önemlisi, an'larımız var, şu an'ımız var... En yaşanılası olan, paha biçilemeyen ve tüm güzellikleri hak eden...
Bu sebepten, şimdi çokça sevin, o ya da bu ne düşünür demeyin, kalbinize kulak verin..

"Aşk"la kalın... 

2 Ocak 2015 Cuma

İnfografik Evlenme Teklifi

Yeni yılın ilk postuyla sizlerleyim. Bu yılın yaşanacak güzel anılarla, musmutlu günlerle, huzur ve aşk kokan ilişkilerle dolu bir yıl olması dileğimle postuma başlayabilirim.

İnfografik; yani bilgi ve verileri görsel olarak sergileyen grafikler anlamına geliyor. Peki infografik evlenme teklifi dediğimiz olay nedir?

Bir gün internette bir infografik ile karşılaşıyor Emanuele Colombo ve buradan aldığı istatiki bilgiler doğrultusunda bir video hazırlıyor. "Ruh İkizi Olduğumuzun Kanıtı" ismini verdiği video ile vermek istediği mesaj şu ki; 
dünyada aynı dili konuştuğum ve dünyaya aynı pencereden baktığım bir kadın bulma oranım çok düşük, eğer seni bulduysam inan ki biz ruh ikiziyiz.
Söz konusu infografik, günümüz tüketim toplumunun yarattığı ilginç evlenme teklifleri modasının bir ürünü oluyor ve Drake Martinet bu verileri kullanarak hazırladığı infografik ile sevgilisi Stacy'e evlenme teklif ediyor.
İşte bu güzel evlenme teklifinin detayları;

"Stacy, sen her zaman bizim ruh ikizi olduğumuzu söylersin. Birbirimiz için yaratıldığımızı... Bense hep dünyada kaç kişi yaşıyor, daha iyi birisini bulma şansımız çok düşük gibi, pek de romantik olmayan cevaplar verirdim. Hayatımda olduğun için ne kadar şanslı olduğuma daha yakından bakmaya karar verdim."
"Dünyada 7.000.000.000 kişi yaşıyor. Bunlardan kaçıyla tanışabilirim? En fazla %4’üyle. Sadece kadınları hesaplayabilmek için 2’ye böl. 25-29 yaş arası için de 0,08 ile çarp. Düzgün İngilizce konuşmayanları elemek için de %88’ini çıkar. Böylece geriye hayatım boyunca tanışabileceğim, konuşabileceğim ve aşık olabileceğim 1.340.000 kişi kalıyor. Ama daha fazlası da var! Sadece %3’ü beni güldürebilir. Sadece %2’sinin hem içi hem de dışı harika. Sadece %6’sı böyle bir şey hazırlayan bir ineği sevebilir. Sadece %1’i hayatıma tamamen mutluluk getirebilir. 

Bekle bir dakika. Sonuç 0,48 çıkıyor. Dünyada senin kadar mükemmel olan kadınların sayısı. Stacy, senin mükemmelliğine ulaşmak istatistiksel olarak imkânsız. Sen bu mantıklı adamın mucizelere inanmasını sağladın. Mucizeler gerçek olmalı çünkü sen bunun kanıtısın. Seni seviyorum. Bu da mantıken beni son bir soruya götürüyor: 
Stacy, benimle evlenir misin?"

Ve harika fon müziği eşliğinde hazırlanmış infografik evlenme teklifi;


"Aşk" dolu bir yıl diliyorum... :)

25 Aralık 2014 Perşembe

Mutluluk Garantili Yılbaşı Hediyeleri

Hediyenin büyüğü küçüğü olmaz derler, yeter ki sevdiğiniz birinin sizi düşünmüş olduğunu hissedin. 
Yılbaşı geliyor ve zaman daralıyor. Küçük hediyelerle büyük mutluluklar yaratmak sizin elinizde. 




Siz de bu yılbaşı sevdiklerinizi mutlu etmenin yollarını arayanlardan mısınız?

Peki sevdiklerinizi mutlu edecek hediyeleri bulmakta zorlanıyor musunuz?

İşte "İlişki"ye "İlişki"n olarak sizler için seçtiğim hediye alternatifleri...






BIEV, yeni yıla özel birbirinden güzel ürünlerden oluşan bir katalog hazırlamış. İkinci üründe %25 indirim imkanı da sunan BIEV mağazalarından sevdikleriniz için minik hediyeler bulabilirsiniz. Ben sizin için küçük saklama kaplamalarını seçtim. Yılbaşına özel motiflerle sevdiklerinize uygun hediyeler sunabilirsiniz.


English Home mağazalarında da yılbaşına özel birbirinden şık ve ilginç aksesuarlar bulmanız mümkün. Mis kokulu mumlar ve dekoratifler şamdanlar benim favorilerim arasındadır. Sizler için de bu yılbaşına özel bir mumluk seçtim.








Şık bayanların tercihidir gösterişli ve zarif takılar... Bu sene de renkli kristal taşlarla süslü, gösterişli kolyeler oldukça moda. Sizlere tavsiyem moda konusunda öncü markalardan biri, Beymen...

Beymen Collection, bu sene de şıklıktan ödün vermeden güzelliğinize güzellik katacak bir çok seçenek sunuyor. Onlardan bir tanesi de kristal taşlarla süslü kolye. Harika bir hediye olacağına eminim..








Moda demişken, bu sene oldukça ilgi gören uzay baskılı bluzları, montları ve sweatleri de es geçemedim.

TWIST markasının sizlere sunduğu uzay baskılı ve oldukça rahat kombinleme şansınızın olduğu bluzlar, hediye için güzel bir alternatif olacağa benziyor.








Birbirinden şık takı-aksesuar seçenekleri sunan ve kendi tarzını yaratan URBAN QUEEN markası da tavsiyelerim arasında...



Farklı hediye seçenekleri de bulabileceğiniz URBAN QUEEN, şık kadınların bu sıralar oldukça tercih ettiği bir marka... Bu şık küpelerle sevdikleriniz güzelliklerine güzellik katsın istemez misiniz??








Hem dekoratif hem şık ev tekstil ürünleri ile çokça tercih edilen bir diğer marka da CHAKRA...

Yasemin, vanilya, okyanus ve baharat kokuları ile evinizde taze esintiler...

Mis gibi bir hediye olacağını düşündüğüm oda kokuları içinden sevdikleriniz için en uygun olanını bulabilirsiniz. CHAKRA mağazalarına bir uğrayın derim.




Yılbaşı konseptine uygun birbirinden değişik, tasarım ve güzel hediyeler bulabileceğiniz bir diğer adres de MUDO CONCEPT...

Şık kupalar, şamdanlar, çerçeveler ve daha fazlası için mutlaka bir göz atmalısınız.








KATTZE 'de bu sene yılbaşına özel tasarımlarla karşımıza çıkıyor. Özellikle kitap okumaktan zevk alan sevdiklerinize güzel bir hediye olacağını düşündüğüm birbirinden şık abajurları ben çok beğendim.


Bunun dışında özel tasarım mutfak eşyaları ve ev tekstil ürünleri de bulabilirsiniz.



Sevdiklerinize yaratıcı bir hediye sunmak isterseniz de, sizleri fotokitap servisi ile tanıştırmak isterim,; LUKAPU! Sevdiklerinize, fotoğraflarınızdan oluşturabileceğiniz fotokitaplarla, ömür boyu unutlamayacak bir hediye sunabilirsiniz. Tek yapmanız gereken www.lukapu.com.tr adresine girip LUKAPU DESIGNER indirmek ve fotoğraflarınızı tasarlamak.

Sevdikleriniz için aldığınız hediyeler, onları mutlu ettiği kadar sizleri de mutlu edecektir.
Musmutlu yıllar dilerim. :)

16 Aralık 2014 Salı

Yeni bir ilişkiye başlarken...

İlişkiniz bitti, üzerinden aylar hatta belki de yıllar geçti. Hala neden ben diyorsunuz belki de...
Bu daha ne kadar sürecek?
Ne zaman yeni bir ilişkiye hazır hissedeceksiniz kendinizi? İlişkinizin bittiği günden bu yana hayatınızda neler değişti? Ya da siz hala aynı mısınız? Neden?
Yeni bir ilişkiye başlarken, aynı filmi başa sarmamak adına yeni bir "ben" yaratmanız gerekiyor. Peki bunu nasıl yapmak lazım?
"İlişki"ye "İlişki"n den yeni seneye yeni bir başlangıçla girme tüyoları...


Eski ilişki... Aslında adı üstünde, bitmiş eskide kalmış bir hikayedir. Fakat sizin için bitmesi o kadar da kolay olmayabilir. Yapılmış planlar, hep bir ağızdan söylenen şarkılar, en güzel anları yansıtan fotoğraf kareleri... Her şeyden çok da karşınızda ezbere bildiğiniz sevdiğiniz adam/kadın... Bazı şeylerin eskimesi zordur. Böyle düşünmeniz gayet normaldir. Normal olmayan bu sürecin böylece uzayıp gitmesine izin vermenizdir. En kısa sürede toparlanıp hayata karışmalı ve enerji depolamalısınız. Kafanızı dağıtacak, sevdiğiniz işlere yönelmeli, unutmaya çalışmaktan ziyade düşünmemeye çalışmalısınız.
"Ben nasıl biri olmak istiyorum?"ve "Ben nasıl yaşamak istiyorum?" sorularını çoğu zaman kendimize sormaya gerek duymayız. Ama siz kendinize bu soruları sorun.
Değişmekten korkmayın. Hazır hayatınızda müdahale edecek kimse yokken, törpülemek istediğiniz huylarınızdan kurtulun ve yenilenmeye başlayın.
Tutkularınızı keşfedin ve mecbur olduğunuz hayatı yaşamayın, hayatı istediğiniz şekilde yaşayın.Kendi içinize döndüğünüz bu dönemde, tutkularınızı keşfetmek sizin için altından bir anahtar niteliğindedir. İlerleyen dönemlerde fırsatınızın ya da vaktinizin olmayacağı tutkularınızın peşinden gitmekten çekinmeyin.




Hatıralar, geçmişte yaşanmış hoş anlar her insan için keyif vericidir. Fakat hayatın kalanı bu anlar üzerine kurulamaz.Geçmişi geçmişte bırakmayı bilmelisiniz. Her şey yaşandığı an da güzeldi, o anlar da geçmişte güzeldi. O anları düşünürken şu anı kaçırdığınızın farkına varın ve uyanın. Geçmiş geçmiştir. :)



Yenilenmenin en etkili yolu, kendinize bakmakla başlar. Spor yapın, düzenli bir beslenme alışkanlığı edinin, sosyalleşmekten çekinmeyin, iletişim kurarak çevrenizi değiştirin. Fakat en önemlisi öz bakım! Forma girmek, giyim tarzında değişiklikler yapmak her zaman iyi hissettirir. Sabitlikten uzak, yenilikçi ve formda olun.
Hayatınızdaki bozulmuş dengeleri yerli yerine oturtun. Herkese ve her şeye yeteri kadar zaman ayırın mutlaka. Tabii kendinize de...
Yalnız kaldığınız bu sürenin tadını çıkarmaya bakın ve keyif alın. Yenilenin, kendinizi bulun ve sevin. En önemlisi de, geçmişle olan güçlü bağlarınızdan sıyrılın.
Bırakın, geçmiş olsun... :)

"Aşk"la kalın... 

24 Ekim 2014 Cuma

Devir, Teknoloji Devri!

Akıllı telefonlar hayatımıza girdiğinden beri, her işimizi telefondan yönetir olduk. Sanal ortamlar ve telefonlar resmen hayatımızı ele geçirmiş durumda. Böylesine dalmış giderken, artık mesajlaşmalarla başlıyor ilişkiler ve bir mesajla da bitebiliyor. Karşı cinslerle ilk iletişimimizi telefonlar sayesinde gerçekleştiriyoruz ve hislerimizi filtresiz bir şekilde daha rahat ifade edebildiğimizden uzun uzun mesajlaşmalarla birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Bu uğurda az mı uykusuz geceler, nasır olmuş parmaklar, sürekli biten bataryalarla karşılaşmıyoruz. :)
Tabii sürekli iletişim halinde olmak ve zırt pırt mesajlaşmak kadınların hoşuna gittiği kadar, erkekleri memnun etmiyor olabilir. Bir de yüz yüze konuşurken kullanılan jest ve mimik hareketleri söz konusu olmadığından yanlış anlaşılmaların da yaşanması kuvvetle muhtemel...
Bu nedenle sizler için mesajlaşarak flört ederken dikkat edilmesi gereken konuları paylaşıyorum. Bir süredir uzaklarda kaldım sizlerden ama dönüşüm muhteşem olacak. :)


"Ama ben şaka yapmak istemiştim!"
Bu cümleyi sıklıkla kullanmak zorunda olduğumuz durumlar yaşarız.Çünkü cool görünmek adına emoji kullanmayıp, karşı tarafın beynimizden geçenleri doğru anlamasını bekleriz.Yanlış! Emoji kullanmak, jest ve mimik hareketlerinizin yerine geçebilir ve sürekli açıklama yapmak zorunda kalmazsınız.




"Selfie" çılgınlığı aldı yürüdü bir furyadır gidiyor. Yeni konuşmaya başladığınız birine sürekli fotoğraf göndermeniz, ileride kurtulamayacağınız durumlar yaratabilir. İletişimi kesmek isteyebilirsiniz ya da telefon başkalarının eline geçebilir. Bir de Hollywood yıldızı Jennifer Lawrence'ın başına gelenler var tabii, dikkat diyorum!

Çoğu erkek mesajlaşmaktan kadınlar kadar keyif almamaktadır. Bundan dolayı, erkek arkadaşınıza ya da adayınıza mesaj atarken kısa ve öz yazmaya, uzun ve karmaşık cümlelerden kaçınmaya özen göstermelisiniz.Okumaktan sıkılacağı gereksiz bilgilere yer vererek sizi önemsememeye başlamasına sebep olabilirsiniz.

"Slm, nbr cnm grşlm mi?" Artık bir ergen olmadığınıza göre, cümle kurabilme kabiliyetinizi kullanmalısınız. Kısaltmalardan uzak durup, düzgün cümleler kurmaya özen göstermelisiniz. Kısaltmalar ergenlik dönemlerinizde kaldığına göre, karşı tarafa lakayt bir izlenim bırakmak istemezsiniz, değil mi?!

Önemli bir ayrıntı daha var tabii ki. Sürekli karşı taraftan bir tepki beklemek yerine, sosyal olmayı deneyin. Belki bir işi vardır, belki çekiniyordur ya da en kötü ihtimalle bir sevgilisi vardır. :)

"Aşk"la kalın... :)

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Hayatım olmuş işler güçler :)

Çok zamanlar oldu ki sizlerle güzellikler, sevgiler, aşklar paylaşmayalı...
Hayatımda tuhaf ve bir o kadar da köklü değişiklikler yaşadım ve sonunda yeniden sizlerleyim.
İnsanoğlu olarak sevmeye, aşka olan düşkünlüğümüz ve kolay kolay bağlarımızı koparamamamız sebebiyle de girip çıktığımız depresyonların haddi var hesabı yok maalesef ! Bir de hayatımızda beklenmedik durumlarla karşılaşabiliyoruz tabii ki; kimi zaman umutsuzluğa düşüyoruz ve birilerinin sesini duymaya ihtiyacımız oluyor, kimi zaman da yalnız kalıp deyim yerindeyse yaşadıklarımızı masaya yatırıp biraz sükunete ihtiyaç duyuyoruz.
Zaman içerisinde yaşadıklarımız bizi olgunlaştırıyor, yaşadığımız kaygılar ya da mutluluklarla, başarılarla birey olmaya başlıyoruz sanırım.
Son dönemde yaşadıklarımdan öğrendiklerim, hayata karşı her ne olursa olsun ayakta kalmak için en önemli şey; "inadına gülümsemek" !


Neden mi?!
Çünkü hayat bu...Yeri geliyor olmaz olmaz dedikleriniz oluyor, bir bakıyorsunuz Mezopotamya'da da olsa yanında olduğunuz insanlar sizi kırıyor, bir bakıyorsunuz seneler sonra en masum ve sadık sandıklarınızın deyim yerindeyse kıçı başı ayrı oynuyor.
Biz kadınlar ne yapıyoruz? En dramatik sahnelerde başrol oyuncusu, en ağlak filmlerde esas kız ve domino taşları gibi bir psikolojiye sahip yıkılmaya hazırız.
Size bir "İlişki"ye "İlişki"n tavsiyesi; yıkılmaz armada duruşunuzu, her şeye rağmen kocaman bir gülücükle samimiyetinizi ve sevgi dolu bir bakışı asla kaybetmeyin.Çünkü her yazın bir kışı vardır.
"Aşk"la kalın.. :)

29 Mayıs 2014 Perşembe

Erkekler, bira içince kadınlaşıyor-muş (!)

Haberlerde rastladığım ilginç bir olayı sizlerle de paylaşmak istiyorum.Her şeyin fazlası zarar diye boşuna söylememişler.Günümüzde özellikle erkeklerin alkol tüketimi konusunda ne kadar ısrarcı oldukları malum.Bir de içtikçe içmeleri, saçmaladıkça saçmalamaları ve güzelim alkolü zebil etmeleri olmasa...

Dünyada yapılan birbirinden enteresan araştırmalara da bir yenisi eklenerek, bu konuya da parmak basılmış sonunda..
Ve çıkan sonuç şaşırtıcı; "Erkekler bira içince kadınlaşıyor-muş!"

Kanada Sağlık Enstitüsü'nün yaptığı bir araştırma sonucunda, özellikle erkeklerin tüketmekten büyük keyif aldıkları biranın içerisinde kadınlık hormonları bulunduğu ortaya çıkmış!
100 erkeğe periyodik bir şekilde 6 bardak bira içirilerek yapılan araştırmada, davranışları izlenmiş.
Kontrolsüzce kilo aldıkları, düşünmeden sürekli konuştukları, gereğinden fazla duygusallaştıkları, araba süremedikleri, yalnızca duygularıyla hareket ettikleri, hiçbir konuda uzlaşamadıkları, hatalarını asla kabullenmedikleri ve en belirgini de alkol sonrası bir daha içmeyeceklerini söyledikleri tespit edilmiş.
Bir söylentiye göre de, özellikle Almanya'da bira içtikten sonra kadın kıyafetleri ile sokaklarda dolaşan erkekler var-mış. :)


Aslında olay sadece bira içmekte de değil.Alkol genel olarak kan dolaşımına geçmek için hazmettirici enzimlere gerek duymadığından, içildiği anda kana karışıyor.Çok kısa bir süre içerisinde de beyne ulaşarak, kontrol merkezimizi ele geçiriyor ve nabzı hızlandırıyor.
Böylelikle "sarhoş" diye adlandırdığımız, kimin ne şekilde bir durum yaşadığı belli olmayan ve çoğu zaman can sıkıcı sonuçlar yaşatan bir çok olayla karşılaşabiliyoruz.
Yani içinde kadınlık hormonu olup olmamasından çok, sizin içinizde alkolün ne şekilde etkisi olduğu daha bir önemli oluyor.Bir anda gayet efendi ve nazik olan bir erkek arkadaşınız varken, içindeki canavarın hortlaması hiç de hoş olmuyor açıkçası!Bu yüzden için beyler için, fakat abartmayın ki cinsiyet ayrımı yapabilelim. ;)

10 Mayıs 2014 Cumartesi

"ANNE" olmak...

Daha küçücükken başlar annelik duygusu yeşermeye aslında...Evcilik oynarken oyuncak bebeğini nasıl da koruyup kollar küçücük kadın bedenleri...Özenle saçlarını tarar, yemeğini yedirir, sessizlik içerisinde uyutur yavrusunu...
Zamanla hayaller girer devreye; aşk dolu bir eş ile birlikte aynı itinayı göstereceği, sevgisiyle sarıp sarmalayacağı, şefkatiyle koruyup kollayacağı, sezgileri ile yol göstereceği, yemeyip yedireceği, giymeyip giydireceği, yeri geldiğinde oyun arkadaşı olacağı, ilerleyen dönemlerinde ise en sadık sırdaşı...
Geçmişe baktığınızda hatıralar hep kopuk kopuk; ne hastalıklar yaşadınız, ne mutluluklar yaşattınız, en komik anlarınız, susmaksızın sebepsizce ağlamalarınız, küçücük bedenlerinizden büyük ettiğiniz laflar, uykumamak için inat ettiğiniz o uzun geceler, hastalandığınızda yaşattığınız endişe dolu zamanlar, ilk karne heyecanınız, ilk dişinizin çıktığı an hissettirdikleriniz, ilk "anne" deyişiniz ve ilk "baba" dediğiniz an...
Ve daha bir çoğu...Tüm bunları siz hatıralarınızda çok net canlandıramasanız da, hepsini bizzat bilir anneleriniz.Tüm zamanını vermiştir size an be an...Hepsini dolu dolu yaşamıştır sizi huzurla yetiştirirken çünkü.

Bu yaşımıza gelinceye kadar tüm hayatını çocuklarına adayan, fedakar annelerimizin günü bu gün...
Bıkmadan dinleyen, çektiği tüm acılara rağmen sesini bile çıkartmadan taşıyan, yemeyip yediren, hasta olmamızdan dehşet bir şekilde endişe eden ve hasta olduğumuzda saatlerce başımızda bekleyen, geleceğimiz için yılmadan savaşan, her daim bir zarar gelecek korkusunu barındıran, zaman zaman tatsızlıklar yaşatsak bile affeden, eşsiz ve sınırsız sevgi dolu ve kocaman yürekleri olan güzel annelerimiz olduğu için çok şanslıyız.

Kıymetini bilmeli, örnek almalı ve bir gün illa ki anne olduğunuzda kendi annenizin bir kopyası olacağınızı unutmamalısınız.

İlk olarak canımın içi, dünyadaki en değerli varlığım, var olma sebebim, hayatımın her bir zerresinde imzası olan güzel kadın, canım annemin anneler gününü kutluyorum.Ve bir tanecik annemi çok seviyorum...
Sonrasında, hayatımdaki "anne" kalıbının diğer öğeleri olan ablalarımın, ailemize yeni giren prensesimizin annesi-güzeller güzeli yengeciğimin, can dostum-poğaça yanaklı minnak kuzumun annesi ve sizlerinde tanıdığı Moda Meleğimin, annelik duygusu ile yeni tanışan tüm arkadaşlarımın ve bütün annelerin ANNELER GÜNÜNÜ KUTLUYORUM. İYİ Kİ VARSINIZ, HAYATIMIZDA EN BÜYÜK DESTEKLER VE ÖRNEKLER OLARAK KALACAKSINIZ. ♡ ♡ ♡ ♡ ♡ 

8 Mayıs 2014 Perşembe

Damla damla huzur...

Hava kapalı olduğunda uyanmak istemezsiniz, bir kasvet çöker ve duygular birer birer su yüzüne çıkmaya başlar.Yağmur, hüzün demektir.
Kadınsal bir durumdur genellikle elinde bir fincan kahveyle hafif bir müzik eşliğinde saatlerce yağmuru seyretmek...Duyguları hep daha yoğundur ya; sevgileri, aşkları daha şiddetlidir derinlerinde; hissetmek istedikleri duygular, ulaşamama ihtimallerine olan öfkeleri, anaçlıkları belki de...İhtimaller bile yağmurla su yüzüne çıkar zaman zaman...
Yağmurun sesiyle gelir geçmişe öfkeleri, nedenleri niçinleri...
Her haliyle hayatı zaman zaman yaşanmaz hale getirse de, yağmurlu havaları hep sevmişimdir.Ki hayatımdaki en büyük fobi, gök gürültüsü ve şimşekler olmasına rağmen...
Yağmur bir temize çekiştir hayatı, şimşekler kavuşan ellerden birer hatıra ve gök gürültüleri ise hayata karşı içimizdeki karanlığın ses bulmasıdır.
Şimdi bir fincan kahve ve hayatınızı alın ellerinize, bu güzel havanın tadını çıkarmaya bakın. 

8 Nisan 2014 Salı

Bakın, ne güzel güneş çıktı.

Uzun zamandır sizlerle paylaşımda bulunamadım, iş yoğunluğu ve hayat gailesi aldı başını gitmekte maalesef...
Fakat bahar geldi, çiçekler açmaya başladı ve çilekler tezgahlarda görüldü.Şimdi yenilenme zamanı diyorum ve sizlere harika bir post ile hızlı bir dönüş yapıyorum.

Bir sosyal paylaşım sitesinde karşılaştığım, güzel ve anlamlı yazıyı sevgili takipçilerimle de paylaşmak istedim.


Güne taze bir gülümseme ve pırıl pırıl parlayan bir güneş ışığıyla başlamanın zamanı geldi.
Bahar temizliğine hazır mısınız???

Yazmayan kalemleri.

Sayfası bitmiş defterleri.

Kulpu kırık fincanları.
‘Zayıflayınca giyerim’ kotunu.
Son 5 aydır giymediğiniz kıyafetleri.
Arka balkona tıkıştırdığınız, bir gün yüzünü yenilerim pırıl pırıl olur dediğiniz o
sandalyeyi.
Dibi kararmış tencereyi.


Taşındığınız hangi evden kaldığı, hangi kapıyı açtığı artık meçhul olan o anahtarları.

Sırf genç ve güzel çıkmışsınız diye yanınızda o hiç sevmediğiniz tiple poz verdiğiniz
fotoğrafı.
Çekmecenin dibindeki müzik kasetlerini (kaset mi kaldı allah aşkına)
Atın.
Ohh bir ferahlayın bakalım. Tamam mı?
Şimdi ihtimalleri atın.
‘Olacaktı, son anda olmadı’ları atın, olmamış işte.
Takılıp kaldığınız o günü.
Düşünüp durduğunuz o lafı.
Atın.
Küstüğünüz için uzun zamandır görmediklerinizin aklınızda kalan son görüntüsünü.
Alındıklarınızın, gücendiklerinizin hiç umurunda olmayan o ‘olayı’
Atın.
O hiç beceremediğiniz yemeğin tarifini
Kestiğiniz eski gazete küpürünü
İçinizi kemiren o ukteyi
Atın.
Zamanı gelince yiyeceğiniz soğuk intikam yemeğini de dökün.
Soğuk yemeğin hiç tadı olmaz, dışarıdan bir döner söyleyin daha iyi.
Buzdolabının üzerindeki diyet listesini (faturaların altında duruyor)
Depodaki koşu bandını.
Atın.
Cevabı olmayan soruları
Kaçırdığınız fırsatları
Atıldığınız işleri
Beceremediğiniz ilişkileri
Kişisel gelişim kitaplarını
Atın.
Arkanızdan konuşanları.
Önünüzü kapayanları.
Alamadığınız terfiyi
Oturamadığınız evi
‘Şimdiki aklım olsa’ları
Aldığınız en kötü karneyi.
Hatta en iyi karneyi.
Çalışmayan saatleri.
İşe yaramayan fikirleri.
Kaçan trenleri.
Zamansız yaşlandıran dertleri.
‘O gün’ olanları.
Halının altına süpürdüklerinizi.
Dolabın dibine iteklediklerinizi.
Atın.
Bakın, ne güzel güneş çıktı.

Gülümsemelerle ve Aşk'la kalın... :)



23 Şubat 2014 Pazar

"Ölmüşsün, gömenin yok arkadaşım...!"

Bugün günlerdir sosyal medyada yankı uyandıran ve benim de ilgimi çekmeyi başaran kitabı sonunda aldım.
"Dönersen Diye"...Raftan kitabı alır almaz ilk olarak rastgele bir sayfa açtım, merak işte...
Orada kendimi buldum, hani bir şarkı dinlerken hislerinizin notalara döküldüğünü düşünürsünüz ya...Ben de rastgele açtığım sayfada kendimi buldum..ve seni...



"Cimriyiz işte.
Hepimiz, ben de, sen de, karşı camda yıllardır eve girişimi gözleyip konuşmaya cesaret edemeyen komşu çocuğu da...
Hepimiz cimriyiz sevgimizi dillendirmekte.
Ödümüz kopuyor biri içimizi görecek diye.
Geberiyoruz yalnızlıktan...
Çıtımız çıkmıyor.
Direnmek nedir ki bundan başka?"

Böyle diyordu o sayfada...





Her şeyi hatırlıyorum; 
"Günaydın hayatım" mesajlarını, "kahvaltı hala hazır değil mi" diye söylenmelerini, film izlerken bana sarılışını, en kızdığın an bile gözlerindeki sevgi dolu bakışları, birbirimizin her şeyini biliyor olmamıza rağmen kahve içerken hep sohbet edecek bir şeyler bulduğumuzu, senin çayına iki şeker attığını ve sabahları kahve içmeyi sevdiğini, sonra bir de zor zamanlarda hayatımı kolaylaştırmanı, tost makinesinde kahve pişirmeyi öğrettiğini, seninle kurulan içki masalarının nasıl da keyifli olduğunu...Ve daha bir çok an...
Seni kalbimden çıkarmak da canımı acıtıyor, orada tutmak da...
Bu kitabı büyük bir merakla okuyacağım; "Dönersen diye..."