kadın erkek ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın erkek ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Evlilik aşkı bitirir mi?

Büyük umutlarla ve heyecanla başlayan bir çok hikaye, bir süre sonra sekteye uğramaya ya da çatırdamaya başlıyor. İlk günlerdeki bağlılık sanki zaman ilerledikçe ufak ufak çözülmeye, hatta belki de kopma derecelerine bile gelebiliyor.
Bu durumda da ilk akla gelen şey, evliliğin aşkı öldürdüğü düşüncesi oluyor. Maalesef bu çıkarım tamamen bir kaçış! Bakalım evlilik mi aşkı öldürüyor yoksa biz insanlar mı sebep oluyoruz bu durumlara...
Evliliğinizin ilk günlerini düşünün; nasıl da birbirinize karşı anlayışlıydınız, söylediklerini değil söylemek istediklerini bile şıp diye anlayıverip harekete geçiyordunuz, sırf o kendini değerli hissetsin diye düşünüp dururdunuz belki de neler yapabilirim diye, eşiniz sadece özel günlerde değil her gün kendini özel hissetmeliydi çünkü...
Evlilik aşkı öldürmüyor, sadece zaman aşımına uğruyoruz. Kendimiz bu hale getiriyoruz da diyebiliriz.


Özensizleştikçe aşk biter.
Özenle hazırlanan sofralar ya da özenle giyilen kıyafetler değil aslında buradaki konu... Konuşurken özensiz olmak, ne hisseder diye düşünmemek; hareket ederken özensiz davranmak, ne düşünür diye önemsememek; yemek yerken özensiz davranmak, benim için uğraşmış diye bir an bile aklınıza gelmemesi; mutlu etme konusunda özensiz davranmak, zamanla yabancılaşmak ve ne şekilde mutlu edeceğiniz konusunda bilinçsizleşmek... Kısacası evlilik hayatınız sizin seçiminiz; özenle yaşamak ve sevmek de sizin elinizde, sadece nefes almak da...

Sözünde durmadıkça aşk biter.
Bir ilişkiye istikrarla devam etmek, verilen sözlerin ne kadar tutulduğu ile fazlasıyla alakalıdır. Şu ya da bu sebeple tutmadığınız sözler yüzünden aranıza mesafeler girebilir. Daha da kötüsü eşinizin size karşı saygısını da yitirebilirsiniz. Temelinde saygı olmayan hiçbir ilişki, başta evlilik olmak üzere,  sağlıklı bir şekilde ilerlemeyecektir. 

Değer verdiğini göstermedikçe aşk biter.
Birine değer vermenin en güzeli, pahada hafif maneviyatta büyük şeylerle mümkün olabilir. Birini düşünmek, değer verdiğinizin en güzel göstergesidir. Evlilikle birlikte birbirinizi daha iyi tanımış ve hoşlandığınız-hoşlanmadığınız bir çok şeyi kavramış oluyorsunuz. Dolayısıyla eşinizin yüzünde bir tebessüm yaratmak için fazla düşünmeye ihtiyacınız yok diye düşünüyorum. :)

Sevginizi yitirmeden, her gün mutlu olmaktan ziyade mutlu etmek üzerine çaba sarfederek, o ilk günkü aşkla yaşamanız dileğiyle...
"Aşk"la kalın.

2 Ağustos 2019 Cuma

Mekanın Sahibi Geri Geldi :)

Son dönemde popüler olan diss atma muhabbetlerine atıfta bulunmak değil elbette amacım. 3 yılı aşkın bir süredir yazmadığım blog sayfama geri dönüşün bir müjdesi...
Hayat hızla akıp giderken, üniversite yıllarımda yazmaya başladığım blog sayfama bir de evli kafasıyla hızlı bir dönüş yapmaya karar verdim. Dolayısıyla bulunduğunuz sayfaya mekanın sahibi geri geldi. :)
Evet, evlendim! 
Hani "yok ben evlenmeyeceğim, ay evlilik bana göre değil..." diyenlerdendim ben de. Yakın bir arkadaşım günün birinde demişti ki, karşına öyle biri çıkıyor ki sen hazır mıyım ne oluyor diyene kadar evlenmiş oluyorsun! Hakikaten de öyle oldu. 

Hızlı bir karar diyemem; çocukluğumun en çılgın dönemleri, saklambaç oynarken saklanamadığım, gençliğimin en ergen dönemleri, dertlerimin ortağı, her anımı paylaştığım, dolu dolu geçmişim olan adamla sonsuzluğa "Evet" demek... 
Herhalde hayatımın en can alıcı noktasıydı evlilik... Kimi zaman ürkütücü gelirdi bana, kimi zamanda büyüleyici...
2 senelik tecrübemle söyleyebileceğim çok fazla şey yok elbette; ama hiç yok da diyemem. Mesela evlilikle iki kişilik yaşam başlıyor ister istemez, sadece masadaki yemek tabakları 2 kişilik olmuyor yediğiniz her lokma ikiye bölünüyor; sabah 2 kişilik bir hayata uyanıyorsunuz; her an ve her his karşılığını mutlaka buluyor; her geçen gün daha fazla 2'ye bölünüyor her şey ve kızgınlıklarınız da oluyor elbet, işte o zaman anlıyorsunuz eskisi gibi trip atmanın, laf sokmanın işe yaramadığını... :)
Kısacası aynı evi paylaşmaya başlamak yürekte başlıyor. Sevginizi koruyabildiğiniz sürece de, o masada hep 2 kişilik servis olmaya devam ediyor.


Kadın ve erkek; farklı iki cumhuriyet gibidir. İlişkiler de zorludur bu sebepten ötürü, bilirim. Bir insanı tanımak, ona bağlanmak, kendinizi teslim etmek o kadar da kolay olmuyor. Ancak bir zamanlar arkadaşımında bana söylediği gibi, beklenmedik anda çalıyor kapınızı aşk da evlilik de... 
Düğün mevsimi de devam ediyorken, yakında düğün postuyla sizlerle olacağım.
"Aşk"la kalın...

17 Mayıs 2016 Salı

El gibi...

Ne tuhaf yaratıklarız değil mi?! Üzerinden bir an da geçse, bin yıl da geçse öfkemizi dindiremiyoruz. Sevgi nasıl bir duygu, sizin kalbinizde? Hani çok seven, uğrunda dağları delen siz Kerem'lerin kalbindeki sevgiden bahsediyorum. Daha dün onca sevilenler, bugün nasıl bir şey yapmış ola ki...
Sevgi... O çokça dilinize dolanan, en cafcaflı cümleleri kurarken kullandığınız, kimselere laf ettirmediğiniz, her zaman en içten sizin hissettiğiniz güzel duygu... Nasıl bir anda tuzla buz olup, yok olabiliyor. 
Siz sevdiklerinize bağlı değilsiniz sayın Kerem'ler, sayın Aslı'lar... Sizin sevginiz, karşınızdakinin en ufak bir hareketine bağlı!

Bulutlar karardı diye, güneş ertesi güne doğmaktan vazgeçer mi hiç?! 
Sevdalıdırlar birbirlerine çünkü, güneş her fırsatta hatırlatır içindeki yangını; bulutlar da her gün kovar içinden karanlıkları...
Çokça sevmeyin, içtenlikle sevin ve sevilin. :) 

Aşk'la kalın...

26 Mart 2016 Cumartesi

İçimden geldi yazısı...

Bugün durup dururken aklıma geldin çocuk... Şarap misali yokluğun, yıllandıkça çökmüş derinlerime; bu halini de fark etmeden sevmişim meğer... Örümcek bağlamış kenarı köşesi yaşananların, öylece beklemiş sanki bir gün hatırlanmayı yeniden.
Belki de sırf bu sebepten karışamamışım hayatın içine, alışamamışım "bir dahaki sefer"in olmayışına, kucaklayamamışım yaşadığım anın hislerini ve her şey değişse de içimde bir şeyler beklemiş, tozlu raflarında gözlerimin...
Baktığım yerlerde ol istemişim bilmeden, her şey aynı kalsın diye beklemişim düşünmeden, sevmişim aslında bu sızıyı... Bilememişim belki de ben, her şeyi aynı tutsam da, başka zamanda olduğumu... Gerçeği kabul etmediğimi fark ettim sonunda; gereksiz bütün acı çekişlerin de sebebi bu ya... Hep bir savaş, inatlaşma, bilek güreşine tutuşmuşuz yaşananlarla; bir hikaye yazmışız belki de, hep daha fazlasını istemişiz veresiye geçmeyen kalplerden ve sadece istemişiz.
Kabullendiğimi sandığım yaralarım geçmiş elbette, üzerimden kabukları düşmüş. Kurtuldum derken seninle yaşadığımı fark ediyorum, hayatımdaki izinle... Ama dedim ya, aynı şehirde ve aynı sokaklarda olduğumuzu hissetsem bile, başka zamandayız biz seninle... Tüm bunlar içimden geldi, izninle...

2 Mart 2016 Çarşamba

İLK HEYECAN "ODA VE ADAM" ❤

Çocukken kurduğumuz hayaller vardır, hep çok uzak gelir ulaşması, hep çok büyümemiz gerekir o günleri görmek için... Ama aslında öyle değildir, tek gereken şey "çaba"dır.
Benim en büyük hayalim de, senelerce izlediğim usta sanatçıların yanında, tiyatro sahnesinde olmaktı. Oyun sırasında yerimde öyle zor dururdum ki, her an sahneye fırlama isteğiyle mücadele ederdim. Oyun bittiğinde ayakta alkışladığım değerli sanatçıları imrenerek izler, bir gün onların arasında olmayı yürekten dilerdim. Hala da aynı hisleri ve hatta daha da şiddetli olarak yaşıyorum.
Oyuncu olmak... Değerli hocamız Ali İpin'in dediği gibi "hiçbir zaman ben oldum dememektir." Hayatın içinde kendinize kattığınız değerler, size bir karakteri anlarken ve oluştururken anahtar olacaktır. Bir oyuncu için her yeni gün, öğrenilecek yeni şeyler demektir. 
Tabii ki değerli hocamız Celal Kadri Kınoğlu'nun her zaman bizlere söylediği gibi, "oyuncu olmak, kendini tanımaktır, bir karakteri oluştururken gereken tüm duyguları kendi içinde bulmaktır."

Öncelikli amacımız hep eğitim olmalıydı tabii ki... 
Eğitimimizi Başkent İletişim Bilimleri Akademisi'nde Rüştü Asyalı, Celal Kadri Kınoğlu, Ali İpin, İskender Altın, Cihan Ünal, Seray Gözler, Saydam Yeniay, Özgür Yalım, Burak Şentürk, Hakan Çimenser, Cevdet Arıcılar, Kaan Yakuphan, Salih Uzuner, Aybüke Eryiğit, Oya Okar, Zeynep Koltuk gibi çok değerli ve usta sanatçılardan aldıktan sonra, oyun zamanımız geldi çattı.
Bu büyük heyecanı sizlerle de paylaşmak istiyoruz. 



Eğitim sürecimizde bize kattıkları ve katmaya devam ettikleri ile kıymetli hocamız İskender Altın'ın yönetmenliğini yaptığı, Belçikalı yazar Eric de Volder'in yazdığı "ODA VE ADAM" oyunu ile sizlerin karşısında olacağız.

"ODA VE ADAM" gündelik yaşamın ayrıntılarında, kadın-erkek ilişkilerini tüm iniş çıkışları ile birlikte ele alan bir oyundur. İlişkilerdeki yaşanmışlıkları-yaşanamayanları, gerçekleri-hayalleri, beklenenleri-beklenmedik olaylarıyla, komedi ve dramın iç içe geçtiği, görselliğin ve şiirselliğin hakim olduğu eğlenceli bir yolculuk sizleri bekliyor.

"ODA VE ADAM" oyunu gösterim yer, tarih ve saatleri:
  • 13 Mart 2016  17:00
  • 13 Mart 2016  20:30
  • 14 Mart 2016  20:30
  • 15 Mart 2016  20:30
  • 16 Mart 2016  20:30

YER : "BiTiyatro BiSahne"
ADRES : Tomtom Mh. Camci Fevzi Sk.
34/A Beyoglu/İSTANBUL


TARİF: Şişhane Metro durağından İstiklal Caddesi yönünde çıktığınızda, İstiklal caddesinde sağ tarafa doğru devam etmeniz gerekmektedir. Sağ tarafta ilerlerken Lebon Pastanesi'nin yanından Kumbaracı Yokuşunu göreceksiniz. Kumbaracı Yokuşundan aşağı doğru ilerlerken BiTiyatro BiSahne tabelaları ile kolaylıkla sahneye ulaşabilirsiniz.

Biletler 20 TL'dir.

Sınırlı sayıda yerimiz olduğu için lütfen bilet ile ilgili konularda benimle irtibata geçiniz.
0533 592 46 94

21 Aralık 2015 Pazartesi

Birinin "eskisi" olmak

Her şey içinizi kıpır kıpır eden bir heyecanla başlar. Dünyanın en kusursuz adamı / kadınıdır karşınızdaki... Ne hayaller kurulur hemen, ne planlar yapılır geleceğe dair... Zaman geçtikçe, yani kadın ve adam yıllandıkça, daha da lezzetlenir aralarındaki ilişki... Tabii bu sırada birbirlerini tanıdıkça, ilişkinin tuzu biberi dedikleri tartışmalar da kaçınılmaz. Çoğu zaman halledersiniz sorunları ya da hallettiğinizi zannedersiniz. 
Zordur kadın erkek ilişkileri; bazen aşkı sevgiyi bir tarafa bırakmayı gerektirir. Söz konusu olan en önemli konu "algı" oluverir.
Hani hep deriz ya "algıda seçicilik" diye, gereken önemi vermeyiz ortak algılara... 
Dünyaya aynı pencereden bakmaktır aslında "algı" dediğimiz şey. İlişkilerde de olmazsa olmazdır. Sadece sevgililik, evlilik, flört dönemlerinde değil; birinin hayatında artık "eski" olduğunu da algılamalıdır insan. Bu da demektir ki, dünyaya farklı pencerelerden bakıldığını, olayları ve kişileri farklı süzgeçlerden geçirdiğini, gördüğü ve duyduğu şeyleri farklı anlamlandırdığını, kısacası artık farklı hissettiğini ve hissettirdiğini algılamalıdır insan.


Evet, her ilişki güzel başlar, yaşanan her an kıymetlidir, farkında olmadıklarınız sizi daha da mutlu kılar. Taa ki fark edene kadar... Aynı algı biçimine sahip olmayan insanlar, olayları öylesine farklı yorumlar ki; bir de buna "ben haklıyım" tabusu yerleşince dikenli tele dönüşen erkek arkadaşlar / kadınlar kaçınılmaz olur. 
İşin en kritik noktası da, bir şeylerin artık farkına varmak ve hayatınızı doğru yönlendirmektir. Direksiyonu kırıp doğru yerde U dönüşü yapmak gerekir bazen. Eee tabii bir de kabul edip, saygıyı yitirmemek; yani işin özü, ilişkiler başlarken de biterken de "adam gibi" olmak...
"Biz " olmak zahmetli bir iş; bu zahmete hem katlanamayıp hem de saçma sapan triplere girmek, artık birisinin "eskisi" olmayı kabul etmemek, sanıyorum ki insanların yapacağı en anlamsız hareket olacaktır. Kırılınca insan ilişkileri orta yerinden, alçı tutmaz; kemikleri kaynasa, kanı kaynamaz. 
Eskiler derler ya, "boşa kürek çekmemek" lazım. Karşılıklı olarak birinin eskisi olduğunuzu kabul etmek lazım.

"Aşk"la kalın... 

30 Eylül 2015 Çarşamba

Mevsim Sonbahar

Haftaya yağışlı ve buz gibi bir havayla başladık. Halbuki daha doyamamıştık sımsıcak güneşe, uyandığımızda odaya dolan aydınlığa, akşamları havanın daha geç kararmasına, içimizi açan sıcacık havada deniz kenarı yürüyüşlerine, bikinilere, şortlara, buz gibi içeceklere ve daha bir sürü yaz enstantanesine... 
Sonbahar ani bir hızla geliverdi. Birçoklarımızın hava ile birlikte ruh halleri de kararmaya başladı. Fakat durun! Hemen moralinizi bozmayın! Sonbaharında keyifli yanları var; sonbahar arınma, temizlenme, silkelenme mevsimidir. İşte sizlere sonbaharı keyifle geçirebilmeniz için birkaç öneri;


Kararan hava ve soğuklarla birlikte psikolojinizin de bozulmasına ve ruhunuzun daralmasına izin vermeyin bakalım. Kitaplarıyla yüzlerce insana ilham veren Louise Hay der ki; "Mutluluk insanın içinde olan bir şey. Ben düşüncelerimi olumlu seçtiğim sürece, evren bana sadece ve sadece her şeyin olumlusunu ve en güzelini getirir." Yani kısacası demek istiyorum ki; negatif düşünce negatifi, pozitif düşünce pozitifi çeker. 
Bir de şu açıdan bakmak lazım; sonbahar demek, kiloları kazakların altına saklama mevsimi geliyor demektir. Bikininin içine sığabilmek için yiyemediğiniz çikolataları, tatlıları bir düşünün. :)
Sosyal etkinliklerin tavan yaptığı mevsim geliyor. Yazın bütün arkadaşların tatildeydi, tiyatrolar sezonu bitirmişti, sevdiğin diziler sezon finali yapmıştı ve sen deniz kenarında bol bol güneşlenmeyi tercih etmiştin. Şimdi bolca sosyalleşme mevsimi başlıyor, arkadaşlarınla ev partileri ve tiyatro, sinema, dizi günlerine kaldığınız yerden tam gaz devam!
Deniz kenarında güneşlenirken okumaya devam ettiğiniz kitaplarınıza, sonbahar yağmurlarını dinlerken devam edebilirsiniz. Hem daha huzurlu değil mi, sıcaktan bayılmama garantisi var. :)


Bence sonbaharın aşkla çok güçlü bir bağı var. Kimilerine göre sonbahar, yalnızlık ve melankoli mevsimi gibi olsa da, siz doyasıya aşkınızı yaşayın. Düşünsenize, sonbahar yağmurlarında sevgilinizle romantik yürüyüşler yapabilirsiniz, yağmur damlalarını seyrederken kahvelerinizi ya da sıcak şaraplarınızı yudumlayabilirsiniz, yağmurun ve rüzgarın sesi eşliğinde romantik dakikalar yaşayabilirsiniz. Hem bu mevsimde üşümek de serbest; sevgilinize sarılıp ısınabilirsiniz. :)
Mutluluk size hazır bir şekilde gelmez, sizin kendi eylemlerinizden doğar. Öyleyse sonbahar geldi diye melankolik takılmaya gerek yok. Huzurun mevsimi başlıyor, sıcacık battaniyelerin, pofuduk terliklerin, yumuşacık kazakların ve pijama partilerinin mevsimi...
Sonbahar güzeldir. :)

31 Ağustos 2015 Pazartesi

"AŞK" denilen şey evren gibidir; sürekli büyür.

Aşk için herkes farklı farklı şeyler düşünür; kimi zaman biter derler, kimi zaman da sonsuzdur.
Geçenlerde bir yazı okudum ve ben hayatımın aşkını bulduğumu anladım. Bakalım siz hayatınızın aşkını buldunuz mu?


"Katiyen kimseye anlatmam!" dediğin şeyler illaki vardır. Ama gün gelir, aşık olursun ve dersin ki: "Hayatımın aşkını buldum!" Ve kimselere söylemediğin, anlatmadığın acılarını, mutluluklarını, isteyerek ya da istemeyerek anlatmaya başlarsın. Her halini görmesi artık senin için bir problem demek değildir, aksine bu hoşuna gitmeye başlar; ona sığınırsın, onunlayken güçsüz olmak umrunda değildir.



Belki insanların sana bir şeyler anlatmasından hoşlanmıyorsun, onları dinlemek bir yerden sonra sıkıcı geliyor olabilir senin için. Ama hayatının aşkını bulduğun zaman, onun her anlattığını, dudaklarından dökülen her kelimeyi can kulağıyla dinlersin. Çünkü onun anlattığı her şeyin bir anlamı olduğunu düşünürsün. Ve ondan yeni şeyler öğrendikçe mutlu olursun, daha çok ve daha çok mutlu olursun.
Herkesin sırları olduğu gibi, senin de vardır gizlediklerin, hani o açılmamış kartlar... Ama artık onunlayken sır saklamanın gereksiz olduğunu düşünürsün, açıverirsin elindeki kartları hiç düşünmeden. Çünkü artık sırlarını paylaşabileceğin, sırlarını korkusuzca açığa çıkarabileceğin biri vardır senin için. Ve en önemlisi, bunu bilinçsiz bir şekilde de yapabilirsin. Unutma ki, onunla üzerine düşünülmüş, planlanmış, programlanmış bir şey yapamazsın. Her şey kendiliğinden gelişir, tam anlamıyla kendinsindir onun yanında.
Elbette önceliklerin olmuştur bu zamana kadar hayatta, bir bakmışsın ki onunla her şey allak bullak olmuş. Çünkü önceliklerin bir yana, o bir yana olmuştur artık senin için. Hayattaki önceliklerini sıraladığın listeyi yok edersin birden, "her şey için değer o" diye düşünürsün içinden.
Eskiden zaman çok yavaş akıyordu belki senin için, geçmiyordu bir türlü saatler, ama artık onunlasındır ve zaman mefhumu yok olmaya başlamıştır. Adeta akıp gider zaman, nasıl geçtiğini anlamazsın onunlayken.
Ve uzadıkça uzayan tartışmalar, kavgalar... Ama onunlasındır artık, orta yolu bulursunuz. Zamanla öğrendiğin şeylerden biri de hiçbir şeyi büyütmemek, alttan almayı bilmek, yani fedakarlık etmek, onun üzülmesini engelleyecek her şeyi yapmak olur.
Eskiden anlık yaşıyordun belki, gelecek senin için çok uzaklardaydı ve sanki hiçbir zaman yüzleşmeyeceğin bir şeydi senin için. Ama artık hayatının aşkını bulmuşsundur, onunla birliktesindir ve geleceği düşünmek zorunda olduğunu hissedersin.
"Aşk bu, çok uzun sürmez" ya da "Aşkın da her şeyin gibi bir süresi vardır" diyenler olacaktır, boş ver onları, hayatının aşkını bulduğunda anlarsın zaten, aşk denilen şey evren gibidir, sürekli büyür.
"Aşk"la kalın.. :)

2 Temmuz 2015 Perşembe

Çünkü aşık oldum ben!

Son günlerde dinlemekten büyük keyif aldığım bir şarkı var. "Kocan Kadar Konuş" film müziği olarak da bilinen, Model'in "Pandalar" şarkısı tabii ki... İnanılmaz eğlenceli, aşkı doya doya hissedebileceğiniz ve bir de aşıksanız o yakışıklıya ya da dünyalar güzeline, tadından yenmeyecek bir şarkı. :)
Aşkı yaşıyorsunuz doyasıya, fakat acaba gerçek bir aşk mı yaşadığınız, yoksa gelip geçici bir heves mi?
Yaşadığımız hissin gerçek bir aşk olduğunu söylemek mümkün mü? Bazı ilişkiler için bunu belirlemek zor olsa da, bazı ipuçları bize yardımcı olabilir. Birisi için aşk olan, diğeri için güçlü bir cazibe ya da derin bir hoşlantı olabilir. Yaşayış tarzı ve belirtiler kişiden kişiye değişiyor, söz konusu aşk olduğunda...
Sizlere yardımcı olacağını düşündüğüm küçük detayları paylaşmak istiyorum. Kendi durumunuzu anlamanız için işte detaylar;



Aşık olup olmadığınızı anlamanın başlıca yolu, vücudunuzun verdiği tepkilerdir. Sadece düşünürken bile nasıl reaksiyonlar gösterdiğinizi gözlemleyin. Bazen ufak bir titreme, heyecanla kalp ritminde bir artış, midede kelebeklerin uçuşması ya da kendinizi gülümsemekten alıkoyamıyorsanız, teşhis belli; aşık olmuşsunuz. :)




Endişe de aşkı belirme de önemli bir ölçüttür. Tabii ki bahsettiğim, obsesif olmayan bir endişe... Onu merak etmeniz, obsesif ya da negatif bir endişe barındırmamalı. Aksine onun mutlu ve huzurlu olduğundan emin olma telaşı içinde hissetmeniz, ona karşı yoğun duygular barındırmanızdan kaynaklanmaktadır.

Sevgi dolu hislerle kendinizi bulutların üzerinde hissedebilirsiniz. Bir de kendinizi iyi hissetmek vardır ki, bu da daha güçlü, her işin altından kalkabilecek gibi hissetmenize ve daha olumlu düşünmeye başlamanıza neden olur. Bu da çoğu zaman aşkın gücünden kaynaklanır.

Yaptığınız her şey de biraz sevdiğinizi buluyorsanız, gittiğiniz her yerde onunla ilgili detaylara takılıyorsanız, parfümünü tanıyor ve konuşurken vurgulamalarını, tercih ettiği kelimeleri önemsiyorsanız, onu hayatınıza dahil etmişsiniz demektir. Gerçekten aşık olduğunuzu size bu hisler de anlatabilir.

Aşk iki kişiliktir elbette. Fakat öylesine coşkulu ve kabına sığmayan bir histir ki, herkes duysun bilsin istersiniz. Bağıra bağıra "seni seviyorum" demek, o benim sevgilim eşim/kocam diye vurgulamaktan kaçınmazsınız. Hem her zaman gurur duyarsınız, hem de bunu göstermekte oldukça cüretkar davranırsınız. Çünkü aşk böyle bir histir, yakışanı budur.

Gerçekten aşık olduklarınızla, "Aşk"la kalın... :)

2 Mayıs 2015 Cumartesi

SEVMEK GİBİ SEVMEK

Uzun bir aradan sonra sevgiyle dönmek istedim takipçilerime. Bu gün güzel bir yazı okudum sabah sabah... 
Sevmek ve mutluluk birbirine kenetlenmişken, sevgiyi hoyratça kullanıp mutsuzluluğa dönüştürmek neden?
Lafa gelince hepimiz seviyoruz ya, seviliyoruz bir de çokça... Her şey çok güzel giderken, sevgiyi doyasıya yaşarken bile endişelerimiz peşimizi bırakmıyor. Mutluluğun çok kısa bir rüya olduğuna alıştırılmışız zaman içinde. Mutsuzluğa alışmadan yaşamak gerek sevgiyi aşkı, bunu biliriz de işte; oysa mutluluk bir amaç değil. Mutluluk, geçici dünyanın hoyratlığına katlanabilmemiz için verilmiş bir ödül. Aşk da böyle, sevgi de, sevda da...
Hani bazı değerlerin ne denli kıymetli olduğunu, yitip gittiklerinde anlarız ya çoğu zaman, insanoğlu işte elinde değil ki... 
Her ilişki büyük umutlarla, aşkla başlıyor halbuki. Senelerce süren evliliklere baksanıza, annemlerimiz babalarımız misal, yani diyeceğim o ki eski aşklar... Onlar değil midir ki, mutluluğa heveslendiren insanı ve inandıran sağlam beraberliklere.
Şimdi sorguluyorum o zaman ki sevgi ile günümüzdeki sevgi denilen duyguyu... Başlangıç hep aynı da sonunda nedir değerini yitiren?
İnsanlar ayrılıyor, boşanıyorlar, adamlar kadınlarını aldatıyor, kadınlar ekonomik ölçüde erdikleri rahatlıkla saygılarını yitiriyor, seviyoruz diyorlar da mutsuz mutsuz yaşıyorlar birbirlerinden ayrı... 



Aynı evde duruyorlar da konuşmuyorlar bile. Sevgiyi hoyratça kullanmak değil de, nedir bu?

Sevgiyi de aşkı da günümüz şartlarına göre yaşıyoruz illa ki. Fakat bakıldığında geçmişten gelen aşklar, günümüz koşullarına daha bir dayanıklı, sevgisi için direnci daha yüksek her geçen gün...



Şimdilerde ise, öyle çok insan sevginin ne denli bulunmaz hint kumaşı olduğunu, arayıp da bulamadığımız mutluluğun kilit noktası ve hayatımız boyunca sahip olabileceğimiz en değerli ödül olduğunu anlamadan göçüp gidiyor ki... Yaşamak denen şey sevgisiz olduğunda, sevilmeden bir de; nefes alıp vermekten ibaret değil midir ki?

"Aşk"la kalın...

14 Mart 2015 Cumartesi

"Biz" varız...

Çoğumuz sevdiğimizi söylemekte zorlanırız ya da daha erken diye düşünürüz... Ve çoğu zaman da geç kalırız.
"Seni seviyorum" ne büyülü bir cümledir aslında, duygu doludur, anlam doludur...
"Seni seviyorum" ne demektir?

“Birine seni seviyorum demek… onunla birlikte umut edebilmekmiş… Sadece onunla yan yana olduğun için, nefesine ortak olduğun için yaşadığını hissetmekmiş… 
Seni seviyorum demek aslında şükretmekmiş… ona dokunabildiğin her an için, hayatta olduğu için…
Bir acının iki ucundan tutup, birbirine tutunabilmekmiş sevmek… Kendinden bir parçayı ona vermek, eksilmeden çoğalabilmekmiş…
Kendini, prensiplerini hiçe sayman gerektiğinde, bunu kahramanlık saymadan sessizce yapabilmekmiş…   


Bir ihtimal, küçücük bir ihtimal de olsa, onun gözlerinde kendini değil, sevdiğini aramakmış…
Seni seviyorum demek nefes almak kadar doğalmış istediğinde… Bir Pazar sabahı kapıyı çalıveren bir dost kadar güzel bir sürprizmiş…
Seni seviyorum demek… aslında biz varız demekmiş…"
Sevdiğinizi söylemekten çekinmeyin, çokça sevin...
"Aşk"la kalın... :)

8 Şubat 2015 Pazar

Sevgililer Günü Hikaye Yarışması: "Sevgili Sevgilim"

Sevgililer Günü'ne çok az bir zaman kaldı. Herkesi bir hediye telaşesi sarmış durumda, ne alsam, acaba beğenir mi, hangi renk alsam, kaç beden alsam, parfümünün adı neydi, bu renk yakışır mı acaba vs vs...
Sizde kararsız kalanlardansanız ya da bu Sevgililer Gününü unutulmaz kılmak istiyorsanız buyrun yarışmamıza...
"Sevgili Sevgilim" hikaye yarışmasında sizin de hikayeniz yarışsın ve tanışma anınızdan bu yana kalbinizden dökülen sözcükler "İlişki"ye "İlişki"n blog sayfasında yayınlansın. Sevgilinize hem ömür boyu unutulmayacak bir hediye vermiş olun, hem de hikayenizi herkes duysun istemez misiniz??

Öyleyse filmi başa sarıyoruz ve unutulmaz anlarıyla dolu, en ilginç, en samimi hikayeyi seçiyoruz. 

Yarışma şartları şöyle;
Öncelikle Facebook sayfamızı beğenmeniz gerekiyor.

Hemen hikayenizi en anlamlı anlarıyla birlikte yazmaya başlayın ve e-mail adresimize gönderin. Sizi ve aşkınızı anlatan 2 adet fotoğrafı da eklemeyi unutmayın.

Seçilen hikaye 13 Şubat gecesi 00:00 saatlerinde sayfamızda yayınlanacaktır. Sevgilinizin e-mail adresini de paylaşırsanız, kendisine de bir bilgi maili gidecektir.
Şimdi sıra sizde...
Aşk dolu hikayelerinizi bekliyorum.heart ifade heart ifade simheart ifade simgesi

8 Ocak 2015 Perşembe

Kalplerin Ülkesinde

Hırslarımız var, hiç yapmadığımızı iddia ettiğimiz..sonra elalem ne der'lerimiz var çokça..ya da yaptıklarım karşısında ne düşünür'lerimiz var her defasında bizi engelleyen..bir sıkıntımızda pireyken deve yaptıklarımız, normal olan durumları çapraşık hale sokmalarımız var..içinden çıkılmaz hale gelene kadar bekleyip, en olmadık zamanda yaptığımız çıkışlarımız var, yere çakılmamıza sebep olan..zamanında yürekli olamayışlarımız var, yitirdiklerimiz var bu sebepten..çekincelerimiz var bir de, arkadaş sadece arkadaş, kanka sadece kanka olabilir diye uydurulmuş tabuları yıkamayışlarımız var..gereksiz yere saçtığımız değerlerimiz var, sonunda kendimizi değersiz hissetmemizinde bir sebebi..


Sabrımız var, taşmak için dolmayı beklemeyen... Gülüşlerimiz var yerli yersiz, hangi kalbin ülkesinde başkent olduğu bilinmeyen... Hesaplarımız var birbirimize dair, görülmemiş duyulmamış ya da çarpanlarına ayrılmış kimi zaman... Hayallerimiz var, ucu bucağı olmayan ve birbiri üzerine konmayan... Dostlarımız var anılarla dolu, farklı farklı hayatlarda ve ırak diyarlarda... 
Bir de aşklarımız var... Seslerini dahi unuttuğumuz, birilerinin gülüşüne-bakışına hapsolmuş... Bizden önceleri var, kimi zaman değerli kimi zaman beş para etmeyen; bir de sonraları var, hüzünleri peşi sıra getiren, belki de kaplumbağa hızıyla iyileştiren...
En önemlisi, an'larımız var, şu an'ımız var... En yaşanılası olan, paha biçilemeyen ve tüm güzellikleri hak eden...
Bu sebepten, şimdi çokça sevin, o ya da bu ne düşünür demeyin, kalbinize kulak verin..

"Aşk"la kalın... 

2 Ocak 2015 Cuma

İnfografik Evlenme Teklifi

Yeni yılın ilk postuyla sizlerleyim. Bu yılın yaşanacak güzel anılarla, musmutlu günlerle, huzur ve aşk kokan ilişkilerle dolu bir yıl olması dileğimle postuma başlayabilirim.

İnfografik; yani bilgi ve verileri görsel olarak sergileyen grafikler anlamına geliyor. Peki infografik evlenme teklifi dediğimiz olay nedir?

Bir gün internette bir infografik ile karşılaşıyor Emanuele Colombo ve buradan aldığı istatiki bilgiler doğrultusunda bir video hazırlıyor. "Ruh İkizi Olduğumuzun Kanıtı" ismini verdiği video ile vermek istediği mesaj şu ki; 
dünyada aynı dili konuştuğum ve dünyaya aynı pencereden baktığım bir kadın bulma oranım çok düşük, eğer seni bulduysam inan ki biz ruh ikiziyiz.
Söz konusu infografik, günümüz tüketim toplumunun yarattığı ilginç evlenme teklifleri modasının bir ürünü oluyor ve Drake Martinet bu verileri kullanarak hazırladığı infografik ile sevgilisi Stacy'e evlenme teklif ediyor.
İşte bu güzel evlenme teklifinin detayları;

"Stacy, sen her zaman bizim ruh ikizi olduğumuzu söylersin. Birbirimiz için yaratıldığımızı... Bense hep dünyada kaç kişi yaşıyor, daha iyi birisini bulma şansımız çok düşük gibi, pek de romantik olmayan cevaplar verirdim. Hayatımda olduğun için ne kadar şanslı olduğuma daha yakından bakmaya karar verdim."
"Dünyada 7.000.000.000 kişi yaşıyor. Bunlardan kaçıyla tanışabilirim? En fazla %4’üyle. Sadece kadınları hesaplayabilmek için 2’ye böl. 25-29 yaş arası için de 0,08 ile çarp. Düzgün İngilizce konuşmayanları elemek için de %88’ini çıkar. Böylece geriye hayatım boyunca tanışabileceğim, konuşabileceğim ve aşık olabileceğim 1.340.000 kişi kalıyor. Ama daha fazlası da var! Sadece %3’ü beni güldürebilir. Sadece %2’sinin hem içi hem de dışı harika. Sadece %6’sı böyle bir şey hazırlayan bir ineği sevebilir. Sadece %1’i hayatıma tamamen mutluluk getirebilir. 

Bekle bir dakika. Sonuç 0,48 çıkıyor. Dünyada senin kadar mükemmel olan kadınların sayısı. Stacy, senin mükemmelliğine ulaşmak istatistiksel olarak imkânsız. Sen bu mantıklı adamın mucizelere inanmasını sağladın. Mucizeler gerçek olmalı çünkü sen bunun kanıtısın. Seni seviyorum. Bu da mantıken beni son bir soruya götürüyor: 
Stacy, benimle evlenir misin?"

Ve harika fon müziği eşliğinde hazırlanmış infografik evlenme teklifi;


"Aşk" dolu bir yıl diliyorum... :)

25 Aralık 2014 Perşembe

Mutluluk Garantili Yılbaşı Hediyeleri

Hediyenin büyüğü küçüğü olmaz derler, yeter ki sevdiğiniz birinin sizi düşünmüş olduğunu hissedin. 
Yılbaşı geliyor ve zaman daralıyor. Küçük hediyelerle büyük mutluluklar yaratmak sizin elinizde. 




Siz de bu yılbaşı sevdiklerinizi mutlu etmenin yollarını arayanlardan mısınız?

Peki sevdiklerinizi mutlu edecek hediyeleri bulmakta zorlanıyor musunuz?

İşte "İlişki"ye "İlişki"n olarak sizler için seçtiğim hediye alternatifleri...






BIEV, yeni yıla özel birbirinden güzel ürünlerden oluşan bir katalog hazırlamış. İkinci üründe %25 indirim imkanı da sunan BIEV mağazalarından sevdikleriniz için minik hediyeler bulabilirsiniz. Ben sizin için küçük saklama kaplamalarını seçtim. Yılbaşına özel motiflerle sevdiklerinize uygun hediyeler sunabilirsiniz.


English Home mağazalarında da yılbaşına özel birbirinden şık ve ilginç aksesuarlar bulmanız mümkün. Mis kokulu mumlar ve dekoratifler şamdanlar benim favorilerim arasındadır. Sizler için de bu yılbaşına özel bir mumluk seçtim.








Şık bayanların tercihidir gösterişli ve zarif takılar... Bu sene de renkli kristal taşlarla süslü, gösterişli kolyeler oldukça moda. Sizlere tavsiyem moda konusunda öncü markalardan biri, Beymen...

Beymen Collection, bu sene de şıklıktan ödün vermeden güzelliğinize güzellik katacak bir çok seçenek sunuyor. Onlardan bir tanesi de kristal taşlarla süslü kolye. Harika bir hediye olacağına eminim..








Moda demişken, bu sene oldukça ilgi gören uzay baskılı bluzları, montları ve sweatleri de es geçemedim.

TWIST markasının sizlere sunduğu uzay baskılı ve oldukça rahat kombinleme şansınızın olduğu bluzlar, hediye için güzel bir alternatif olacağa benziyor.








Birbirinden şık takı-aksesuar seçenekleri sunan ve kendi tarzını yaratan URBAN QUEEN markası da tavsiyelerim arasında...



Farklı hediye seçenekleri de bulabileceğiniz URBAN QUEEN, şık kadınların bu sıralar oldukça tercih ettiği bir marka... Bu şık küpelerle sevdikleriniz güzelliklerine güzellik katsın istemez misiniz??








Hem dekoratif hem şık ev tekstil ürünleri ile çokça tercih edilen bir diğer marka da CHAKRA...

Yasemin, vanilya, okyanus ve baharat kokuları ile evinizde taze esintiler...

Mis gibi bir hediye olacağını düşündüğüm oda kokuları içinden sevdikleriniz için en uygun olanını bulabilirsiniz. CHAKRA mağazalarına bir uğrayın derim.




Yılbaşı konseptine uygun birbirinden değişik, tasarım ve güzel hediyeler bulabileceğiniz bir diğer adres de MUDO CONCEPT...

Şık kupalar, şamdanlar, çerçeveler ve daha fazlası için mutlaka bir göz atmalısınız.








KATTZE 'de bu sene yılbaşına özel tasarımlarla karşımıza çıkıyor. Özellikle kitap okumaktan zevk alan sevdiklerinize güzel bir hediye olacağını düşündüğüm birbirinden şık abajurları ben çok beğendim.


Bunun dışında özel tasarım mutfak eşyaları ve ev tekstil ürünleri de bulabilirsiniz.



Sevdiklerinize yaratıcı bir hediye sunmak isterseniz de, sizleri fotokitap servisi ile tanıştırmak isterim,; LUKAPU! Sevdiklerinize, fotoğraflarınızdan oluşturabileceğiniz fotokitaplarla, ömür boyu unutlamayacak bir hediye sunabilirsiniz. Tek yapmanız gereken www.lukapu.com.tr adresine girip LUKAPU DESIGNER indirmek ve fotoğraflarınızı tasarlamak.

Sevdikleriniz için aldığınız hediyeler, onları mutlu ettiği kadar sizleri de mutlu edecektir.
Musmutlu yıllar dilerim. :)

16 Aralık 2014 Salı

Yeni bir ilişkiye başlarken...

İlişkiniz bitti, üzerinden aylar hatta belki de yıllar geçti. Hala neden ben diyorsunuz belki de...
Bu daha ne kadar sürecek?
Ne zaman yeni bir ilişkiye hazır hissedeceksiniz kendinizi? İlişkinizin bittiği günden bu yana hayatınızda neler değişti? Ya da siz hala aynı mısınız? Neden?
Yeni bir ilişkiye başlarken, aynı filmi başa sarmamak adına yeni bir "ben" yaratmanız gerekiyor. Peki bunu nasıl yapmak lazım?
"İlişki"ye "İlişki"n den yeni seneye yeni bir başlangıçla girme tüyoları...


Eski ilişki... Aslında adı üstünde, bitmiş eskide kalmış bir hikayedir. Fakat sizin için bitmesi o kadar da kolay olmayabilir. Yapılmış planlar, hep bir ağızdan söylenen şarkılar, en güzel anları yansıtan fotoğraf kareleri... Her şeyden çok da karşınızda ezbere bildiğiniz sevdiğiniz adam/kadın... Bazı şeylerin eskimesi zordur. Böyle düşünmeniz gayet normaldir. Normal olmayan bu sürecin böylece uzayıp gitmesine izin vermenizdir. En kısa sürede toparlanıp hayata karışmalı ve enerji depolamalısınız. Kafanızı dağıtacak, sevdiğiniz işlere yönelmeli, unutmaya çalışmaktan ziyade düşünmemeye çalışmalısınız.
"Ben nasıl biri olmak istiyorum?"ve "Ben nasıl yaşamak istiyorum?" sorularını çoğu zaman kendimize sormaya gerek duymayız. Ama siz kendinize bu soruları sorun.
Değişmekten korkmayın. Hazır hayatınızda müdahale edecek kimse yokken, törpülemek istediğiniz huylarınızdan kurtulun ve yenilenmeye başlayın.
Tutkularınızı keşfedin ve mecbur olduğunuz hayatı yaşamayın, hayatı istediğiniz şekilde yaşayın.Kendi içinize döndüğünüz bu dönemde, tutkularınızı keşfetmek sizin için altından bir anahtar niteliğindedir. İlerleyen dönemlerde fırsatınızın ya da vaktinizin olmayacağı tutkularınızın peşinden gitmekten çekinmeyin.




Hatıralar, geçmişte yaşanmış hoş anlar her insan için keyif vericidir. Fakat hayatın kalanı bu anlar üzerine kurulamaz.Geçmişi geçmişte bırakmayı bilmelisiniz. Her şey yaşandığı an da güzeldi, o anlar da geçmişte güzeldi. O anları düşünürken şu anı kaçırdığınızın farkına varın ve uyanın. Geçmiş geçmiştir. :)



Yenilenmenin en etkili yolu, kendinize bakmakla başlar. Spor yapın, düzenli bir beslenme alışkanlığı edinin, sosyalleşmekten çekinmeyin, iletişim kurarak çevrenizi değiştirin. Fakat en önemlisi öz bakım! Forma girmek, giyim tarzında değişiklikler yapmak her zaman iyi hissettirir. Sabitlikten uzak, yenilikçi ve formda olun.
Hayatınızdaki bozulmuş dengeleri yerli yerine oturtun. Herkese ve her şeye yeteri kadar zaman ayırın mutlaka. Tabii kendinize de...
Yalnız kaldığınız bu sürenin tadını çıkarmaya bakın ve keyif alın. Yenilenin, kendinizi bulun ve sevin. En önemlisi de, geçmişle olan güçlü bağlarınızdan sıyrılın.
Bırakın, geçmiş olsun... :)

"Aşk"la kalın... 

24 Ekim 2014 Cuma

Devir, Teknoloji Devri!

Akıllı telefonlar hayatımıza girdiğinden beri, her işimizi telefondan yönetir olduk. Sanal ortamlar ve telefonlar resmen hayatımızı ele geçirmiş durumda. Böylesine dalmış giderken, artık mesajlaşmalarla başlıyor ilişkiler ve bir mesajla da bitebiliyor. Karşı cinslerle ilk iletişimimizi telefonlar sayesinde gerçekleştiriyoruz ve hislerimizi filtresiz bir şekilde daha rahat ifade edebildiğimizden uzun uzun mesajlaşmalarla birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Bu uğurda az mı uykusuz geceler, nasır olmuş parmaklar, sürekli biten bataryalarla karşılaşmıyoruz. :)
Tabii sürekli iletişim halinde olmak ve zırt pırt mesajlaşmak kadınların hoşuna gittiği kadar, erkekleri memnun etmiyor olabilir. Bir de yüz yüze konuşurken kullanılan jest ve mimik hareketleri söz konusu olmadığından yanlış anlaşılmaların da yaşanması kuvvetle muhtemel...
Bu nedenle sizler için mesajlaşarak flört ederken dikkat edilmesi gereken konuları paylaşıyorum. Bir süredir uzaklarda kaldım sizlerden ama dönüşüm muhteşem olacak. :)


"Ama ben şaka yapmak istemiştim!"
Bu cümleyi sıklıkla kullanmak zorunda olduğumuz durumlar yaşarız.Çünkü cool görünmek adına emoji kullanmayıp, karşı tarafın beynimizden geçenleri doğru anlamasını bekleriz.Yanlış! Emoji kullanmak, jest ve mimik hareketlerinizin yerine geçebilir ve sürekli açıklama yapmak zorunda kalmazsınız.




"Selfie" çılgınlığı aldı yürüdü bir furyadır gidiyor. Yeni konuşmaya başladığınız birine sürekli fotoğraf göndermeniz, ileride kurtulamayacağınız durumlar yaratabilir. İletişimi kesmek isteyebilirsiniz ya da telefon başkalarının eline geçebilir. Bir de Hollywood yıldızı Jennifer Lawrence'ın başına gelenler var tabii, dikkat diyorum!

Çoğu erkek mesajlaşmaktan kadınlar kadar keyif almamaktadır. Bundan dolayı, erkek arkadaşınıza ya da adayınıza mesaj atarken kısa ve öz yazmaya, uzun ve karmaşık cümlelerden kaçınmaya özen göstermelisiniz.Okumaktan sıkılacağı gereksiz bilgilere yer vererek sizi önemsememeye başlamasına sebep olabilirsiniz.

"Slm, nbr cnm grşlm mi?" Artık bir ergen olmadığınıza göre, cümle kurabilme kabiliyetinizi kullanmalısınız. Kısaltmalardan uzak durup, düzgün cümleler kurmaya özen göstermelisiniz. Kısaltmalar ergenlik dönemlerinizde kaldığına göre, karşı tarafa lakayt bir izlenim bırakmak istemezsiniz, değil mi?!

Önemli bir ayrıntı daha var tabii ki. Sürekli karşı taraftan bir tepki beklemek yerine, sosyal olmayı deneyin. Belki bir işi vardır, belki çekiniyordur ya da en kötü ihtimalle bir sevgilisi vardır. :)

"Aşk"la kalın... :)

22 Temmuz 2014 Salı

Romantizmde ALTIN VURUŞ (!)

Aşık kadın davranışları, aşırı dozda romantizm, ilgi manyaklığı, sevgi patlamaları... biz kadınların mayasında var sanırım.Fakat bu davranışlar erkekler tarafından nasıl algılanıyor biliyor musunuz?? Çoğu zaman erkeklerin hiç sevmediği kadın davranışları içerisinde liste başı olabiliyor.
Kaldı ki, erkekler de ilişki içerisinde zaman zaman romantik dokunuşlarda bulunabiliyor.Sorun şu ki; erkeklerin romantizm anları ile bizim ki pek tutmuyor sanırım.Onlar anın keyfini yaşayıp noktalamak isterken, bizler altın vuruşla uçmak istiyoruz anlaşılan. :)
Kendinizle yüzleşmeye ne dersiniz?
İşte size ilişki kurtaracak nitelikte minik minik tavsiyeler...



Çoğu zaman sevgilinize romantik, sevgi dolu mesajlar göndermek kendini iyi hissettirebilir.Ama emin olun, bu mesajları okurken erkekler hiçbir zaman kadınlar gibi triplere girmezler.Bu nedenle dozunu iyi ayarlamak gerekiyor.Onu canımlı, cicimli mesajlarınızla fazla boğmamalısınız.



Yıl dönümü, doğum günü, sevgililer günü, ilk tanışma günü vs vs...Sanırım kadınların elinde olsa her güne yeni anlamlar yüklemekte üstün başarılar elde edebilirler.Fakat erkekler bu durumu çoğunlukla biraz itici buluyor.Ve böyle günlerde sizin aksinize, ayıcık-fotoğraf-aksesuar gibi hediyelerden pek hoşlanmıyorlar.Erkekler daha maskülen hediyelerden hoşlanır.

Sıra geldi "minik pandam, börtüm böceğim.." gibi hitap şekillerine...Bence fazla uzatmaya gerek yok, en iyisi bu hitapları başbaşa olduğunuz zamanlarda kullanın.

Bizkadınlar hislerimizi ne kadar saklamaya çalışsak da, mutlaka bir yerlerde fire veriyoruz.Sevgimizi göstermekten ise çoğu zaman hiç çekinmiyoruz.Sürekli "seni seviyorum" mesajları, "seni özledim"ler zamanla erkekleri soğutuyor.Çünkü karşılığında kendileri de söylemek zorunda hissediyorlar.Bir süre sonra bu sevgi sözcükleri bir bağımlılık göstergesi olabilir.Unutmayın, erkekler karşılarında güçlü kadınlar görmek isterler.

Bir de " bana neden çiçek almıyorsun?" triplerimiz var maalesef.Bize kalsa, her gün iş yerine çiçek göndersin, her akşam eve elinde kocaman bir buket çiçekle gelsin, her yere çiçekler serpilmiş bir yatakla karşılanalım...Evet bunlar çok hoş davranışlar ve kadınların beklentileri arasında daima yer alıyor, biliyorum.Fakat bu davranış şeklini benimsememiş bir adamdan zorla romantik bir prens yaratamazsınız.Bu sadece kendinizden uzaklaştırmanıza sebep olacaktır.

Bu gerçeklerden yola çıkarak ilişkinizi değerlendirmeli ve romantizm konusunda dozu aşmamalısınız.
Altın vuruş ölümcüldür, sevginizi dozunda yaşayın.
"Aşk"la kalın... :)

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Hayatım olmuş işler güçler :)

Çok zamanlar oldu ki sizlerle güzellikler, sevgiler, aşklar paylaşmayalı...
Hayatımda tuhaf ve bir o kadar da köklü değişiklikler yaşadım ve sonunda yeniden sizlerleyim.
İnsanoğlu olarak sevmeye, aşka olan düşkünlüğümüz ve kolay kolay bağlarımızı koparamamamız sebebiyle de girip çıktığımız depresyonların haddi var hesabı yok maalesef ! Bir de hayatımızda beklenmedik durumlarla karşılaşabiliyoruz tabii ki; kimi zaman umutsuzluğa düşüyoruz ve birilerinin sesini duymaya ihtiyacımız oluyor, kimi zaman da yalnız kalıp deyim yerindeyse yaşadıklarımızı masaya yatırıp biraz sükunete ihtiyaç duyuyoruz.
Zaman içerisinde yaşadıklarımız bizi olgunlaştırıyor, yaşadığımız kaygılar ya da mutluluklarla, başarılarla birey olmaya başlıyoruz sanırım.
Son dönemde yaşadıklarımdan öğrendiklerim, hayata karşı her ne olursa olsun ayakta kalmak için en önemli şey; "inadına gülümsemek" !


Neden mi?!
Çünkü hayat bu...Yeri geliyor olmaz olmaz dedikleriniz oluyor, bir bakıyorsunuz Mezopotamya'da da olsa yanında olduğunuz insanlar sizi kırıyor, bir bakıyorsunuz seneler sonra en masum ve sadık sandıklarınızın deyim yerindeyse kıçı başı ayrı oynuyor.
Biz kadınlar ne yapıyoruz? En dramatik sahnelerde başrol oyuncusu, en ağlak filmlerde esas kız ve domino taşları gibi bir psikolojiye sahip yıkılmaya hazırız.
Size bir "İlişki"ye "İlişki"n tavsiyesi; yıkılmaz armada duruşunuzu, her şeye rağmen kocaman bir gülücükle samimiyetinizi ve sevgi dolu bir bakışı asla kaybetmeyin.Çünkü her yazın bir kışı vardır.
"Aşk"la kalın.. :)

29 Mayıs 2014 Perşembe

Erkekler, bira içince kadınlaşıyor-muş (!)

Haberlerde rastladığım ilginç bir olayı sizlerle de paylaşmak istiyorum.Her şeyin fazlası zarar diye boşuna söylememişler.Günümüzde özellikle erkeklerin alkol tüketimi konusunda ne kadar ısrarcı oldukları malum.Bir de içtikçe içmeleri, saçmaladıkça saçmalamaları ve güzelim alkolü zebil etmeleri olmasa...

Dünyada yapılan birbirinden enteresan araştırmalara da bir yenisi eklenerek, bu konuya da parmak basılmış sonunda..
Ve çıkan sonuç şaşırtıcı; "Erkekler bira içince kadınlaşıyor-muş!"

Kanada Sağlık Enstitüsü'nün yaptığı bir araştırma sonucunda, özellikle erkeklerin tüketmekten büyük keyif aldıkları biranın içerisinde kadınlık hormonları bulunduğu ortaya çıkmış!
100 erkeğe periyodik bir şekilde 6 bardak bira içirilerek yapılan araştırmada, davranışları izlenmiş.
Kontrolsüzce kilo aldıkları, düşünmeden sürekli konuştukları, gereğinden fazla duygusallaştıkları, araba süremedikleri, yalnızca duygularıyla hareket ettikleri, hiçbir konuda uzlaşamadıkları, hatalarını asla kabullenmedikleri ve en belirgini de alkol sonrası bir daha içmeyeceklerini söyledikleri tespit edilmiş.
Bir söylentiye göre de, özellikle Almanya'da bira içtikten sonra kadın kıyafetleri ile sokaklarda dolaşan erkekler var-mış. :)


Aslında olay sadece bira içmekte de değil.Alkol genel olarak kan dolaşımına geçmek için hazmettirici enzimlere gerek duymadığından, içildiği anda kana karışıyor.Çok kısa bir süre içerisinde de beyne ulaşarak, kontrol merkezimizi ele geçiriyor ve nabzı hızlandırıyor.
Böylelikle "sarhoş" diye adlandırdığımız, kimin ne şekilde bir durum yaşadığı belli olmayan ve çoğu zaman can sıkıcı sonuçlar yaşatan bir çok olayla karşılaşabiliyoruz.
Yani içinde kadınlık hormonu olup olmamasından çok, sizin içinizde alkolün ne şekilde etkisi olduğu daha bir önemli oluyor.Bir anda gayet efendi ve nazik olan bir erkek arkadaşınız varken, içindeki canavarın hortlaması hiç de hoş olmuyor açıkçası!Bu yüzden için beyler için, fakat abartmayın ki cinsiyet ayrımı yapabilelim. ;)