sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2012 Pazar

"Yolcu Yolunda Gerek..."

Malum öğrencilik hayatım devam ediyor.Üniversite son sınıfta olsam da, yarın ilkokulların açılmasıyla beraber ben de yollara düşüyorum.Bütünleme sınavlarının azizliğine uğramanın acısını, 3 günlük Edirne yolculuğuyla yaşayacağım sanırım... :( 

Ama en büyük mutluluk arkadaşlarıma kavuşmak olacak tabii ki, bir kısmı da olsa... :)) Zamanla hayatıma girip, çeşitli huyları, sevdikleri-nefret ettikleri, güldükleri-ağladıkları, istedikleri-istemedikleri, beğendikleri-hoşlanmadıkları türlü türlü olan canım arkadaşlarım; ailemden bir parça olmuşlar...Araya giren yaz tatili ne birikimlere, ne dedikodulara, ne mutluluklara, ne yeni havadislere ve en büyüğü de ne özlemlere yol açtı kim bilir...Bunları düşündükçe yarını iple çekiyorum diyebilirim. :)

Bir süre siz takipçilerimden ayrı kalacağım için üzgün olsam da; sizlerle, bloğa girdikçe biraz keyiflenmeniz için, son zamanlarda sıklıkla dinlediğim bir şarkıyı paylaşacağım.Bakalım sizde de aynı etkiyi yaratacak mı????


Gökhan Türkmen-Bitmesin :)

Ben klibi izlerken inanılmaz keyif alıyorum, yorumu sizlere bırakıyorum ve Edirne'ye doğru yollanıyorum; eee yolcu yolunda gerek.
Bana iyi yolculuklar... :))

Veee sizlerde bu sırada "Aşkla kalın" efendimmm.. :)

26 Ağustos 2012 Pazar

Biraz Sen'li, Biraz Sen'siz...

Çok çabuk tüketiyoruz duygularımızı...Dün çok severken, bu gün aklımıza bile gelmiyor belki; dün en değerlimizken, bu gün nasıl oluyor da değerinden bir parça bile kalmıyor...(!)
Biliyorum, anlık bir duygu aşk...Fakat her şey başladığı anda kilitli, o andan sonrası tıpkı "zaman" gibi; durduramıyorsunuz, söz geçiremiyorsunuz, geri döndüremiyorsunuz...
Sevmek, gerçekten de böyle bir şey mi?Anlık hissedilen, bir kaç günlük yoğunluğuyla ve sonrasında toz bulutu olup kaybolan??
Böyle olmamalı, yıllarca süregelen sevgiler nasıl devam ediyor peki?Birbirine kenetlenmiş, her sabah yüzünü görmeden ya da sesini duymadan nefes alamayacağını hisseden, o'nu mutlu etmek adına kendisiyle yarışan ve yanında var olduğunu iliklerine kadar hisseden aşıklar nerede??

Kimliği belirsiz anların, faili meçhul duygularla benliğimizi bir kaç beden daralttığı bu günler ne zaman geçecek???


Dibe vurduğunuzu hissettiğiniz anlarda, dışarıya güçlü görünmeye çalışırsınız.Her daim yüzünüzde kocaman bir gülümseme...Sizi anlatan şarkılara kulak asmazsınız, birlikte gittiğiniz yerleri görmek istemezsiniz, içtiğiniz çayın tadı hala ağzınızdadır belki de, ne kadar istemeseniz de kulağınız hep telefonda ya aklına gelirsem diye...

Mutluluklarımızı özleriz, kahkahalarımıza hasretlik çekeriz, bakışlarımızı ararız...
Hepsi aşka dahil, tıpkı ayrılıklar gibi...Sadece pişmanlık duymayız, keşke demeyiz, desek de dilimizin ucunda...
Uzun uzadıya yaşanmıyorsa duygular, anın tadını çıkarın...Ertelemeyin.Şimdi yaşadıklarınız, yarın yaşayacaklarınızdan daha yakın, unutmayın...

24 Ağustos 2012 Cuma

Çıkmaz Sokaklar

Kadın ve erkek farklı iki yaratık malumunuz...Birinin ak dediğine, diğerinin kara demesi şaşırtıcı değil, yaratılıştan kaynaklanıyor.Eee haliyle bu durumda bir ilişki yaşamak da olabildiğince zor, anlaşmak çoğu zaman imkansız.
Zaman zaman ilişkilerde çatırtılar olması da gayet doğaldır.
Peki bu çatırtıların kaynağına insek;
Kadınlar ilişkiyi neden çıkmaza sokar?
Peki ya erkekler ilişkiyi neden çıkmaza sokar??

İşte en gerçekçi halleriyle, ilişkilerde kadınlar ve erkekler...



Kadınlar ilişkiyi neden çıkmaza sokar?

  • Başkalarının yanında eşlerini değersizleştirecek söylemlerde bulundukları,
  • Sık sık geçmişi gündeme getirdikleri,
  • Kendilerini sıklıkla tekrarladıkları,
  • Erkeklerin kendileriyle bir kadının kurduğu şekilde iletişim kurmalarını bekledikleri,
  • Erkeklerin "Beni kontrol ediyor." ya da "Beni değiştirmeye çalışıyor." şeklinde düşünmelerine sebep olacak davranışlar sergilemeleri,
  • Çok konuşmalarına rağmen bir türlü asıl konuya gelemedikleri,
  • Karşı tarafı suçlamayı sevdikleri için, kadınlar ilişkilerini çıkmaza sokarlar.




 
Erkekler ilişkiyi neden çıkmaza sokar?
  • Eşlerine olan ilgilerini yeterince ifade edemedikleri,
  • Sevgilerini ya da duygularını yeterince gösteremedikleri,
  • Gerekli oranda iletişim kuramadıkları,
  • Eşlerinin söylediklerini duymadıkları ya da duymamazlıktan geldikleri,
  • Empati kurup anlamaya çalışmak yerine hemen çözüm önerisinde bulundukları,
  • Akıllarında sürekli cinsellik olması,
  • Odanın ısısını azalttıkları,
  • Önemli günleri unuttukları,
  • Karşı tarafı suçlamaya programlı oldukları için, erkekler ilişkiyi çıkmaza sokarlar.

2 Ağustos 2012 Perşembe

Aynı Pencere, Sen ve Ben ...

Çevremizde insanlar, olaylar, bir curcurnadır gidiyor hayat...
Herkes bir şeylerden şikayetçi, herkes bir şeylerden mutlu, herkes yalnızlıkla savaşıyor ve kalabalıklar içinde, herkes sevdiğiyle mutlu...
Peki ya siz?
Ne kadar farkındasınız hayat akıp giderken yaşananların, yaşadıklarınızın??


Binde bir karşınıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarının ne kadar farkına varıyoruz?
Akşamın bir köründe yorgun bedenimizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında ne kadar fark edebiliyoruz??
Sevmek gayette zor, hele bir de güvenmek...Ama öyle bir gün geliyor ki, öyle bir an oluyor ki...Karşınıza çıkan hayatınızın biriciği ve benzersiz diyebileceğiniz insanla şimdiye kadar düşündüğünüz her şey bir anda yok olup gidiyor.Kendinizi resetleyip kaldığınız yerden devam ediyorsunuz, onunla...

Sadece yanında olmak isteğidir her şeyin ötesinde; yer-zaman-mekan hiç fark etmeksizin...Onun soluduğu havada hayat bulmaktır.Bütün küskünlüklerinle barışmak, midene kelebeklerin hücum etmesi, en berbat melodinin bile kulağında bıraktığı güzel ezgiler ve artık hayatın iki kişiliktir.

Sevmek böyledir, bakışından güven duymak ve elini tutuşundan bütün sıcaklığını hissetmek...Tek bir cümlesiyle berbat bir günün, bir şölene dönüşmesi ve en ufak bir gülüşüyle kalbinize dokunması...

Yani uzun lafın kısası, her ne olursa olsun onu anlamak ve dünyaya aynı pencereden bakmaktır, aşk...

Aşkla kalın... :))

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Hayatı Affetmeye Hazırım ...

"Affetmeye hazırım;

Eleştiri, korku, suçluluk, pişmanlık ve utanç duygusunu üzerimden attığım zaman özgür olduğumu hissediyorum.

Bu sayede kendimi ve diğer insanları affedebilirim.Bu hepimizi özgür kılacaktır.

Eski meseleleri kapatmaya hazırım.Geçmişte yaşamayı reddediyorum artık! Bu yükü uzun zamandır sırtımda taşıdığım için kendimi affediyorum.

Kendimi ve başkalarını sevmeyi bilmediğim için kendimi affediyorum.

Her insan kendi davranışlarından sorumludur ve bu hayatta ne ekerse onu biçerler.Bu nedenle kimseyi cezalandırmama gerek yok.

Ben de dahil olmak üzere, hepimiz kendi bilinçlerimizin yasaları altında yaşıyoruz.

Kendi adıma kin tutan yönümü bir kenara bırakıyorum ve sevgiyi kucaklıyorum.
Ve şimdi iyileşiyorum."

                                                                           Louse L. Hay


Seninleyken,
Hayat artık benimle savaşmıyor,
Somurtan bulutlar gök yüzümü terk etti,
Gözyaşlarım kederini yitirdi,
Düşüncelerimin ipini saldım, uzayıp uzayıp geleceğe doğru söküldü gitti...

Hayatı affetmeye hazırım, 
seninleyken, sevdiğimleyken...

5 Temmuz 2012 Perşembe

Nefret Edilen Çiftlerden misiniz ????

Herkesin hayatında bazı sevgililer vardır, yanlarında durmak ve onlarla vakit geçirmek işkence haline dönüşür zamanla...Mıç mıç sevgi yumağı olanlar, "Balkabağım, böceğim, minik kuşum"lar, sürekli ikiz gibi giyinmeler vs vs...Aslında ikisini ayrı ayrı seversiniz, fakat bir araya geldiklerinde çekilmez olurlar.Ve bu çiftler ne kadar itici olduklarının farkında bile değillerdir.Sizinde onların yanındayken yapmak istediğiniz tek şey çoğunlukla koşar adım uzaklaşmakn olur, değil mi?

Onları kıskandığınızı düşünseler de, asıl problem kalabalıklar içerisinde bile iki kişi kalabilmeleridir."Biz birbirimize yeteriz." şeklindeki düşünce yapısının yanlış olduğunu ise, yaşanan bir ayrılık sonrasında idrak edebilirler ancak.

Peki siz o çiftlerden biri misiniz? İşte yapışık ikizler gibi yaşanan ilişkilerin işaretleri... :)


Sürekli iletişim !
Fiziksel olarak birlikte değilken bile, telefonunuz sürekli elinizde ya konuşuyorsunuz ya mesaj yolluyorsunuz ya da sürekli haber bekliyorsunuz.Hatta bu iletişim öyle bir hal aldı ki, telefonla konuşmaktan yeşereceksiniz artık. :) Peki arkadaşlarınızla her sohbetin sonu sizin ilişkinizle mi sonlanıyor? Sürekli ilişkinizden bahsediyorsunuz ve insanlar artık hep aynı şeyleri duymaktan baygınlık geçirecekler.

Uyumlu kıyafetler !
Bilinçsiz bir şekilde herkes birbiri ile benzer kıyafetler giyebilir, fakat siz bunu bilinçli olarak ve sözleşerek mi yapıyorsunuz? Unutmayın, partneriniz sizin hayat arkadaşınız olacak, ikiz kardeşiniz değil.

Aynı odada mesajlaşma !
Yan yana oturuyorsunuz ve sürekli mesajlaşıyorsunuz.Neden? İnsanlar bunu farkettiklerinde sizin kendileri hakkında konuştuğunuzu düşüneceklerdir.Topluluk içinde uyulması gereken kuralları gözardı etmemek lazım.

Topluluk içinde gülüşüyorsunuz !
Kimse ne hakkında gülüştüğünüzü bilmiyor ve inanın bu çok rahatsız edici olacaktır.Çift olarak özel paylaşımlarınız elbette ki olacak, fakat bunları yalnız kaldığınız zamanlara ertelemelisiniz.Dünya ayrı siz ayrı bir yerde yaşamanız çok da mümkün değil.

Değişik lakaplar !
"Balkabağım, böceğim, çiçeğim, lokumum..." ve daha fazlası...Değişik takma isimler arkadaş grubu içinde siz gittikten sonra uzun süre makara konusu olabiliyor.Benden söylemesi! :)
 




Bebek sesi !
 Ahh o bebek sesleri yok mu?! Yalnızken ya da telefonda konuşurken ilişkiye sempatik dokunuşlar katan bebek sesleri, arkadaş ortamında sizi madara edebilir.Çevrenizdekiler sizin bu dünyadan olmadığınızı düşüncesine kapılabilirler.Ve bu yeterince sinir bozucu olacaktır.

"Biz" oluyorsunuz !
Sevgiliniz ve sizi ayrı düşünmek imkansız bir hale mi geldi?Arkadaşlarınızla ayrı ayrı buluşamaz hale mi geldiniz?Artık kimse sen ve erkek / kız arkadaşın diye değil de "siz" diye mi bahsediyor?O zaman siz çoktan "biz" olmuşsunuz.Kendinize yarattığınız bu iki kişilik dünyadan kurtulup, etrafınıza bir baksanız daha sağlıklı olacak.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Farklıyım...! Farklısın...! Farklı...!

Geçenlerde okuduğum bir gazete haberini sizlerle paylaşmak istedim.Habertürk gazetesinin haberine göre, İngiliz ve İtalyan psikologlar tarafından yapılan araştırma sonucu, gerçekten de erkeklerin Mars'tan, kadınların da Venüs'ten geldiği ortaya çıkmış.:)))


Araştırma diyor ki, kadın ve erkeklerin kişisel özelliklerinin sadece yüzde 10'u birbirlerine benziyormuş.Hatta benzer ve farklı yönlerini de açıklıkla ortaya koyuyorlar.Bakalım gerçekten de öyle mi?

FARKLILIKLAR
  1. Duygusallık 
  2. Sıcaklık
  3. Anlayış
  4. Gerilme
  5. Kendine güven
  6. Hayat doluluk
  7. Dalgınlık
BENZERLİKLER
  1. Dominant olma
  2. Kuralcılık
  3. Uyanıklık
  4. Değişime açıklık
  5. Sosyal cesaret
  6. Yalnız kalma isteği
  7. Mükemmelliyetçilik

Fotoğraflardan ve haberden de anlaşılacağı üzere, her daim farklı düşünen, farklı yaşayan, farklı anlayan, farklı hisseden, farklı beklentileri olan ve tamamen farklı iki gezegen kadın ile erkek...Araştırmalarıma göre Mars ve Venüs, 3 Ekim dolaylarında kavuşacakmış.Ne dersiniz, belki de sizler için sonun bir başlangıcı olur...:)))Düşünsenize eşiniz yada erkek arkadaşınız duygusal bir ortamda, tüm samimiyeti ve sıcaklığıyla, ne isterseniz yapan ve sizi anlayan tavırlarla, saçma gerginlikler yaratmayan, kendine ve en başta da size güvenen, yüzünde hayat dolu gülümsemesiyle, geleceğinize dalıp gitmiş durumda karşınızda duruyor 3 Ekim'de...:)))) Hiç fena olmazdı gerçekten deeeee...;)


6 Ocak 2012 Cuma

"Sevmek Eskidenmiş Güzelim..."

Ne de çok seviyoruz, seviliyoruz değil mi?Başlıyoruz sonu baştan belli sevdalara, kaptırıyoruz kendimizi...Hem de sonunu bile bile...Yaşıyoruz, nefes alıyoruz, yaşadığımızı sandıklarımız ile mutlu oluyoruz.Sonra da bitişler ile yıkılıyoruz, her bitişin bizden götürdükleriyle eksiliyoruz.
Sevgi, dünyanın en büyük mutluluğu değil mi aslında?! Eskiden sevdiğine dokunmanın, görmenin, sohbet etmenin bir değeri varken yoklukta; şimdilerde her şey el altında...Kendi yarattığımız sevgilerle, kendi duygularımızı değersizleştirmenin acı bir tecrübesi belkide...
Hayat, sarılıp başa alınan bir kaset gibi...Belirli olaylar zinciri...Ne yaparsak yapalım yine bildiğimiz sona koşuyoruz.Sonunun ne olacağını bile bile o sonu görmek istiyoruz.Gerçekten acayip varlıklarız.Ne olursa olsun yarını düşünmeden seviyoruz yinede.Yanacağımızı bildiğimiz ateşlerde yürüyoruz da, biz yanarken üstümüze su döksünler beklentisindeyiz.
Her defasında bu "beklentiler" yüzünden değil mi sıkıntımız?! Silin atın bakalım o "beklenti" denen illeti sevgi yumağınızdan...Sizden geriye ne kalacak peki...?
Salmalı bazen ipini bütün sevgilerin...Hani sürekli aynı evdeyken anlamazsınız annenizi babanızı nasıl özlediğinizi de; şehir dışında okumaya, askere yada bir tatile gittiğinizde anlarsınız aslında ne kadar da özlediğinizi...İşte bu tatillere, gitmelere ihtiyaç duyuyor sevgiler...Ama öyle 1-2 gün değil, boylu boyunca dinlendirmeli düşünceleri, bir deniz kenarında sakinleştirmeli duyguları ve bir sahil kasabasında huzura erdirmeli sıkıntıları...
Şimdi derin bir nefes alıp sorun kendinize, bu hissettiğiniz şey ne? Alışkanlık mı, ilgiye açlık mı, esaret mi, bağlılık mı, sevgi mi...?!

4 Ocak 2012 Çarşamba

İlişkilerde Denge Problemi...

İlişkinizde bazı duyguları, durumları "az" yada "çok" yaşamak yerine dengeli olmayı başarabilmek, uzun vadeli ilişkinin sırrıdır.Sevgiyi aşırı göstermek yada belli etmemek, vaktinin tamamını ona ayırmak yada hiç ilgilenmemek, sürekli beklentiler içinde olmak yada hiçbir beklentisi olmadan monotonlaşmak, sürekli tartışmak yada her şeyi içine atıp hiç tartışmamak...Tüm bu ilişki kriterlerinde dengeyi kurabilmek çok önemlidir."Az" ve ya "çok"ların yerine her şeyi dozunda yaşamanız, ilişkinizin daha sağlıklı ve dolayısıyla da uzun vadeli olmasını sağlar.

  • Konuşma Dengesi : Evde ve arkadaş çevresinde konuşulacaklar...
Eleştirmek, alay etmek, küçümsemek...Bunlar kime, nerede ve ne zaman yapılırsa yapılsın, iyi niyet içermeyen hareketlerdir.Böylece hem karşınızdaki insanı kırmış hem de kendinizi mutsuz etmiş olacaksınız.İlişkinizde de mutlaka arkadaş çevresinde konuşulacaklar, aile içinde konuşulacaklar ve ikiniz baş başayken konuşulacaklar dengesini iyi kurmanız gerekir.Arkadaşlarınızın arasındayken, aslında sadece ikinizin bilmesi gereken konulardan bahsetmeyin ve baş başayken konuştuğunuz konuların yalnızca sizin aranızda kalmasına özen gösterin.
  • Tartışma Dengesi : Ne hep, ne hiç...
Tüm kızgınlıkların içe atıldığı ve hiçbir tartışmanın yaşanmadığı bir ilişki; sürekli kavga edilen ilişkiler kadar sağlıksızdır.Çünkü içe atılan tüm sıkıntılar, ilişkinin ilerleyen dönemlerinde patlak verebilir ve bu daha büyük zarara neden olabilir.Ne kadar içimize atabiliriz ki zaten, insanız neticesinde...:)Sürekli kavganın da sağlıksız bir ilişkinin en büyük göstergesi olduğunu biliyoruz elbette...Dolayısıyla gerektiğinde tartışabilmenin, tartışmanın dozunu ayarlayabilmenin ve sonunda ortak bir nokta bulup uzlaşabilmenin dengesini iyi sağlamak gerekiyor.
  • Sevgi Dengesi : Kendini adamak yada adamamak...
Kimi insan karşısındakine sevgisini aşırı şekilde göstermekten hoşlanır.Sürekli onu sevdiğini söyler, sürekli öpmek-sarılmak ister, kendini tamamen ikinci plana atıp bütün planlarını ona adayarak yaşamaya başlar.Kimi insan ise çok sevmesine rağmen karşısındakine sevgisini bir türlü gösteremez, sevdiğini söyleyemez, ilgi gösteremez.Bu her iki uç durum da, ilişki için oldukça can sıkıcı olabilir.Konu "ilgi ve sevgi" olunca dengeyi kurabilmek önemlidir.Sevgiyi göstermek, evet, ama dozunu ayarlayabilmek gerekli; kendini asla ikinci plana atmamak, ama her zaman yalnızca kendini de düşünmemek gerekli!!!


  • Uyku Dengesi : Biriniz çok erken, biriniz çok geç...
Şaşırdığınızın farkındayım, ama gerçek şu ki; yatağa farklı saatlerde girmenizin ilişkinizi bir süre sonra olumsuz etkilemeye başlayacağını göreceksiniz.Biriniz sabahları çok erken kalkıyor, diğeri ise çok geç saatlere kadar uyuyor olabilir yada biriniz akşamları erkenden uyumak istiyor, diğeri ise gece geç saatlere kadar oturmak istiyor da olabilir.Fakat ikinizin bu dengeyi kuramaması vücut saatlerinizin uyuşmamasına, dolayısıyla da belli bir süre sonra yaşam tarzlarınızın çatışmasına neden olacaktır.Kimi zaman geç yatan erken yatana uyum sağlamalı, kimi zaman da erken yatan uykuya biraz direnip geç yatana uyum sağlamalı, yatağa birlikte girmeye özen göstermelidir.
  • Tatmin Dengesi : Hiçbir istek yada her istek konusu...
Her insanın belli istekleri vardır, bu istekleri yerine geldikçe tatmin olur ve hemen ardından mutluluk gelir.Siz çok fazla istekte bulunuyor ama o hiçbirine yanıt vermiyor olabilir yada o hiçbir isteğini dile getirmiyor ama siz sürekli bir şeyler verme çabası içinde olabilirsiniz.Ama her iki durum da bir süre sonra yine can sıkıcı bir hal alacaktır.İki tarafta birbirlerinden ne istediğinin bilincinde olmalı ve bu sırada da dengeyi iyi sağlamalıdır.Beklentilerin karşılanamayacağı durumlar varsa, konuşulup paylaşılmalı ve çözümler aranmalıdır.Karşı tarafı mutlu etmek adına, sürekli isteklerini yerine getirme çabası içinde olup kendi yaşantınızı, eğlencelerinizi, dostlarınızı kısacası hayatınızı unutmamalısınız!!!

29 Aralık 2011 Perşembe

Yeni Yılda Yeni Kararlar

Yeni yıla girmeye ramak kala yeni kararlar alıp, yeni yılda daha uygulanabilir kararlar ve ulaşılabilir hedeflerle daha mutlu olmanız mümkün.İşte size yardımcı olacağını düşündüğüm ufak tefek tiyolar...
Beni ne daha mutlu eder? :Hobilere daha fazla zaman ayırmak, arkadaşlarla daha fazla zaman geçirmek, etkinlikleri daha sıkı takip etmek, farklı insanlarla tanışmak...Ve daha pek çok şey...Peki bunlardan hangisi yada hangileri sizi daha mutlu eder?Bunları yeni yılda hayatınıza daha fazla katmaya çalışın.Eminim daha mutlu olacaksınız.Bir de tersini düşünün, sizi mutsuz eden şeyler...Eşinizle yada erkek arkadaşınızla daha fazla tartışmak, çocuklarınızı azarlamak, asosyal bir insan olmak...Bunlarıda yeni yılda hayatınızdan çıkarmak için çabalamaya karar verin.Unutmayın, inanmak başarmanın yarısı demezler mi...:))
Hayatımda neleri değiştirebilirim? :Karar vermek zor ama verilen kararları uygulamak daha zor öyle değil mi?Düşünün mesela her pazartesi başlanan ve salı sona eren rejim çılgınlığı gibi...:)Olumlu olmak, hayatın daha eğlenceli yanlarını görmek ve hayattan keyif almanızı sağlar.Ama tüm bunları ölçüp tartmak ve uygulanabilir olup olmadığına karar vermek pek de kolay değil.Öyleyse daha uygulanabilir kararlar almak lazım.Örneğin, "Haftada en az bir kez sinemaya gideceğim." yada "Kendimi kötü hissettiğimde eğlenceli şarkılar dinleyeceğim." gibi somut kararlar almak hedefe ulaşmanızı kolaylaştırır."Bundan böyle sağlıklı besleneceğim." gibi muğlak kararlardan ziyade "Her öğlen salata yemeye özen göstereceğim." diyebilirsiniz.
Kararlarımda "evet"lere mi, "hayır"lara mı daha fazla yer vermeliyim? :Bazı insanlar negatif kararlardan hoşlanmazlar.Yani "hayır, "yapmayacağım" gibi net olumsuz kararları pek sevmezler.Bu durum sizi anlatıyorsa, pozitif kararlar almayı deneyin.Neticede bir cümle iki yönden de kurulabilir.Fakat negatif kararlar almak sıkıntı yaratmıyorsa, aynı yoldan devam...:)

Yeterince ulaşılabilir hedefler mi koyuyorum kendime? :Çoğu insan yeni yıla müthiş bir hırsla girip, kendine büyük hedefler belirliyor.Bu hedefler doğrultusunda bütün hırsıyla başladığı yılın daha ilk ayında, aldığı kararları uygulamada başarısızlıkla karşılaşıyor.Tavsiyem küçük ama etkili hedefler ve kararlarla, yeni yıla küçük adımlarla başlayın.Küçük başarılar, büyük hedeflere ulaşmak için sizi hem motive eder hem de enerji verir.
Belirlediğim hedefler benim kontrolümde mi? :"Bu yıl kızımın/oğlumun üniversiteyi kazanmasını hedefliyorum." yada "Erkek arkadaşımın romantik olmasını hedefliyorum." gibi sizin elinizde olmayan kararlar, uygulamada işinizi zorlaştırabilir.Sadece kişisel kararlar vermeli ve uygulamada sıkıntı çekmemelisiniz.Böylece kararlarınızı kontrol etmeniz de daha kolay olacaktır.
Ben ise yeni yıldan sadece bana huzur getirmesini bekliyorum.Tabii ki çok sevgili "sevgilim" yanımda olduğu sürece, onunla ve ailemle birlikteeee... :))