31 Ocak 2013 Perşembe

Bİr Poşet Dolusu "GeÇmİş"


Dün geceydi; zaman geçip giderken hayat denen yolculukta bir an geldi.Durup geriye bakma gereği duydum.Geçtiğim yolları, uğradığım durakları, güzergah boyu karşılaştıklarımı anımsadım.Kafamdaki fotoğraf karelerinin eksik parçalarını, günbegün bıkmadan yazdıklarımla doldurdum.Fotoğraflar netleştiğinde ifade ettikleri, siyah-beyaz buğulu ve gerçeklikten uzak duygulardan öte değildi.Benim dur durak bilmeden anlattığım, hala yaşadığını sandığım, her ne kadar geçtiği iddiasını sürdürsem de varlığını da inkar etmekten kaçınmadığım duygular...Meğersem öylesine katılaşmış, kurum bağlamış ki...Her bahsettiğimde, her suyun yüzeyine çıktıklarında ellerimde bıraktıkları karaltılar bu yüzdenmiş.

Meğersem küçük bir çocukken hissettiğin duygular ve yoğunluklar sen büyüdüğünde, geride yine o küçük kız çocuğunda kalıyormuş.

Zaman acımasızdır, durmaksızın akıp geçiyor ve kahkahayla gülen yüzümüzde, göz çukurlarımızdan geçmişin yağmur damlalarını eksiltmiyor.Ama geçiyor ve öyle bir an geliyor işte.Geçmişinizden bile kurtulabiliyorsunuz, bir poşet dolusu geçmiş kırıntısı tuzla buz, kül olup gidiyor. 

Huzur böyle bir şey sanırım...

30 Ocak 2013 Çarşamba

Bİr Kadın Anlatıyor :

Geçenlerde bir sitede, bir kadının yaşadığı "aşksal buhranı" anlatan güzel bir hikaye okudum.Kadınların duygularıyla yaşadığı iç savaşı, erkeklerin tek-düze yaşayışlarını ve içlerindeki duygu selini anca yumurta kapıya dayandığında dışa vurduklarına dair etkileyici bir hikayeydi.
Takipçilerimle de paylaşmak istedim.Beğeneceğinizi umuyorum...


"Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı… Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu. İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

Sonunda kararımı ona da açıkladım: Boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak ‘niye?’ diye sordu. ‘Gerçekten belli bir sebebi yok’ dedim, ’sadece yoruldum.’ Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!


Sonunda Sordu:

‘Seni caydırmak için ne yapabilirim?‘ Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. ‘İşte mesele tam da bu’ dedim. ‘Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.’ ‘Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl’olacak. Bunu benim için yapar mısın?’ Yüzümü dikkatle inceledi ve ‘Sana bunun cevabını yarın vereceğim’ dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. ‘Sevgilim’ diye başlıyordu, ‘O çiçeği senin için koparmazdım’ Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

‘Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.’

‘Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.’

‘Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.’

‘Sâdık arkadaşının her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.’

‘Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikây eler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.’

Aşk;

‘Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.’

‘Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.’

Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Göz yaşlarım mektuba düşüyordu. ‘Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.’ Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi. Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçe ği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim..

Bu Gerçek Aşktı.

İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil… Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz… Ama hep oralarda bir yerdedir.

Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

Hayat tam da böyle bir şeydir."

29 Ocak 2013 Salı

Sonsuza Kadar "AŞK" Demİştİk, Değİl mİ ?!


Tatlı sert bir iksir, aşk...
"Ben aşkı buldum, ama aşkı buldum diyerek nokta koyamazsınız.Çünkü aşk öyle bir şey ki, bulduğunuzu sandığınız anda yitirmeye başlarsınız."

Bedenimizin tam orta yerinde bir sancı olarak hissettiğimiz aşk, bizi ilk bulduğunda ne kadar da büyülüdür; sarıp sarmalar, daha minicik bir histen ibaretken bile güven duygusunu öğretir; karşınızda etten kemikten duran sevdiğiniz, bir süre sonra tüm yaşam fonksiyonlarınızın bağlı olduğu kalbinizin yerine geçer; o'nun hayatınızdaki minik dokunuşlarıyla nefes almaya başlarsınız; kendinize benzeyen birinin aynasından kendinizi görmeye başlarsınız; sevmenin ve bağlılığın boyutlarıyla tanışıp ayrılamayacak halkalar örersiniz aranıza...
Ve zamanla her şey tepetaklak olur ve kalbiniz durur.

Aşk öyle bir şey ki, bedeninize darbe almadan bile canınızı acıtır.
Aşk öyle bir şey ki, en beklemediğiniz zamanda, sadece bir his olmasına rağmen, yüzünüze tokat gibi çarpar.
Aşk öyle bir şey ki, seneler boyu ayrılmayan elleriniz, birbirinizin üzerindeki bakışlarınız, birbirinize sarılmalarınız, ayrılmamacasına kenetlenen yürekleriniz...Gün gelir paramparça olur ve bütün kırıkları serilir yollarınıza...
Gidemezsiniz; orada değildir bıraktığınız haliyle...
Konuşamazsınız; dilinden dökülenler yaranıza tuz basmasın diye...
Bakamazsınız; artık geç kaldığınızı bile bile...

İşte bu yüzden "sonsuzluk" değil aşkın hakkı; onsuz bir son belki de...

"Sonsuza kadar" diye başlayan ve son bulan aşkların dil sürçmesi olsun bu gece... :)

27 Ocak 2013 Pazar

"Krİz Yönetİmİ" & Bİr Ayrılık Güncesİ

Sancılı ve alışılagelmiş bir ayrılık döneminden dökülen inciler olsun bu defa paylaşacaklarım...
Her ayrılık sizi biraz daha "geçmiş"e götürür.Artılarıyla eksileriyle, ne yazık ki bu yerle bir olmuşluk duygusu ile kendinizi daha iyi hissetmeye başlayacağınız zaman arasında bocalarsınız fazlasıyla...

Terk edilmek kadar, ayrılığı başlatan kişi olmak da insana aynı derecede acı verebilir.Özellikle de erkek arkadaşınız berbat davranışlarıyla sizi bu ayrılığa karar veren taraf olmaya zorladıysa...Ama şu anda bunların hiç bir önemi yok!
Önemli olan ayrılığı atlatma aşamasında yalnız olmadığınızı, onurunuzdan geri kalanları korumanız ve tutkularınızın peşinden gitmeniz gerektiği, son olarak da ileride sizi çok daha iyi şeylerin beklediğini bilmektir.

Peki kriz yönetimine hazır mısınız???


Tüm ayrılıklar zordur, fakat en büyük sıkıntılar ilk anlarda hissettirir kendini.Şu ya da bu şekilde, sebep her ne ise ilişkinizin sona erdiği ve başınızdan aşağı kaynar sular döküldüğü anda, öncelik vereceğiniz tek görev elinizden geldiğince az şey yapmaktır.Zaten nefes almak dışında elinizi attığınız bir çok işi yarım yamalak bırakmanız, en olası durumdur.

Bu dönemde, destek alabileceğiniz deyim yerindeyse "ilk yardım" niteliği taşıyan insanlar; aileniz, kardeşleriniz ve en en en yakın bir kaç dostunuz olabilir.Fazlası değil ! Hep yanınızda ve destek olmalarına rağmen, henüz kendinizi daha iyi hissetmenizi ve ayrılıktan önceki öz saygı düzeyine dönmenizi sağlayacak "kendini sevme manevralarına" hazır değilsiniz.Büyük olasılıkla kendinizi yıpratan duygular içindesiniz.Bu da çok normal.
Öyle bir dönemeçtesiniz ki, karar verme yeteneğinizin en parlak döneminde olmadığınız bir gerçek! Yani duygularınızı alkolle uyuşturup, her şeyin geçeceğine inanmak, tam bir saçmalık!
Siz divana uzanmış ağlarken bile beyniniz gerçekleri düşünmeyi ve kalp kırıklıklarınızı sindirmeyi sürdürüyor.Buna rağmen siz beyninizi ve kendinizi alkolle uyuşturursanız, beyniniz işlevini doğru gerçekleştiremez; yani sandığınızın aksine, iyileşme sürecinizi ertelemiş ve uzatmış olursunuz. 
Sadece şunu düşünün; şu anda yaşadığınız duygusal çalkantılar, karamsarlıklar, kendinizden ya da çevrenizdeki her şeyden nefret etmeler... sonunda bütünüyle silinip gidecek.Fakat bu karanlık dönemi yaşamanız gerekiyor.Kaçarınız yok! Biraz dişinizi sıktığınızda kendinize rağmen hayatın kara bulutları dağılmaya başlayacak.

Gecenin ilerleyen saatlerinin, gündüzlere göre çok daha zor atlatıldığını anlamaya başladığınız da bunun üzerine çalışmanız gerekecek.Aklınızda tutmanız gereken en güzel şeylerden birisi, gece yarısı ne kadar kasvetli olursa olsun, tan yerinin ağarmasını hiçbir şey engelleyemez.
Gecenin rehavetiyle o'na telefon açmanız, e-posta göndermeniz, evine gitmeniz ya da yürüyüşe çıkmanız tamamen risk içeren davranışlar olur.Karar vermeden önce sadece 1 dakika yeniden düşünürseniz, vazgeçme olasılığınız çok yüksek.
Bunların yerine telefonda söyleyeceklerinizi ya da e-postada yazmak istediklerinizi bir yere yazın; ama göndermemek üzere!Sizi biraz olsun rahatlatacaktır.


Öfke, ayrılıkla başa çıkmanın temel öğelerinden biridir.Fakat biz kadınlar öfkemizi pek dışa vurmayı beceremediğimizden ve buna alışık olmadığımızdan, içe dönük olarak yaşarız öfkemizi.Ve bu da hem ruhsal hem de bedensel olarak sağlığımızı kötü etkiler.Bu dönemde öfkenizi serbest bırakın ve bunu kalıcı bir zarar vermeyecek şekilde yapın.
Büyük olasılıkla bir süre boyunca, genelde ayrılığın ilk bir kaç günü hatta haftasında öfke duymayacaksınız.Bu çok normal.Yaşayacağınız evreleri düşündüğümüzde ilk olarak çok canı yanmış ve çökmüş olacaksınız; sonrasında bir süre kendinizi suçlamakla ve hatta erkek arkadaşınıza büyük ölçüde hak vermekle geçecek.Bu aşamadan sonra öfke devreye girdiğinde, artık bir şeyler yolunda gitmeye başlıyor diyebiliriz.






Kendinize bir defter alın."Ayrılık Günlüğü"...Bu tamamen özel bir defter olmalı.Öz eleştiriden kaçının.Aslında önemli olan ne yazdığınız değil, sadece bir şeyler yazmanız.Başlarda bu size yük gelebilir, zorlanabilirsiniz; fakat sizi dibe çeken, canınızı acıtan ve öfke dolu halinizi atlatmanıza büyük ölçüde katkı sağlayacaktır.Emin olun!






Bir süre sonra sadece ve sadece hissettiğiniz duygu, yalnızlık olacaktır.Herkesin zaman zaman yalnızlık hissedebileceğini de unutmayın.Eski sevgilinizle aynı evi paylaşıyor ya da çokça vakit geçiriyordunuz; şimdi ise tek başınıza kendinizi biraz güçsüz hissedebilirsiniz.Yaşamınızı kısa zamanda değiştirmeyi başarmış olsanız bile, bu durumun duygularınız üzerinde yarattığı şokun etkileri sürecektir.
Yalnızlığın yeni bir durum olduğu bu dönemlerde yapılacak en iyi şey, ufak adımlarla ilerlemektir."Her şeyi yoluna soktum artık" diye tek başınıza vakit geçirmeye zorlamayın kendinizi, buna hiç gerek yok.
Zamanla hayata dönmeye başladığınız evrelerde ise, eski sevgilinizle sıklıkla gittiğiniz "sizin" mekanların, artık eskisi kadar "size ait" olmadığını fark edeceksiniz.
Ayrılıkla ve atlatma süreciyle birlikte hayatınız adına bir çok şey öğrendiğinizi umuyorum.Güçlü bir şekilde sevebilme ve ağır çöküntülere, acıyan canınıza katlanabilme, üstesinden gelme başarısını gösterdiğinizi hissedebilirsiniz.
Umarım bir gün, bir yerlerde sizi bekleyen "aşk" kapınızı çalar ve dolu dolu yaşayıp duygularınızı en içten şekilde paylaşabilirsiniz.

Aşk'la kalın... :))

25 Ocak 2013 Cuma

" Gece Nöbetİ "


<< Daha az seviyorum seni,
Giderek daha az...
Unutur gibi seviyorum,
Azala azala...
Aramızdaki uzaklığın karanlığında.

Geceler kısalıp gündüzler uzuyor öyle olunca
Daha az seviyorum seni.
Kendini iyileştiren bir yara gibi
Daha az
Ve zamanla...

Sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini
Uzak dağ kışlalarında,
Görmüyoruz birbirimizi...
Usul usul sis iniyor
Kopmuş yollara.
Işığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin.
Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda.
Sevgilim sevgilim...
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin,
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da.


Artık daha az seviyorum seni,
Unutur gibi, ölür gibi daha az...
Yeniden ödetiyorum kendime,
Onca aşkın öğretemediğini
Kolay değildi.
Yalnızca sevgilimi değil, evladımı da kaybettim ben.
Kaç acı birden imtihan etti beni.
Bir tek gece vardır insanın hayatında,
Ömür boyu sürer nöbeti.
Bu da öyleydi...
İyi ol,
Sağ ol,
Uzak ol,
Ama bir daha görme beni...!

                                                                       Murathan MUNGAN

23 Ocak 2013 Çarşamba

AŞKta mesafe olmaz !

İlişkileri yürütmek, huzuru yakalamak ve her zaman sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmek için oldukça çaba sarf etmek gerekiyor.Bir de sevgilinizle aranızda kilometreler varsa, çabanızın kat be kat daha fazla olması gerekiyor.Çünkü yüz yüzeyken bile anlaşamayan kadın-erkek cinsleri, uzaktayken yüz yüze gelebilme şansları da yokken daha da çıkmaza girebiliyorlar.

Çevremde uzaktaki sevgilisiyle bir çok sıkıntı yaşamasına rağmen ilişkisini istikrarla devam ettirenler de var; bir an bile yanından ayrılsa yıllardır görmüyormuşcasına özleyenler de; ve belli bir müddet dayanma süreleri olup da bu süreyi geçtikten sonra illa ki sevgililerini görmek isteyenler de var, benim gibi... :))

Hepsini bir kenara bırakalım şimdilik ve yalnızca şunu düşünelim; 
AŞK, mesafe tanımaz!

İşte arada mesafeler varken dahi ilişkinizi sağlıklı bir şekilde yürütebilmeniz için sizlere mini minnacık ipuçları...

MESAFELERİ AVANTAJA DÖNÜŞTÜRÜN!
Sevdiğiniz insanı sürekli görmek istemeniz ya da istediğiniz her an ulaşabileceğiniz bir mesafede olmasını istemeniz çok doğal.Fakat arada mesafeler varsa, bunu avantaja dönüştürmek de sizin elinizde...Birbirinize zaman ayıramamanız, ailenize ya da arkadaşlarınıza da zaman ayıramayacağınız anlamına gelmemeli.Görüşemediğiniz zamanları kendinize ayırıp, çevrenizdeki insanlarla iletişim halinde olabilir ve hobilerinize yeterli zamanı ayırabilirsiniz.

ARANIZDA ŞÜPHE KALMASIN!
"Acaba kiminle?", "Nerede?"...İçinizi kemirip duran bu soruların cevabı sizde değil, kendi kendinize sorup durmaktan vazgeçin.Düşüncelerinizi ve sorularınızı sevgilinize açıkça anlatmalısınız.Eminim o da sizden farklı durumda değildir.Unutmayın, sadece siz uzakta değilsiniz; o da uzakta!Aranızda şüphe kalmayacak şekilde birbirinize açık olmayı başarabildiğiniz nokta da, en büyük sorunu da ortadan kaldırmış olacaksınız.

SÜREKLİ İLETİŞİMLE GÜVENİ SAĞLAMLAŞTIRIN!
Arada mesafe olmasından dolayı, yüz yüze iletişim kurma olasılığınız maalesef ki yok.İlişkinizin sorunsuz devam edebilmesi için daha sık konuşmanız ve birbirinizden haberdar olmanız şart! Bu durumda, hele de teknoloji bu kadar ilerlemişken, iletişim kuramamak gibi bir sıkıntı yaşayacağınızı düşünmüyorum.(Telefon, internet)

BİRBİRİNİZİ DÜZENLİ ZİYARET EDİN!
Her ne kadar iletişiminizi maksimum seviyede tutsanız da, onu birebir görmek, dokunmak, sarılmak, elini tutmak da isteyeceksiniz.Bunun için arada bir de olsa, aradaki mesafeleri aşabiliyor olmalısınız.Bunun için ortak kararlar alıp, bunu rutin bir sıraya sokabilirsiniz.Böylece ilişkiniz daha güven verir bir hal alacaktır.

ÖZEL GÜNLERİN HATIRLANMASI!
Aradaki mesafe ne kadar olursa olsun, bu özel günleri unutmanız ya da es geçmeniz için bir bahane olamaz! Özel günlerde yanında olamıyorsanız dahi ona göndereceğiniz küçük bir hediye ya da çiçek, size yeniden aşık olmasını sağlayacaktır.Karşınızdaki insanı koşullar ne olursa olsun düşündüğünüzü göstermek, mutlu eder.

İLİŞKİNİZİN GELECEĞİNİ KESİNLEŞTİRİN!
"Bu ilişki nereye gidiyor?" İlişkiniz problemsiz bir şekilde ilerledikçe ve siz aranızdaki mesafelere rağmen onu seviyorsanız; artık bu sorunun cevabını almanın vakti gelmiş demektir.Daha önce bu konuda hiç konuşmadıysanız, tavsiyem bir an önce açık ve net bir şekilde beklentileriniz ve hayalleriniz hakkında sevgilinizle konuşmanız...Çünkü geleceğinizi ne kadar kesinleştirirseniz, ilişkinizin sağlıklı bir şekilde devam etmesi de o kadar mümkün olacaktır.

Mesafelere rağmen; Aşkla kalın... :))

22 Ocak 2013 Salı

NEPAL'de Kİmlİk Bunalımı !

Bugün haberlere göz atarken ilginç bir gelişmeyle karşılaştım.Ülkeler "gelişmek" derdine resmen ne yapacaklarını şaşırdılar desem yeridir sanırım!

Kişilerin cinsel tercihleri, tabii ki kişisel bir durum.Genelinde "Kadın" ve "Erkek" olarak adlandırdığımız iki cinsiyetin dışında, tercihlerine bağlı olarak farklı farklı adlandırılan insan türleri olduğunu biliyoruz.


Haberdeki gelişme de tam olarak bu konuyla alakalıydı.Nepal Hükümeti, kendilerini "kadın ya da erkek" olarak adlandırmak istemeyen kişilere (eşcinsellere), "diğer" cinse atıfta bulunan vatandaşlık belgesi verilmesi için harekete geçmiş.

Nepal Yüksek Mahkemesi'nin 2007'de aldığı karara göre atılan bu adım, insan hakları örgütleri tarafından da memnuniyetle karşılanmış.
Nepal İçişleri Bakanlığı, yeni düzenlemeye uygun kimlik belgelerinin dağıtılması için yerel ofislere talimat verildiğini bildirmiş.





Hazırlanan vatandaşlık belgelerinin cinsiyet bölümünde ise "DİĞER" yazacakmış.
Nepal, bu uygulama ile ülkedeki cinsel azınlıkların pasaport başvurusunda bulunurken, mülk satın alırken, işe girmeye çalışırken ya da okula kaydolurken yaşadıkları sıkıntıları azaltabileceğini hedefliyor-muş.

Bizim ülkede de böyle bir uygulama olsa da "diğerleri" de rahat etse, öyle değil mi?!