8 Ağustos 2012 Çarşamba

Biraz Öyle Biraz Böyle...Ortaya Karışığım...

İyi, kötü...İnsanım

"En iyi değilim, en kötü de..
En cömert değilim, en cimri de..
En kibirli değilim, en mütevazı da..
Hiç kimseyi kandırmamış değilim, herkesi aldatmış da..
Kimseyi yarı yolda bırakmamış değilim, herkesi satmış da..
Hep iyiliğimden kaybetmiş değilim, kötülük yapa yapa kazanmış da..
Çok başarılı olduğum günler de oldu, dibe vurduğum da..
Sevgi dolu değilim, nefret dolu da..
Barışçıyım, biraz da savaşçı..
Biraz güçlüyüm, biraz zayıf..
Biraz iyiyim, biraz kötü..
İyi, kötü.. İnsanım... ''

| William Shakespeare |
 
 
Önemli olan insanlık değil mi zaten ?! :)

7 Ağustos 2012 Salı

Uzun Uzadıyaaaa Bir İlişki İçin - 2

Aylar önce yazdığım Uzuuuuun uzadıyaaaa bir ilişki için... postumda sizlerle uzun bir ilişkinin sırlarını paylaşmıştım.İlişki durumumda değişiklikler olmuş olsa da biraz ayrıntıya girmekte bir sakınca olmadığını düşünüyorum.
Midenizde kelebekler uçuşurken, heyecandan eliniz ayağınıza dolanırken ve karşınızda bütün kibarlığıyla sevdiğiniz adam dururken, bir ilişkiye başlamak çoook güzeldir, biliyorum.Fakat zamanla çift olarak mutasyona uğramışçasına değişirsiniz.Kadınların değişimi genelde daha bir bağlılık ve anaçlık duygusuyla bağlantılı olurken; erkeklerde bu durum biraz daha farklı seyredebiliyor.

İşte zamanla değişen tavır ve hareketlerimiz;




Kırıcı ve incitici yorumlarda bulunmak...
Açıksözlü ve dürüst olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz.Çevrenizdekilerin hatalarını, yanlışlarını ya da rahatsız olduğunuz herhangi bir durumu direk olarak yüzlerine söylüyor olabilirsiniz.Fakat unutmayın; karşınızdaki sizin sevgiliniz! Dürüstlükle küstahlığı birbirine karıştırmamanız gerekiyor.İçinizden geçeni söylemeden önce biraz durup düşünün.Sevdiğiniz insanı söyleyeceklerinizle kırabilir ve üzebilirsiniz.

Kendi çözümlerini dayatmak...
Sevgilinizin sorunlarını dinlerken kendince çözümler üretip, dayatmak sadece sıkar ve başka hiçbir işe yaramaz.Bazen insan çözümünü bildikleri sorunlarını, sırf rahatlamak için bile olsa başkalarına anlatmak isteyebilirler.Sevgilinizde en yakın kişiye, yani size anlatmak isteyecektir.Fakat Dede Korkut gibi öğüt verici konuşmalar içine girmeye devam ederseniz, bir süre sonra sevgiliniz size hiçbir şey anlatmak istemeyecektir.Bu durumda da iletişimin olmadığı bir ilişki yürümeyecektir.





"Ben üstünüm" deyip yargılamak...
  Hepimiz başkalarına göre bir çok konuda farklı olduğumuzu düşünürüz.Ama siz "farklılığı" abartıp, sevgilinizi küçümseyecek şekilde "üstünlük" haline dönüştürürseniz; sevgiliniz bunu aşağılama olarak algılayacaktır.Sen kendini yükseklerde görüp yargılamaya devam ederken o, sizden çoktan soğumuş ve ayrılık fikrini düşünmeye başlamıştır bile...

Eleştiri kabul etmemek...
İnsanız ve hata yapabiliriz.Yüce insan, sen de hata yapabilirsin. :) Sevgiliniz size hatalı olduğunuzu anlatırken, hemen duvarlar örüp savunmaya geçmek yerine, nerede hatalı olduğunuzu anlamaya çalışmalısınız.Emin olun, karşınızdaki sevdiğiniz insan sizin iyiliğinizi düşünüyordur.Bu eleştiriler aynı zamanda sizin onu daha iyi tanımanıza yardımcı olacaktır ve ilişkinin gidişatını düzeltmenize de yarar sağlayacaktır.Ama yok, hiç aldırış etmeyip bildiğinizi okumaya devam ederseniz, sonunuz hiçte iyi değil.



"Her şeyi ben bilirim" havası...
Tam bir ukalalık örneği...Evrenin sırrını çözmüş gibi davramanız, tüm siyasi akımlarla ilgili söyleyecek söz bulmanız, film eleştirmeni, gurme ve gezgin gibi caka satmanızın sizi çekici kıldığını mı düşünüyorsunuz? Kesinlikle yanılıyorsunuz! Aksine bu sizi o kadar itici yapıyor ki, değil sevgiliniz, çevrenizdeki insanlar bile buna dayanamıyor.Sevgilinizde aranızdaki aşktan dolayı buna katlanıyor olabilir, fakat bu daha ne kadar sürer, muamma...




Herşeyden şikayet etmek...
Giitiğiniz yerle ilgili, arkadaşlarıyla ilgili, ailesiyle ilgili, yediğiyle ilgili, içtiğiyle ilgili kısacası herşeyden şikayet eden bir tiple hayat geçmez, kabul edin.Ne kadar pozitif ve uyumlu olursanız, o kadar sevilecek ve mutlu olacaksınız, emin olun.


Yönetmek ve ısrar etmek...
İlişkide her iki taraf da eşittir, bunu kabul etmelisiniz.Sevgilinizi emirlerle, direktiflerle yönetmeye çalışırsanız bir yere varamazsınız.Sevgiliniz bunlara uyuyor gibi görünse de, kimse yönetilmekten hoşlanmaz.Ayrıca yapmak istemediği şeyler için sevgilinize ısrar etmek, sadece sıkıntı yaratır.Ve sıkılan insan da kaçar.


Sözlerini tutmamak...
Söylemek birşey değil, önemli olan söylediğiniz sözleri yerine getirmektir.Üstelik zamanında yerine yetirmek...Bir söz vermeden önce "Bunu yerine getirebilir miyim?" diye düşünmelisiniz.Çünkü tutmadığınız her söz, ilişkinizde onarılmayacak yaralar açacaktır.Hatta bir süre sonra söylediğiniz hiçbir sözün değeri kalmayacaktır.


6 Ağustos 2012 Pazartesi

Erkeklerin Çuvalladığı 7 Hayati Konu

Kadınlar hayatları boyunca "Bay Mükemmel"i arar dururlar, fakat karşılarına çıkan en iyi ihtimalle "Bay Mükemmele Yakın" olacaktır. :)
Kadınların ve erkeklerin beyinleri farklı çalıştığı için hayatı da farklı algılarlar.Bu çoğu zaman birine doğru gelen şeyin diğerine yanlış gelmesine neden olacak kadar büyük bir farktır.Ve genellikle erkekler anlamaz...
Erkekler pek çok nedenden ötürü neyi yanlış yaptıklarını ya da yanlış yapıp yapmadıklarını anlama yeteğine sahip değildirler.Bu nedenledir ki kadınlara göre erkeklerin çoğu duyguları açısından "odun" olarak değerlendirilir.Oturup anlatmadıkça, uyarmadıkça ya da kırıldığınızı net bir şekilde hissettirmedikçe erkekler ne yaptıklarını anlamayabilirler.

Baktım odun gelmiş odun gidiyorlar, ben de sizler için en kırıldığımız konuların bir listesini çıkardım.Erkek arkadaşınızın bu hareketleri farkında olmadan yaptığını düşünüyorsanız, işte size minik tavsiyeler;

 
  • Telefonda kaba ve aceleci davranmak ! 
 Erkekler, kadınların aksine, telefonun sadece bir iletişim aracı olduğunun farkındadırlar.Telefonda kullandıkları en muhtemel kelimeler genellikle "merhaba, nasılsın, kaçta buluşacağız, görüşürüz"ün dışına çıkmaz.Ancak kadınlar görüşmelerini uzatmaktan yana olduklarından, erkeklerin bu tavrını kendilerine değer verilmediği şeklinde yorumlarlar.Bu noktada belki de erkeklere ufak bir uyarıda bulunmak olası bir anlaşmazlığı giderecektir.

  • Sürekli çözüm üretmek !
Kadınlar konuşmayı bir rahatlama yöntemi olarak görürler.Bu konuşmanın bir amacı ya da sonucu olmak zorunda değildir.Karşılarından bekledikleri çoğu zaman "sadece dinlemek"tir.Fakat erkekler doğaları gereği sorunları çözmeye ya da çözüm üretmeye meyilli oldukları için, kadınları bu konuda çokta mutlu edemezler.Çözüm sunabildikleri sürece karşılarındaki kadını mutlu ve değerli kılacaklarına inanırlar.Bu nedenle karşınızdakinin sizi sadece dinlemesiyse isteğiniz, yine küçük bir uyarıda bulunmanız her şeyi çözecektir.
  • Kendi problemleriyle uğraşırken susmak !
Erkekler, kadınların aksine, sorunlarını konuşarak değil susarak çözerler.Sessizliğe daha çok ihtiyaç duyarlar ve adeta kapalı kutuya dönüşürler.Kadınlar da kendi doğalarına oldukça ters bir durum olduğu için, bunu anlamakta güçlük çeker ve üstlerine alınabilirler.Bu konuda uyarıda bulunmak ya da en azından sıkıntısından biraz bahsetmesini rica etmek gerekmektedir.Aksi takdir de kapalı bir kutuyla yaşamaya alışmak durumundasınız.İlgisizlik ve sevgisizlik hissetmeniz de olası tabii ki...

  • Kaybolduğunda yol sormamak !
Klasik bir kadın erkek tartışması !!! Genellikle annemle babam arasında yaşanan bu tartışma, hemen hemen tüm çiftlerde yolculuk esnasında kaçınılmaz oluyor.Erkekler özellikle yolda kaybolduklarında bunu kendilerine bile itiraf etmek istemezler.Ve çok büyük olasılıkla sizi yanlış yol tarifi almakla suçlayacaklardır.Onu suçlamadan, bir marketin önünde durup yol tarifi sormaya ikna ettiğiniz sürece gideceğiniz yerlere tartışmasız varacaksınız.
  • Diğer kadınlara bakmak !
Tüm erkekler, diğer kadınlara bakar ! Ve hepsi de inkar eder ! Tamam belki de bu kadar katı bir genelleme yapmak acımasızca ve karakter farklılıklarına göre erkekler değişebilir diyebiliriz.Ama erkekleri kadınlara oranla, karşı cins söz konusu olduğunda daha duyarlıdır.Kadınlarsa başka bir erkeğe bakacakları sırada bunu hiç bir şekilde farkettirmeden ve erkek arkadaşlarının gururunu kırmadan yaparlar.Fakat erkekler mutlaka yakalanırlar.Bu birazda kadınların şüpheciliğinden kaynaklanıyor sanırım...:) Bu tip durumlarda erkek arkadaşınıza hissettiklerinizi tartışmadan ve samimi olarak anlatmanız işe yarayacaktır.Hala devam ediyorsa aynı şekilde, benim bir şey dememe gerek yok sanırım size. :))
  • Başkalarının yanında plan yapmak !
Erkekler bazı konularda kadınlardan daha unutkan ve daha az hassastır.Önceden birlikte yaptığınız bir planı unutup, arkadaşlarıyla farklı planlar yapmaya kalkışabilir.Bu da bir kadını çileden çıkarmaya yetecektir.Fakat yapmanız gereken sakinliğinizi koruyup, birlikte yaptığınız planı ona hatırlatmak olmalıdır.
  • Gününün nasıl geçtiğini anlatmamak !
Bir erkeğe gününün nasıl geçtiği sorulduğunda "Fena değil", "İyi", "Eh işte" gibi gibi kısa cevaplardana öteye geçmediğini görmeniz çok mümkün.Erkekler iş yerinde günlerinin nasıl geçtiğiyle ilgili konuşmayı rapor vermek olarak algıladıklarından, pek de gerekli bulmazlar.Bu durumda kadın kendini kolaylıkla dışlanmış hissedebilir.Bu durumda bıkmayın, usanmayın ve sevgilinizin / eşinizin biraz dinlenip rahatlamasını bekleyin.Sonrasında da ayrıntıları sorarak sohbeti geliştirebilirsiniz.

Söz konusu erkekler olduğunda belli duvarları yıkmak zor maalesef...3 minnak duyguyu barındırıyor olmanız gerekiyor çoğu zaman; sabır, sakinlik ve sonsuz sevgi...

Aşkla kalın... :))

3 Ağustos 2012 Cuma

Ben Senin En Çok ...

Bazen uzun uzun konuşmaya gerek kalmaz, dizelerde anlatır karşınızdakine hissettiklerinizi...Özellikle sizlerle paylaşmak istedim Ü. Y. Oğuzcan'ın şiirini, aşkı daha bir duyumsattığı için.

Kalbinizi kaplayacak aşkı bulmanız dileğiyle...


"Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

 Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni..."

                                                                   Ümit Yaşar OĞUZCAN 

Aşkla kalın.. :)

2 Ağustos 2012 Perşembe

Aynı Pencere, Sen ve Ben ...

Çevremizde insanlar, olaylar, bir curcurnadır gidiyor hayat...
Herkes bir şeylerden şikayetçi, herkes bir şeylerden mutlu, herkes yalnızlıkla savaşıyor ve kalabalıklar içinde, herkes sevdiğiyle mutlu...
Peki ya siz?
Ne kadar farkındasınız hayat akıp giderken yaşananların, yaşadıklarınızın??


Binde bir karşınıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarının ne kadar farkına varıyoruz?
Akşamın bir köründe yorgun bedenimizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında ne kadar fark edebiliyoruz??
Sevmek gayette zor, hele bir de güvenmek...Ama öyle bir gün geliyor ki, öyle bir an oluyor ki...Karşınıza çıkan hayatınızın biriciği ve benzersiz diyebileceğiniz insanla şimdiye kadar düşündüğünüz her şey bir anda yok olup gidiyor.Kendinizi resetleyip kaldığınız yerden devam ediyorsunuz, onunla...

Sadece yanında olmak isteğidir her şeyin ötesinde; yer-zaman-mekan hiç fark etmeksizin...Onun soluduğu havada hayat bulmaktır.Bütün küskünlüklerinle barışmak, midene kelebeklerin hücum etmesi, en berbat melodinin bile kulağında bıraktığı güzel ezgiler ve artık hayatın iki kişiliktir.

Sevmek böyledir, bakışından güven duymak ve elini tutuşundan bütün sıcaklığını hissetmek...Tek bir cümlesiyle berbat bir günün, bir şölene dönüşmesi ve en ufak bir gülüşüyle kalbinize dokunması...

Yani uzun lafın kısası, her ne olursa olsun onu anlamak ve dünyaya aynı pencereden bakmaktır, aşk...

Aşkla kalın... :))

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Hayatı Affetmeye Hazırım ...

"Affetmeye hazırım;

Eleştiri, korku, suçluluk, pişmanlık ve utanç duygusunu üzerimden attığım zaman özgür olduğumu hissediyorum.

Bu sayede kendimi ve diğer insanları affedebilirim.Bu hepimizi özgür kılacaktır.

Eski meseleleri kapatmaya hazırım.Geçmişte yaşamayı reddediyorum artık! Bu yükü uzun zamandır sırtımda taşıdığım için kendimi affediyorum.

Kendimi ve başkalarını sevmeyi bilmediğim için kendimi affediyorum.

Her insan kendi davranışlarından sorumludur ve bu hayatta ne ekerse onu biçerler.Bu nedenle kimseyi cezalandırmama gerek yok.

Ben de dahil olmak üzere, hepimiz kendi bilinçlerimizin yasaları altında yaşıyoruz.

Kendi adıma kin tutan yönümü bir kenara bırakıyorum ve sevgiyi kucaklıyorum.
Ve şimdi iyileşiyorum."

                                                                           Louse L. Hay


Seninleyken,
Hayat artık benimle savaşmıyor,
Somurtan bulutlar gök yüzümü terk etti,
Gözyaşlarım kederini yitirdi,
Düşüncelerimin ipini saldım, uzayıp uzayıp geleceğe doğru söküldü gitti...

Hayatı affetmeye hazırım, 
seninleyken, sevdiğimleyken...

TİRA-Mİ-SU = "PİCK ME UP" :))

Yine bir misafir curcurnası ve yine bir İtalyan lezzeti maceram... :)))
Uzun süredir yapmadığımdan olsa gerek elime tutuşturulan malzemelere kayıtsız kalamadım ve karşınızda beyaz çikolata rendelenmiş, bol nescafe ile tatlandırılmış, oruçlarınızı açtıktan sonra bütün tatlı ihtiyacınızı karşılayabilecek lezzette tiramisummm... :)


Gelelim tiramisunun tarihçesine...İlk okuduğumda yıllardır yaptığım şeyin aslında mesir macunu gibi bir şey olduğunu düşünmekten kendimi alamadım.Neden mi?? :)

Bilinen en yaygın hikaye şöyle ki, tiramisu 17. yüzyıl sonlarında İtalya'nın Sienna bölgesinde ortaya çıkmış.Rivayete göre Toscana dükü Gran Duke Cosimo III de Medici'nin, Sienna'yı ziyaret edeceğini duyan şehirdeki tüm pastacılar dükün onuruna yeni bir pasta yaratırlar.Bu pastaya "Zuppa del Duca-Dükün Çorbası" adını verirler.Dük, bu pastayı çok beğenir ve tarifi beraberinde Floransa'ya götürür.Zaman içinde şanı Floransa'yı aşan ve yavaş yavaş tüm dünyaya yayılmaya başlayan bu tatlı, 19. yüzyılda o bölgede yaşayan İngilizler tarafından "Zuppa Inglese-İngiliz Çorbası" olarak anılmaya başlanır.Tatlı, Venedik'in kuzeyindeki Treviso şehrine ulaştığında Treviso'lu aşçılar tarafından biraz üzerinde çalışılıp, lezzetine lezzet katılarak "Tiramisu" adını alır.Ve bu şehir de o zaman bu zamandır, bu lezzetli tatlısıyla meşhur olmuştur.

Şimdi mesir macunuyla bu hikayenin ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim.Alakası şu ki; içeriğinde bulunan yumurta ve şeker gibi enerji veren maddeleri ile içerdiği sert espresso kahvesi ve marsaladan dolayı uyarıcı ve afrodizyak etkisi olduğu düşünülmektedir.

Ve ayrıca da, İtalyanca kelime anlamına gelince "tira" çekmek, "mi" beni, "su" üzerine-yukarı demektir.Yani tira-mi-su, pick me up, beni yukarı / üzerine çek anlamına gelir. :))

Şimdi sorarım size, tüm bunları öğrendikten sonra garsonun gözünün içine baka baka nasıl tiramisu isteyeceksiniz??? :)))