kadın ve erkek ilişkisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın ve erkek ilişkisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2012 Cuma

"HAYIR!"

"Hayır" diyebilmek, aslında kendi kişisel ihtiyaçlarını ve isteklerini net olarak dile getirmeye cesaret edebilmektir.Bunu karşınızdakini incitmeden yapmak ve şahsi fikrinizi açıkça belirtmek istiyorsanız ama bunu çoğu zaman başaramıyorsanız, bu postumu mutlaka okuyun!

Tersine inanıyor olsanız bile, onaylanmama ve beğenilmeme korkunuzdan dolayı her şeye "evet" demek zorunda olduğunuzu hissetmeniz, büyük hata! Kendi zıt fikirlerinizi öne sürmeniz, karşı çıkmanız sizin sevilmeyeceğiniz anlamına gelmez.Tam tersine sizinde kendine has düşünce ve fikirlerinizle sevileceğiniz, saygı gösterilecek biri olduğunuz anlamına gelir.

Peki nasıl "hayır" diyebileceğiz? Sizler için araştırdım...

Tartıp biçin...
Bazen verdiğiniz negatif yanıtlar, sizi haksız ya da suçlu duruma düşürebilir.Bu yüzden bu tip durumlarda "hayır" demeden önce iyice düşünüp, kararınızın sonuçlarını da göz önünde bulundurmalısınız.Bazı durumlarda "hayır" demeniz sizin yararınıza olurken, bazen de sonuçlarına katlanmak durumunda kalabilirsiniz.Kime veya hangi durumda "hayır" demek için vereceğiniz karar, birazda sizin ön sezilerinize kalır diyebiliriz.



Acele etmeyin...
Bir davet ya da buluşma talebi karşısında hemen hemen hepimiz nedense o anda cevap verme gereği duyarız.Halbuki anında cevap verdiğimizde, yani düşünmeden verdiğimiz yanıtlarda, ya "hayır" dememiz gereken bir şeye "evet" deriz, ya da onaylayacağımız bir konuyu reddetmiş oluruz.Elbette davetleri hemen yanıtlamak nezaket açısından daha doğrudur, ama biraz düşünüp gerçekten istediğimiz yanıtı vermek için müddet istemek daha doğru olacaktır.

Suçlu değilsiniz...
İş arkadaşınıza borç para vermediğiniz ya da bir arkadaşınızın davetini reddettiğiniz için kendinizi suçlu hissetmekten vazgeçin.Öncelikle şunu iyice kavrayın, birine "hayır" dediğinizde ona kötülük etmiş olmazsınız, sadece kendi fikrinizi beyan etmiş olursunuz.Siz kendinizi suçlu hissetmeden "hayır" dediğiniz de inanın karşınızdaki de bu yanıtı olumsuz algılamak yerine, gayet normal karşılayacaktır.

"Hayır" diyebilme antrenmanları...
Nasıl mı? Öncelikle kendinize belli başlı şablonlar belirleyin.Örneğin, "Üzgünüm ama katılamayacağım.", "Bu benim için pek uygun görünmüyor." gibi gibi...Unutmayın, kendi düşüncelerinizi söylemekte özgürsünüz ve başkalarının mutlu olması için istemediğiniz bir şey yapmak zorunda değilsiniz.

Net olun...
Ne lafı uzatıp dolandırmanıza, ne de kesin bir tavırla kestirip atmanıza gerek yok.Biri ikna edici olmazken, diğeri de fazlasıyla kırıcı olabilir."Hayır" derken yanı sıra "kusura bakma", "üzgünüm" gibi nazik cümlelerde söylerseniz, hem istediğinizi elde etmiş olursunuz hem de karşınızdakini kırmamış olursunuz.

Çözüm üretin...
"Hayır" dediğinizde ısrarla kendinizi kötü hissediyorsanız, o zaman karşınızdakinin sorununa alternatif bir çözüm üretin.Örneğin bir yere davet edildiğinizde gitmek istemiyorsanız, nazikçe "Bu akşam pek uygun değilim, fakat başka bir akşam size dahil olurum." derseniz, hem kendinizi daha iyi hissedersiniz hem de bu karşınızdakinin gözünden kaçmayacak bir detaydır.

Sizden yapmanızı istenilen şeyler size sıkıntı yaratıyorsa, doğru, nazik ve net bir dille "hayır" diyebilmelisiniz.Unutmayın, özgürsünüz. :)

28 Haziran 2012 Perşembe

Onunla mı, Onsuz mu ????


Zaman, aşkın en büyük düşmanlarından biridir hiç kuşkusuz...İlk çağlardan beri, zamana direnen aşklar değerlidir.Hepimiz hikayelerini duymuşuzdur; Leyla ile Mecnun'un, Ferhat ile Şirin'in...
Bu çağda ise aşkımızın büyüklüğünü ölçecek kadar zamanımız bile olmuyor maalesef. :) Hayat gailesi denen koşuşturmada ve ilişki içindeki tartışmalarda, anlaşmazlıklarda zaman su gibi akıp geçiyor.Mutlu zamanlarda var elbet, ama aklınızda hep sorular, şüphe ve endişeler...

İşte en önemli soru; "Onunla mı, yoksa Onsuz mu?" Her zaman ikileme düştüğünüz sorunun yanıtını bulmanız için size yardımcı ve kendinize sormanız gereken bir kaç soru hazırladım.Bakalım onunla devam mı etmeli, yoksa onsuz hayata mı alışmalı?Cevabı sorularda gizli... :)

"Sadece onu mu düşünüyorum?"
Bazen iki kişi asla yalnız değildir.Sebebi her ne olursa olsun, gerçek aşk, onunlayken dünyayı sildirir, başkası aklınıza gelse bile bu, çabucak sönecek bir düşüncedir.Eğer birlikteyken tamamen onunla oluyor ama yalnızken başkasını düşünüyorsanız, size tavsiyem kendinizi onun yerine koyun.Gerçek bir aşka sahipken, ister misiniz sevdiğinizi bir başkasıyla, sadece düşüncelerinde dahi olsa, paylaşmayı???

"Yalnızlıktan mı korkuyorum?"
Kendinize yetemeyecek kadar sıkılgan ve huzursuzsanız, yanınızda sürekli olan birini istersiniz.Ve yaşam enerjinizi ondan almaya çalışırsınız.Yalnız kalmamak için onunla birlikteyseniz, en kötü ihtimalle yalnızlık korkunuz zamanla alışkanlığa dönüşür.Herkesin aşkı kendine özeldir.Önemli olan tercihlerinizin farkında olmanız ve kendinize bile bile yalan söylememenizdir.

"Kendime vereceğim değeri ondan mı bekliyorum?"
Bazen birini elde etmeyi takıntı haline getirirsiniz, onun size aynı şekilde tutkuyla aşık olmasını beklerken yıllar geçer.Karşınızdakinin kim olduğu sizin için çokta önemli değildir.Önemli olan, onun sizi sevdiğini bilmenizdir.Bazen kendinizi değerli bir noktada görmek isteriz ve bunun için bir başkasının bakışına ihtiyaç duyarsınız.Kendinizi sevseniz, karşınızdakiyle iktidar, kazanan, kaybeden oyununa girmeseniz ve bunlar olmadan aşık olsanız???İşte o zaman yaşadıklarınız biraz daha gerçeğe yakın ve masum olabilir sanki...

"Çevresi ve parası olmazsa yine de sever miyim?"
Erkek arkadaşınızın çevresi çok geniş ve artık sizinde oldukça geniş bir arkadaş çevreniz oldu.Ayrıca maddi durumu oldukça iyi olduğu için sizi sürekli pahalı restorantlara götürüyor, pahalı hediyeler alıyor, arabasıyla gezdiriyor...Tüm bunlar sizin çok hoşunuza gidiyor.Peki düşünün bakalım, o bunların tümünü yitirirse de yanında sizi görebilecek mi aynı mutlulukla?!Eğer yaşadığınız gerçek ve saf bir aşk ise, sevgiye evrilip tüm engelleri birlikte aşabilirsiniz.Ancak durum böyle değilse, her şey pırıltısını çabuk yitirecektir.Neye sahip olduğu, kimi tanıdığı, size neler sunabildiği ile değil, sırf o olduğu için onu severseniz uzun ömürlü bir aşka sahip olabilirsiniz.

"Hayalimde yarattığım erkeğe mi benziyor?"
Her genç kız hayallerinde, görmek ve yaşamak istediği bütün güzellikleri ve mutlulukları barındıran bir erkek hayal eder.Belirlediğiniz özelliklerden bir kaçına sahip birini bulunca da, hemen o hayallere oturturuz onu.Bazen hayal kurma işini abartırsınız ve aşık olduğunuza o kadar çok inanmak istersiniz ki, ciddi bir yanılgaya düşersiniz.Karşınızdaki kişiye gerçekçi olarak bakın.Sonra da ona mı yoksa onunla hiç ilgisi olmayan kurgusal birine mi aşık olduğunuzu anlamaya çalışın.


"Araya zaman girince unutuyor muyum?"
Zamanın kalbinizin kimin için attığını söyleyen fısıltılarına kulak verin.Önemli olan zamanın aşkınız üzerinde nasıl bir rol oynadı ve sizin buna ne kadar teslim olduğunuzdur.

"Onun bana aşık olmasını mı seviyorum?"
Bazen başkasının kırdığı bir kalp, kendisini çok seven birinin yanında rahatlamaya, yaralarını iyileştirmeye çalışır.Bazen de egolar okşanmak ister ve birinin size aşık olması ilaç gibi gelir.Tüm bunlar normaldir, ancak aşık olmadığınızı bile bile kendinizi yüksek sesle bu aşka inandırmaya çalışmayın!!!


"Onun için zorlukları göze alır mıyım?"
Gerçek aşklar bir çok engelle büyük bir cesaretle savaşır.Ailelerin istememesine direnir, arkadaşların sevgiliden hoşlanmamasına karşı çıkar, parasal sorunları birlikte atlatır, ayrılık düşünüldüğünde sabırla bekler.Önemli olan ilişki süresince elinizden geleni yapmış olmanızdır.Böylece ilişkiniz bitse bile acısı tatlısı ile birlikte gerçek bir aşk yaşamış olduğunuz için kendinizi daha tam, doygun ve mutlu hissedersiniz.

"Onu affedebiliyor muyum?"
Gururunuz ağır bastığında bile, ondan ayrı kalmanın acısı sizi harap ediyorsa, sırılsıklam aşık olmuşsunuz demektir.Bu nedenle değişime teslim olmak, aşkınızın sapına kadar gerçek olduğunun bir başka ispatıdır.

Sevgiyle ve sevdiğinizle kalın...  :))

25 Haziran 2012 Pazartesi

Romantik Erkek Olmak Ya da Ol(a)mamak ...

"İşte bütün mesele bu." diyesi geliyor insanın. :) 
Nasıl romantik olunur? Romantik olmak ya da olamamak, çoğu erkeğin ortak sorunudur diyebiliriz aslında...Genelde sevgililer gününde ya da yıldönümlerinde akıllarına bir parça romantik dokunuş gelen erkeklerin işi gerçekten zaman zaman çok zor olabiliyor.Fakat romantik olmak sadece sevgililer gününe özel bir durum değildir.Sevgiliniz ya da eşiniz yılın diğer tüm günlerinde de özel davranışlar ve hareketler isteyebilir.Bu davranışlarda ilişkinize renk katacaktır, emin olun. ;)


Ciddi bir ilişkide ya da evlilik içerisinde romantik olmak göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir ve adeta iki insanı bir arada tutan tutkal gibidir.

Romantik bir jest eşinize veya sevgilinize ilişkinizde belki de en önemli şeyi hatırlatır; sevdiği erkeğin kendisini düşündüğünü ve onu kaybetmemek için elinden geleni yaptığını...Minik bir jestle yüzlerce kelimenin anlatabileceğinden çok daha fazla şeyi ifade edebilirsiniz.

Romantizmin, hediyeler ve lüks restoranlar için çok para harcamaktan geçtiğini düşünmek büyük bir yanılgıdır.Çoğu zaman ufak tefek jestler ve ilgi gösterişleri romantik erkeği ilgisiz erkekten ayırt eder!
Ve bu minik jestlerle eşinize şu mesajı verirsiniz: "Benim için çok özelsin, önemlisin ve seni mutlu etmek istiyorum."

Dolayısıyla sevdiğiniz insanı önemsemeli ve bu tarz hareketleri de hayatınızın düzenli bir parçası haline getirmeniz gerekmektedir.Yani her şey sevgililer günü, doğum günü, yıl dönümünden ibaret değil... :)

Ne yaparsam yapayım romantik biri olamıyorum diyorsanız, ki bence içinizdeki aşkı rahat bırakıp biraz ince düşünürseniz kolaylıkla karşınızdakini mutlu edebilirsiniz, işte sizlere mini mini tavsiyelerimmm... :))

  • Sevgilinize ya da eşinize özel bir akşam yemeğini de siz hazırlayın.
  • İltifat etmekten çekinmeyin.Sadece "Bugün çok güzelsin." demeyin ve biraz spesifik olun, yeni saç stilini ya da yeni aldığı bir eşyasını fark ettiğinizi belli edin.Kendisiyle ilgilendiğinizi düşüncektir.
  • Duygularınızı ifade edin."Nasılsa sevdiğimi biliyor." diye düşünmektense, küçük bir notla yada beklemediği bir anda attığınız bir mesajla duygularınızı daha içten hissedecektir.
  • İlgi gösterin.Eşinizin ya da sevgilinizin televizyon izlerken, alış veriş yaparken, yürüyüş esnasında söylediklerine ve ilgi alanlarına kulak verin.Örneğin "Kitap okumaktan çok zevk alıyorum." dediğinde bunu unutmayın ve beklemediği bir anda ona, içine minik notlar iliştirdiğiniz bir kitap hediye edebilirsiniz.
  • Elini tutun.Minik bir dokunuşun nasıl büyük etkiler yarattığını tahmin bile edemezsiniz.
  • Fotoğraflarınızdan bir albüm hazırlayın.En unutulmaz anları dondurduğunuz bu fotoğraf kareleriyle geçmişte birlikte yolculuk yapmak, aranızdaki bağları da güçlendirecektir.
  • Vücut dilinizi doğru kullanın.Tiyatroda, restoranda vaya arkadaşınızın evinde otururken kolunuzu sevgilinizin ya da eşinizin sandalyesine koyun.
  • Eğlenceli bir randevu organize edin.Senelerdir evli de olsanız sevgili de olsanız, farklı bir şeyler yapmak için eğlenceli bir organizasyon düzenleyin.Kadınlar erkeklerin plan ve organizasyon yapmasından çok hoşlanırlar.
  • Ona sarılın.Her hangi bir nedeni olmadan gün içerisinde ona sarılın ve öpün.
  • Sevgilinize komik ve ya esprili bir kartpostal gönderin.Yüzünü güldürmek istemez misiniz? :)
  • Sevgilinize yada eşinize onunla gurur duyduğunuzu hissettirin.Arkadaş ortamlarında şaka bile olsa küçümsemek yerine nasıl bir kadına sahip olduğunuzdan bahsetmek daha gurur verici olacaktır.

Gibi gibi gibi... Gerisi sizin hayal gücünüze kalmış tabiiki...Ama hayatınızın kadınına sahip olmak sadece lafla olmaz beyler, icraat lazım unutmayın. :)))
Sevgiyle kalın...

10 Haziran 2012 Pazar

Sağlıklı Bir İlişki mi Yaşıyoruz ???

İlişkilerde zaman zaman mutluluklar tavan yaparken, kimi zaman da mutsuzluklarla baş etmek zorunda kalabiliyoruz.Olmak istediğimiz yerde miyiz, değilsek neden buradayız diye sorgulamaktan da geri kalmıyoruz çoğu zaman...

Öyleyse sizlerle sağlıklı bir ilişkinin kriterlerini paylaşmak istiyorum.Bakalım sevdiğimiz insanla yaşadıklarımız ve geleceğe taşımak istediğimiz bu "büyülü aşk" ne kadar sağlıklı???

  • Eşiniz size güveniyorsa ve siz eşinize güveniyorsanız,
  • Size davranılmasını istediğiniz gibi birbirinize davranıyorsanız,
  • Karşılıklı olarak birbirinizin farklı ilgi alanlarını ve fikirlerini kabul ediyorsanız,
  • İlişkide kendinizi güvende hissediyorsanız,
  • Birbirinizin arkadaşlarına saygı gösteriyor, onlarla zaman geçirmeniz için karşılıklı olarak birbirinize destek veriyorsanız,
  • Önemli kararları birlikte alıyorsanız,
  • Birbirinizden uzakta zaman geçirmenizi anlayışla karşılayabiliyorsanız,
  • Karşılıklı olarak hatalarınızı kapatmak zorunda kalmıyorsanız,
  • Birbirinize farklı aktiviteler konusunda destek oluyorsanız ve hedeflerinize ulaşabilmeniz için güç verebiliyorsanız,
  • Karşılıklı olarak birbirinizi olduğunuz gibi sevebiliyorsanız,
  • Karşılıklı olarak düşündüklerinizi ve neden böyle düşündüğünüzü açıkça söylemekten çekinmiyor ve fikirleriniz uymasa dahi saygı gösterebiliyorsanız,
  • Aranızda hem arkadaşlık hem de cinsel çekim varsa,
  • Haftanın 7 günü 24 saati birlikte olmak zorunda değilseniz,
  • Birbirinizi cinsel ilişki anlamında zorlamıyor ve istemediğiniz şeyler konusunda ısrarcı davranmıyorsanız,
  • İlişkinizde mutlu olduğunuz zamanlar, mutsuz zamanlarınızdan daha fazla ise,
  • Her iki tarafta kendi kararlarını alabiliyor ve eğer gerekirse bu kararları konusunda fedakarlık yapabiliyorsa,
  • Anlaşmazlıklar açık ve dürüst konuşmalar ile çözüme ulaştırılabiliyorsa,
  • Karşılıklı olarak sınırlarınızı biliyor ve nerede durmanız gerektiğinin farkındaysanız,
  • Mutlu edilmeyi beklemeden mutlu etmekten zevk alabiliyorsanız,
  • Karşılıklı olarak hatalarınızı affedebiliyor ve birbirinizi anlayışla karşılayabiliyorsanız,
  • Gergin olduğunuz zamanlarda birbirinizi sakinleştirebiliyorsanız,
  • Aranızda açılan yaraları ve kırgınlıkları karşılıklı olarak iyileştirebiliyorsanız,
  • Hatalarınızı kabul edip birbirinizden özür dileyebiliyorsanız,
  • Birlikte zaman geçirebiliyorsanız,
  • Karşılıklı olarak birbirinizi değerli ve önemli buluyorsanız, bunu birbirinize hissettirebiliyorsanız,
Sağlıklı bir ilişkiniz var demektir...Allah ayırmasın, ne diyelim... :))))


İlişkinizin Çığlıklarını Duyuyor musunuz ?

İlişkiler sona yaklaşmaya başladıklarında çığlık atarlar.Çok ilginç değil mi???
Bu çığlıkları duyarsanız, kurtarmak için bir şansınız var demektir.Ama duymazsanız, elveda demenin tam da zamanıdır artık...
Peki nasıl çığlık atar ilişkiler? 
İlişkilerin çığlık attığını nasıl duyabiliriz? 



DUY BENİ !
Sevgilinizi dinlemiyorsunuz.O konuşurken, siz başka şeylerle ilgileniyorsunuz.Ya da dinler gibi görünüp, bir an önce sözlerini bitirmesini bekliyorsunuz.Tamam, onu dinlemiyorsunuz ama ondan sizi dinlemesini bekliyorsunuz.Oysa bir ilişkide paylaşımın en önemli noktası, konuşmaktır.
Bir düşünün bakalım, kendinizi her şeyden soyutlayıp sevgilinizle baş başa en son ne zaman adamakıllı sohbet ettiniz?Siz en iyisi bir gün belirleyin ve televizyonu kapatın.Koltuklarınızı birbirine çevirin ve yüz yüze sohbet edin.Böyle bir sohbeti ne kadar özlediğinizi anlayacaksınız.



GÖR BENİ !
O sizin sevgiliniz ve siz onun yüzüne dahi bakmıyorsunuz.Sizin için güzel şeyler giyiyor, sizin için saç şeklini değiştiriyor, çoğu zaman giyim ve aksesuarlarında sizin beğendiğiniz renkleri kullanıyor.Ne yaparsa sizin için yapıyor, ama bunu bir türlü fark ettiremiyor.Herkesin bir dayanma noktası vardır.Sevgilinizi görmezlikten gelmeye devam ederseniz, sonunda elinizden kaçırırsınız.Sizin için harcadığı emeğin karşılığını görmek hakkı değil mi?!

HİSSET BENİ !
Sizi birbirinize bağlayan en önemli şey, duygularınızdır.Her an bir duygu sağanağı altında yaşayın demiyorum, ama duygularınızı ihmal etmeyin.Her şeyden önce duygularınızı ona açıklamaktan çekinmeyin.Emin olun herkesin sevildiğini duymaya ve hissetmeye ihtiyacı vardır.Ne hissediyorsanız söyleyin, ayrıca onun ne hissettiğini de anlamaya çalışın.Kendinizi zaman zaman onun yerine koyun.Siz bir çiftsiniz.Birlikte olmayı tercih etmişsiniz.O zaman kesin bir bireysellik içinde olamazsınız.Çift kişilik yaşamalısınız.

ANLA BENİ !
Herkesin en büyük derdi, anlaşılamamak...Zaten ilişkileri bitme noktasına gelmiş insanlarda hep aynı şeyi söyler, "Beni anlamıyor." Burada hem anlaşılmadığını iddia edene, hem de anlamadığını söyleyene görev düşüyor.Aslında kural basit; eğer anlaşılamamaktan yakınıyorsanız tekrar tekrar anlatmayı deneyin, eğer anlayamadığınızı söylüyorsanız partnerinizden bir kez daha anlatmasını isteyin.Kişilerin ifade tarzları sizin alıştığınız şekilde olmayabilir.Unutmayın ki, herkesin yetişme tarzı, aldığı kültür farklıdır.Hoşgörülü ve en önemlisi de sabırlı olmalısınız.

ÖNEMSE BENİ !
İlişkinizin bir kişilik yarıştırma arenası olmadığını iyice anlamalısınız.Her an sizin söylediğiniz olacak, hep sizin sözlerinizle hareket edilecek diye bir şey yok.Her zaman sevgilinizin fikrini almalısınız.İki kişilik bir hayat yaşadığınızı unutmayın.Aksi takdirde sevgiliniz önemsenmediğini düşünecektir.Takdir edersiniz ki, sizi önemsemeyen birini ciddiye almazsınız.Partnerinizle empati kurmaya çalışmalısınız.

SEV BENİ !
İşte en önemli unsur...Bir ilişkide taraflar birbirinin sevgisinden şüphe etmeye başlamışsa, ilişkinin fişini çekmenin vakti de gelmiştir.Sevginizi kendi içinizde yaşamak yerine, mutlaka partnerinize de her fırsatta göstermelisiniz.Günde defalarca "Seni seviyorum." deseniz de merak etmeyin kelimeler değerini yitirmez.Önemli olan içinizden geldiği şekliyle söylemeniz ve bunu da partnerinize hissettirebilmeniz! Unutmayın, sevginin olmadığı ve dile getirilmediği bir ilişki zaten yürümez.

20 Mayıs 2012 Pazar

Duvarlar Yaratan "İletişimsizlik"

Eşiniz ya da sevgilinizle anlaşamadığınızı düşünüyorsanız, kurduğunuz iletişimi gözden geçirmenizde yarar var.Pek çok evlilik yanlış iletişim sonucu son buluyor maalesef...
İletişim eksiklikleri ya da doğru iletişim kuramamak, evlilikleri ve ilişkileri derinden sarsar.Onu sevdiğiniz halde anlayamadığınız için öfke duymanız kaçılmanız doğrusu...
Bu konuda her şeyin çift taraflı olduğunu düşünürseniz, sizin de partnerinizin de uzlaşmaya ve anlaşmaya istekli olması oldukça önem taşıyor.


Öyleyse sevdiğiniz insanla nasıl doğru iletişim kurabilirsiniz?
İlişkinizi ve evliliğinizi kurtaracak iletişimsizlik sorununuza çözüm niteliğinde öneriler...

Düşüncelerinizi paylaşma konusunda açık olun.
Size yanlış gelen ya da kafanızı karıştıran konular hakkında partnerinizle konuşmaya açık olmanız çok önemlidir.Kafanızı kurcalayan ya da hoşlanmadığınız tavrını ona açıkça belirtmektense, içinizde saklamayı tercih ederseniz bu yara içinizde büyüyüp kangrene dönüşebilir ve her şey için çok geç kalabilirsiniz.Karşınızda sevdiğiniz insan olduğunu unutmayın.Düşüncelerinizi dile getirmekten çekinmeyin, ama şunu da unutmayın; ne söylediğinizden çok, nasıl söylediğiniz önemlidir.

Sorunlar hakkında konuşmak için yeterince zaman ayırın.
Partnerinizle konuşmak için işe yetişmek üzereyken telefonla aramak, öğle arasındaki kısıtlı zamanda konuşmaya çalışmak ya da günün herhangi bir zamanında e-mail göndermek doğru bir seçim olmaz.Çünkü dar zamanda size minimum dikkatle yaklaşması, sizi rahatsız edecektir ve konuşmanızda yaratmak istediğiniz etkiyi yaratamama olasılığınız çok yüksek olacaktır.
Gerçekten önemli bir meseleyse konuşmak istediğiniz, ikinizin de yeterli zamanı ayırması gerekir.Böylece hem sizin sorunlarınızı önemsediğini görmüş olursunuz, hem de sizi daha dikkatli dinleyeceği için sorunları çözmeniz de kolaylaşır.

Onun yerine düşünmeyin.
Partneriniz dile getirmeden, onun aklından geçenleri tahmin etmenize imkan yok! Onun ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışmaktansa, direkt olarak kendisine sormak sizi çözüme daha çabuk ulaştırır.Sorular sormak, sizi yanlış tahminlerden ya da yanlış izlenimlerden uzaklaştıracaktır.

Bu günü konuşurken, geçmişi karıştırmayın.
Bu, eşler arasındaki en büyük iletişim hatasıdır.Sorunlarınıza çözüm bulmak istiyorsanız, partnerinize gerçekten bir çözüm olduğunu ve sizinde çözüme ulaşmak istediğinizi hissettirin.Geçmişteki hatalarını gündeme getirdiğiniz takdirde, gösterdiği olumlu değişim ve çabaları görmediğinizi düşünebilir ya da asıl konuşmak istediğiniz konudan uzaklaşabilirsiniz.Mükemmeli beklemeyi bırakın! İnsan, hatalarıyla insandır öyle değil mi! Üstelik hatalarını anlamışsa, daha da değerlidir.

Hatalarınızın sorumluluğunu alın.
Eğer bir yanlış yaptıysanız sorumluluk alın ve hatalarınızdan dolayı başkalarını suçlamaktan vazgeçin.Verdiğiniz bir sözü tutmadığınızda, bile bile kendinize zarar vermenizi istemeyen insanlara karşı ya da kendinizi savunmak istediğinizde bahaneler yaratmaya çalışmayın.Sadece karşınızdaki insana karşı değil, kendinize karşı da dürüst olduğunuzda daha iyi hissedeceksiniz.Eylemlerinizin sorumluluğunu üstlendiğiniz de eşiniz size daha fazla güvenecektir.



Öfkeyi kendinizden uzaklaştırın.
Sinirlenmeye başladığınızı hissettiğinizde kısa bir mola verin, yürüyüşe çıkın, müzik dinleyin ya da sizi kısa sürede rahatlatacak başka bir şeyler yapın.Sinirlerinizi yatıştıracak bir şeyler yapmak, istemediğiniz halde ve sonradan pişmanlık duyacağınız şekilde eşinizi kırmanızı engeller.




Topluluk içinde tartışmayın.
Başkalarının yanında ilişkinize ait sorunlar hakkında tartışmanız, eşinizi otomatikman savunmaya teşvik eder.Bu durumda, konuşmada odaklanılan konu, önemli özel meseleler yerine ilişkinin karşılıkları zorlukları olur.Başkalarının yanında eşinizle samimi ve dürüst bir konuşma yapabileceğinize inanıyor musunuz?
İyisi mi meselelerinizi evinizde baş başa olduğunuzda konuşun.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Aşkın da, Meşkin de Bir Günü Var

İngiltere'de satılan "The Sun" gazetesinin yaptığı bir araştırmaya göre, zam istemenin, diyete başlamanın, sigarayı bırakmanın, aşık olmanın ve daha bir çok önemli kararlar almanın uygun günleri varmış.Zamanını, gününü doğru ayarladığınızda daha başarılı olabiliyorsunuz.
İşte haftanın günlerinin kararlarınıza ve hayatınıza etkisi...




PAZARTESİ
Stresten uzak durun!
Pazartesi günleri kalp krizinden ölme oranı, diğer günlere oranla %20 daha yüksek! Uzmanlara göre, pazartesi günleri stresten uzak durmak şart...
Ayrıca Yahoo.com'un yaptığı bir araştırmaya göre de pazartesi günleri başlayan diyetler, salı günü sona eriyor.Bunda biraz kadınların diyete genel bakışları da etkili tabii ki... :))







SALI
Yapacaklar listesi hazırlayın.
Araştırmalara göre, salı günü insanların en üretken günü.Bütün projelerinizi salı gününe erteliyorsunuz o zaman... :)


ÇARŞAMBA
Aşık olun!
ABD'de 8 bin bekar kişi üzerinde yapılan araştırmada, çarşamba günlerinin yeni tanışılan biri ile buluşmak için en ideal gün olduğu belirlendi.Buluşma iyi geçerse, iki gün sonra, yani cuma günü çiftler tekrar bir araya geliyor ve çoğu zaman uzun bir ilişkinin temelleri atılıyor.Benden tavsiye, buluşma gününüzü çarşambaya erteleyin. :)





PERŞEMBE
Seks için en ideal gün!
Araştırmalara göre, seks hormonlarının vücutta en yüksek seviyelerde olduğu gün perşembe...Özellikle perşembe sabahları kadın ve erkeğin seks hormonları, diğer günlere oranla 5 kat daha fazla çalışıyor.

CUMA
Sigarayı bırakın!
ABD'de yapılan araştırmalara göre, hafta sonu tatilinin getirdiği enerjiyle, sigara tiryakileri bu alışkanlıklarından daha kolay kurtuluyor.Bunun için en ideal gün cuma!

CUMARTESİ
Doğum yapın!
İngiltere'de yapılan araştırmalarda, cumartesi günleri doğan çocukların ileride daha başarılı oldukları belirlendi.Siz siz olun doğum yaklaştıysa cumartesi gününe kadar içinizdeki yavrunuzdan ayrılmayın.Tutun kendinizi... :))

PAZAR
Yemeğe çıkın!
Pazar günleri evde yemek yapmanın stres seviyesini aşırı derece yükselttiği belirtildi.Zaten çalışan kadınlar hafta boyunca süren yorgunluklarını, ev hanımları ise hafta boyunca eve tıkılıp kalmanın sıkıntısını eşleriyle pazar günü giderebilecekler.Bu yüzden en iyisi pazar günleri dışarıda yemek yemek... :)

30 Nisan 2012 Pazartesi

İnsan Hayatta Kaç Kere Sever ???

Bir internet sitesinde rastladığım habere göre, ilişkiler üzerine yapılan araştırmalara bir yenisi daha eklenmiş.Araştırma konusu gayet ilginç...İngiltere'de yapılan bu araştırmada, hayatımız boyunca kaç kez aşık olduğumuz ortaya çıkarılmış.

İnsanlar hayatta kaç kere sever????


Opera North'un 2 bin kişi üzerinde yaptığı araştırmaya göre, insanlar hayatları boyunca 4 kez aşık oluyorlar.
Ve bir de aşk karnesi çıkarılmış. :)
İşte sonuçlar;

İlk aşkıyla evlenenler: Yüzde 33

İnsanın aşkı yakaladığı yaş: 27

Her 10 kişiden 4'ü ilk aşkıyla evleniyor.

Her 20 kişiden biri, beraber olması imkansız kişilerle özellikle de iş arkadaşlarıyla kaçamak yaşadığını itiraf ediyor.

10 kişiden 8'i gerçek aşka 20'li yaşlarda,
10 kişiden 4'ü 30'lu yaşlarda,
10 kişiden 3'ü ise 40'lı yaşlarda ulaştığını söylüyor.

Netice itibariyle her yaşta aşkı yakalamak mümkün oluyormuş.Ama bir kere yakaladınız mı, bırakmayın derim ben...
Öyleyse aşkla kalın... :))

26 Nisan 2012 Perşembe

Dünya Evine Hoş Geldiniz :)



Bu yaz çok yakın arkadaşlarımdan 2'side evlendiği için, son 1 aydır kıyafet, ayakkabı arayışlarında ve "saçımı nasıl yaptırsam?", "makyajımı hangi renk yapsam?" vs vs derdine düşmüş bulunuyorum.

Hadi kıyafeti buldum bu sefer ona uygun ayakkabı bulmak gerekiyor; ayakkabı buldun saçları açık mı bıraksam, toplatsam mı derdi falan filan derken kadınların işi gerçekten çok zor...

Bir yandan da her yörenin her şehrin kendine has farklı farklı düğün adetleri olduğunu düşünürsek, düğün dönemleri benim için oldukça renkli geçeceğe benziyor. :)

Ben de sizler için değişik ülkelerin türlü türlü, ilginç düğün adetlerini araştırdım.Bakalım millet nasıl giriyor dünya evine???? :))






İlk olarak kısaca Türk kültürünün düğün adetlerinden bahsedelim biraz.
Düğünden önceki gece "kına gecesi" düzenlenir.Gelin ve damat tarafının bütün kadınları toplanıp acıklı türküler eşliğinde gelini ağlatmaya çalışırlar ve ardından kop kop parçalar eşliğinde de bütün kurtlarını dökerler.Düğün günü gelip çattığında ise gelin de damat da hazırlıklarını bitirdikten sonra, damat ve yakınları toplanıp kız evine gelini almaya giderler.Gelin evden çıkarken babası, erkek kardeşi ya da amcası "gayret kuşağı" denen kırmızı bir kurdeleyi gelinin beline bağlar.Gelin evden ayrılırken geride kalan bekar arkadaşları da evlenebilsin diye bir takım şeyler yapar.Örneğin, henüz bitmemiş bir çorabı sökerek evden çıkar ki, diğer kızlarda çorap söküğü gibi evlenebilsinler. :))) Gelin evden çıkarken arkasından ayna tutularak aydınlık bir hayatının olması isteği ifade edilir.Gelin ve damadın başından bozuk para, kuru yemiş, pirinç, şeker gibi şeyler atılarak bolluk-bereket getirmesi dileği ifade edilir.
Veee evlenilir, bir yastıkta kocanır. :)))

Peki ya diğer ülkeler de düğünler nasıl yapılıyor?Çin'de düğüne yansıyan inanışlar neler?Hindistan'da gelin nasıl bir elbise giyiyor?Afrika'da düğün daveti nasıl yapılıyor? Ve daha bir çok ilginç ayrıntı...



ÇİN : Düğünden önce damat evlilik yatağını hazırlar ve üzerine portakal, fıstık ve çeşitli meyveler koyar.Ailenin küçük çocukları yatağın üzerine oturtulur ve meyvelerle oynamalarına izin verilir.Yatağın üzerinde ne kadar çok çocuk olursa o kadar çok doğurganlığı sembolize eder.Neden en kalabalık ülkenin Çin olduğu da anlaşılmış oldu sanırım... :) Ayrıca gelinler düğünde kırmızı ayakkabı giyerler ve kırmızı duvak örtünürler.

HİNDİSTAN : Damat gelinin kıyafetinden sorumludur.Gelin, bildiğimiz beyaz gelinlik yerine, "sari" denen özel bir elbise giyer.Törene gelirken gelinin üzerinde günlük kıyafetleri vardır, daha sonra kocasının kendisine sunduğu kıyafeti giyer.Ama düğüne de öyle paçoz gibi gidilir bee!!!

İSRAİL : Musevilere göre düğünlerde içi cam parçalarıyla dolu bir beze basmak, Kudüs'teki kutsal tapınağın yok oluşunu sembolize ettiğinden, yerleşmiş bir gelenek halini almıştır.Törende cam kırmak da hayattaki mutluluğu ve üzüntüyü sembolize ediyor.


İSKOÇYA : Gelin, düğünden bir gece önce aile büyüklerinin ortasına oturur ve onlara ayaklarını yıkatır.Bu gelenek çiftin mutluluk yolunda yürümelerini sembolize eder.Düğünde ise gelin iki ayakkabısına da bozuk para koyar.

AFRİKA : Bazı bölgelerde damat adayı, kızı istedikten sonra kızın ailesi kabul ederse, gelin adayına para ve fıstık verir.Gelin fıstığı damatla bölüşür, çiftin birleşmesine yardımcı olan aracıya da bir parça verilir.Bu komşulara ve akrabalara düğün daveti anlamına gelir.Böylece davetiye masrafından da kurtulmuş oluyorlar demek ki... :)))

FİNLANDİYA : Gelinler düğünde el yapımı altından bir taç takarlar.Törenden sonra bekar genç kızlar gelinin etrafında toplanır.Gelin, genç kızlar arasından birini seçerek altın tacını ona verir.Seçilen kızın ondan sonra evleneceği düşünülür.




BOSNA-HERSEK : Damadın ailesi kızı istemeye geldiklerinde, iki aile evlilik üzerine tartışırlar.Eğer kızın ailesi damadı onaylarsa, ikram edilen kahveler şekerli hazırlanır; ancak kahveler sade ise damat adayı reddedilmiş demektir.

BULGARİSTAN : Erkek, sevdiği kızı ailesinden istemek için kızın evine en yakın arkadaşıyla gider.Yeşil çiçeklerden oluşan bir buket götürür.Bu çiçekler sağlık, mutluluk ve zenginliği sembolize eder.Kızın ailesi damat adayını beğenir ve onaylarlarsa, kıza dönüp 3 kez evliliğe hazır olup olmadığı sorulur.Düğünde gelin, içinde bozuk para, çiğ yumurta ve buğdayın olduğu bir tabağı başının üzerinden geriye doğru atar ve arkasına bakmaz.Tabak ne kadar küçük parçalara ayrılırsa o kadar iyi olduğuna inanırlar.Ayrıca Bulgaristan'da bir inanışa göre, henüz evlenmemiş iki gelin adayının yolda karşılaşması uğursuzluk kabul edilir.Çünkü birbirlerinin mutluluğunu çalacakları düşünülür.

PAKİSTAN : Bazı bölgelerde damat adayı, kızın aile büyükleri tarafından sınavdan geçirilir.Bu sınav, aile büyüklerinin damat adayına akla gelebilecek tüm hakaret ve küfürleri etmeleri, damat adayının ise tüm bunlara katlanabilecek kadar soğukkanlı olmasına dayanmaktadır.Sınavdan başarıya geçen genç, evlilik iznini almış olur.Bu durumda kızın aile büyüklerinden biri olmak isterdim açıkçası... :)))

İşte dünyada birbirini seven çiftlerimiz böyle değişik adetlerle dünya evine giriyor.Bende şimdiden kardeşten öte sevdiğim canım arkadaşım Mine'ye ve bitanecik sınıf arkadaşım Müge'ye, sevgi dolu, mutlu, huzurlu, saygılı, sağlıklı ve eşleriyle aşk dolu seneler geçirmelerini diliyorum... :)

21 Nisan 2012 Cumartesi

Ayrılığın Göbeğine Getiren Sebepler

Çoğumuz çok mutluyken ilişkisinin nasıl olup da kötüleştiğine ve bittiğine anlam veremez.İlişki tükenmeye başladığında, onu toparlayabilmek çok kolay olamıyor maalesef...Çiftler farkına bile varmadan bir anda kendilerini ayrılığın göbeğinde buluveriyorlar.

Yapılan bir ankette, çiftlerin ayrılıklarında en çok rol oynayan sebepler ortaya çıkarılmış.Bende sizler için araştırdım ve işte sıklıkla rastlanan sebepler...


AYRILIYORUZ ????

  • Aşk bitti. (% 39.7)
  • Aldattı. (% 36.6)
  • Yalan söyledi ve ona asla bir daha güvenemedim. (% 29.3)
  • Sürekli kavga ediyoruz ve artık beraber olamayacağımızı fark ettik. (% 29.1)
  • Romantik şeyler yapmaktan vazgeçti. (% 21.8)
  • Bekar olmayı ve gece dışarı çıkmayı özledim. (% 21.4)
  • Kariyeri konusunda hırslı değildi. (% 20.6)
  • Ailem ve arkadaşlarımla uyum sağlayamadı. (% 18.9)
  • Cinsel ilişkimiz kötüydü. (% 15.7)




Ayrılığın nedenleri konulu araştırma sonucu ortaya çıkan başka bir nokta da, kadınların onlara evlenme teklifi etmekte geciken erkekleri de terk ettiği yönünde...Beklemek, hele ki süre gitgide uzuyorsa, biz kadınlara göre bir şey değil sanırım. :)
Bunun dışında; erkeklerin aşırı porno izleme eğilimi, annelerinin kuzuları olmaları ve sevgililerinin en yakın arkadaşları ile fazla samimi olmaları da ayrılık sebebi olarak olarak belirtilmekte...
Dikkat edin beyler, sevdiğiniz kadına karşı bir adım atarken bir kez daha düşünün derim. ;)
Peki sizin ilişkinizde bu durumlar mevcut mu????

19 Nisan 2012 Perşembe

İlişkilerde Kadınların Ofsaytları

Aramızda kalsın ama düşündüm de hep erkeklere yüklenmek de bir yere kadar... :) Biraz da bizim ilişkilerdeki hatalarımıza göz gezdirelim dedim ve biraz gözlemledim.Sanırım bizde sütten çıkmış ak kaşıklar değiliz.
Bakalım kadınların ilişkilerde sıklıkla düştükleri hatalar nelermiş?İlişkilerde kadınların hangi davranışları başarısız olmalarına neden oluyor? 
İşte yanıtı...

Konuşmaya zorlamak,
Rica yerine emretmek,
Hesabı sürekli ona ödetmek,
Gereksiz yere ağlamak,
Arkadaşlarınıza sevgilinizi kötülemek,
Üstüne fazla düşmek,
Geleceği planlamak,
Onun sadece size ait olduğunu düşünmek,
"Biz" kelimesini çok erken kullanmak,
Hayatınızla ilgili detayları açıklamak,
Komutan rolüne bürünmek,
Her şeyi bir trajediye çevirmek,
İlişkiye cinsellikle yön vermek,
Hemen hayatının içine almak,
Sürekli borç vermek ve hediyeler almak,
Hemen planlar yapmak,
İhtiyacınız olduğunda destek almamak,
Onun kurtarıcısı olmayı istemek,
İlişkinin her daim sizi mutlu etmesini beklemek...




Gibi gibi gibi ve daha örnekler çoğaltılabilir.Ama söylemeden geçemeyeceğim, kadınların yaptığı çoğu hataya sebebiyet de maalesef ki erkekler oluyor.Örnek vermek gerekirse, bir insanı hayatınızın erkeği olarak gördüğünüz için hayatınızın tam merkezi haline getirirsiniz.Ama öyle odunluklar yapar ki, siz gelecek planları yaptığınız için, onunla vakit geçirmek istediğiniz için, "sen ve ben" diye ayırmayıp "biz" dediğiniz için suçlu olursunuz.
Aman dikkat bayanlar! Mutlu ve başarılı bir beraberlik için ilk kural, kendinizi hemen kaptırmayın.Değer gördüğünüz kadar, değer vermeyi bilin.
Aşkla kalın...

İlişkiden Soğutan Mini Mini Şeyler

Kocaman umutlarla başladığımız ilişkide partnerimizin bazı hareketleri ve özellikleri, zamanla kalbimizde ve beynimizde ilişkinin sona ermesine yol açar.İlişkiden ilişkiye değişir elbette...
İşte yaşanan ilişkilerden yola çıkarak açıklıyorum; partnerimizin hangi hareketleri bizi ilişkiden soğutuyor?

Pis kokmak...
Erkeğin pis kokması, kadınlar için müthiş derecede itici bir unsurdur.Siz bakmayın, erkeğin teridir onu çekici kılan demelerine...Sadece bilimsel bir gerçeği çarpıtmalarından kaynaklanıyor bu görüş.Buram buram parfüm kokan değil, sadece temiz kokan erkeklerdir kadınların istediği...


"Benim eve gidelim mi?"
Daha ilişkinin çok başlarındayken sadece kahve içmek için anlaştığınız halde, kendinizi partnerinizin evinde bulduysanız alın size soğutucu bir neden! Her buluşmada sürekli "Benim eve gidelim mi?" diyen aceleci bir erkek tipiyle karşı karşıyasınız demektir.Sevgili aceleci erkekler, hiç çekilmiyorsunuz, bilesiniz. ;)


Sarhoşluk etkisi...
Sıcak bir bar ortamında beş shot tekila içtikten sonra, aradığı kadının siz olduğunu söylüyorsa...İlk görüşte aşk bu olmasa gerek, değil mi?Ayılınca gel! 


Abartılı romantizm...
Olur olmaz yerde çiçek almak, herkesin içinde size romantizm gösterilerinde bulunmak, sürekli hediyelere boğulmak..."Bunun neresi kötü" diyebilirsiniz.Ama aşırı ilgiden hoşlanmayan biriyseniz, vıcık vıcık sevgi ve ilgi gösterilerinden bunalabilirsiniz.Erkeklere sesleniyorum, her şeyin bir dozu vardır, arada sırada aldığınız hediyeler, çiçekler bizi mutlu etmeye yetebilir.Ya hep ya hiç yapmayınız... :)

İlgisizlik...
Bu, pek çok kadının, ilişkisinde ve özellikle de evliliğinde şikayetçi olduğu konulardan biri.Sevdiği kadına kendini kabul ettirene kadar olmadık taklalar atan erkeğin, nasılsa kaybetme korkusu yok hissiyle eşini umursamaması, kadın için ilişkiden soğutan başlıca sebeplerden!


Yalan...
Sadece kadın-erkek ilişkisinde değil, arkadaşlık, ebeveyn-çocuk ilişkisinde de sorun çıkmasına yol açan bir tutumdur yalan söylemek...Pek çok evliliğinde yalan yüzünden bittiği bir gerçek.Ne de olsa aldatma da bir yalan.Birlikte olduğu erkeğin yalanını yakalayan bir kadın için ilişkide soğuma aşaması başlamış demektir.

Tutarsızlık...
Sözleriyle yaptıkları birbirini tutan erkekleri sever kadınlar.Pek çok konu hakkında ahkam kesip, iş eyleme gelince bambaşka biri olan erkek tipi kadınları ilişkiden soğutur.Söz konusu kendisi olunca özgürlükçü bir hayattan bahseden ve bunu savunan bir erkek, partnerine özgürlük hakkı tanımaya çalışırken maçoluk kılıçlarını kuşanır ve bundan daha çekilmezi olamaz beyler... 

Kıskançlık-Anlayışsızlık...
Hanımlar beyler, kıskançlık masum bir duygu değildir ve sevmekten ileri gelmez!Kıskançlık, partnerinin yaşam hakkına saygı göstermemek, onu kendi sınırlarının içinde tutmaya zorlamaktır.Hiç bir kadın bunu rahatlıkla kabul etmez!

Anne ekseninde yaşam...
Annesinin kuzusu olmayı sürdüren erkekle birliktelik, ilişkide o annenin gölgesinin hep var olmasına neden olur.Sürekli annesinden gördüklerini tekrarlayan, birlikte olduğu kadından da annesinin davranışlarını bekleyen (yemeği annesinin usulü pişirmesi, hastalandığında ona annesi gibi bakması...) erkekler, buz gibi soğutur kadını ilişkiden...


18 Nisan 2012 Çarşamba

Müzik Tarzlarına Göre Erkekler

Erkekleri her zaman ele veren bakışları, konuşmaları ya da davranışları değildir.Müzik zevkleri de onları ele vermeye yeter!
Arabesk dinleyen bir erkekle, rock dinleyen bir erkek sizce birbirine ne kadar benzer??? :))
İşte erkek arkadaşınızı / eşinizi tanımanıza yardımcı olacak bir ipucu daha...
Müzik zevki nasıl??






Pop müzik dinleyen erkekler...
Pop müzik dinleyen erkekler genellikle hayatı yaşamayı seven, neşeli erkeklerdir.Hit şarkıları takip ederler, en son çıkan şarkıları iyi bilirler.Bu erkekler marka giyinirler.Yırtık jeanler, kargo pantolonlar, renkli t-shirtler tercih ederler.Delidolu ve çapkındırlar.








Rock müzik dinleyen erkekler...
Kendilerine ait bir dünyaları vardır.Kıyafet seçimlerinde genellikle koyu renkleri tercih ederler ve metal aksesuarlara bayılırlar.Giyim tarzları kadar, ilişki de farklıdır.Kıskançlık etmezler, rahattırlar.




Rap müzik dinleyen erkekler...
Rap dinleyen erkekler, rahat olmayı severler.Sokak ortasında dans etmeleri bile mümkündür.Giyim tarzları genellikle bol pantolon ve t-shirtler, kalın tabanlı spor ayakkabılardan oluşur.İlişkilerde karşı tarafı sıkmayı ve sıkılmayı sevmezler.



Slow müzik dinleyen erkekler...
Sakin ve uyumlu erkeklerdir.Gürültüden hoşlanmazlar ve kavgacı tipler değillerdir.Sakin bir yaşam sürdürürler.Giyim tarzları sade ve rahattır.Sade aksesuarlar kullanırlar, abartıdan uzaktırlar.Romantik olurlar ve sevdiklerini mutlu etmek için sürprizler yaparlar.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Öpüşelim mi ???

Öpüşmek, sevginizi gösterebileceğiniz en güzel yöntemlerden biri.Bir çok tarz var fakat bu kimi öptüğünüze göre değişir.Hissetikleriniz ya da kişinin size hissettirdikleri...
İşte öpüşme hakkında bilmeniz gereken ilginç gerçekler...



Sağlıklıdır...
Öpüşmenin sağlıklı olduğunu biliyor muydunuz?Bu aktivite cildinizi gençleştirir, kan dolaşımına yardımcı olur, diş çürümesini engeller ve çoğu zaman baş ağrısını geçirir.Bir daha ki sefere başınız ağrıdığında, sevgilinizin gelmesini bekleyin. :))



Egzersiz gibidir...
Yanağa kondurulan bir öpücük sadece 2 kasın çalışmasını sağlar.Fransız öpücüğü ise, yüzünüzde 34 kasın çalışmasını sağlar.1 dakika boyunca öpüşmek, 26 kalori yakmanızı sağlar.1 saat boyunca öpüştüğünüz de ise, toplam 1.560 kalori yakmış oluyorsunuz.Bir nevi diyet programı gibi yani... :)

Uyuşturur...
Öpüşürken salgılanan morfinler, tıbbi morfin etkisinden 200 kat daha güçlüdür.

Bakteriler...
Öpüşme sırasında 278 bakterinin aktarıldığını biliyor muydunuz?Yani uzun bir öpüşme ile 10 milyon bakteri transferi yapabilirsiniz.Bu nedenle öpüştüğünüz insanın ağız temizliğine önem vermekte çok haklısınız.

Hastalıklar...
Bazı hastalıklar öpüşme yolu ile bulaşabilir.1997'de bir kadın öpüşme ile HIV kapmıştı.Bana olmaz demeyin.Bu nedenle öpüşmeden önce bir kez daha düşünün.







Yasaktır...
Bazı yerlerde öpüşmek yasaktır.16. yüzyılda Napoli'de halk arasında öpüşenler, idam cezası alıyorlarmış.Hala bazı yerlerde halk arasında öpüşmek yasak.Bunlar arasında; Amerika'da Ceder Rapids ve Hartford Connecticut var.

9 Nisan 2012 Pazartesi

HERKESE BİR DOZ "AŞK"




Bir aşık olun ve görün vücudunuzdaki değişimi...
Günlük hayatta ağzımızdan en az 3-5 kez çıkan ve bizi kimi zaman depresyonlarda sürükleyip kimi zaman da mutluluktan midemizde kelebekler uçuşturan "aşk", aslında sadece bir duygu olmanın ötesindeymiş.
Bizler aşık olunca nasıl ki böyle değişik havalara bürünür, sevgi kelebeği kıvamında etrafa gülücükler saçarken sevgi patlamaları yaşıyorsak; vücudumuzda da bir çok değişiklik meydana geliyormuş.
İşte aşık olduğunuzda biyolojik yapınızda oluşan sevgi patlamaları... :)




Aşk zekayı arttırıyor.Aşık olmak vücut ve zihin üzerinde sakinleştirici bir etkiye sahip.Sinir sistemini onarmaya yardımcı oluyor ve yeni beyin hücrelerinin yetişmesini tetikleyerek hafızayı geliştiriyor.
Tabii ki uyumsuz ve sizi anlamayan bir partneriniz varsa bütün sinir sisteminiz alt üstte olabilir. :)



Bağışıklık, endokrin ve kardiyovasküler sistemlerine faydalıdır.Faydaları bir kenara, aşkı yaşamıyorsak, bedel ödemek durumunda da kalabiliriz.Şöyle ki, araştırmalara göre aşk, bağışıklık, endokrin ve kardiyovasküler sistemlerini zararlı etkileyen negatif duyguları nötralize ediyor.




Aşk, kalbinize iyi geliyor.Beyin hoşlandığınız birinden bahsederken ateşleniyor ve kalbinizi normalin 3 katı hızlı attıracak dürtüleri yolluyor.
Kuzey Carolina Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre, sarılma ve konuşmanın dahil olduğu yakın fiziksel temaslarda bulunan çiftler, daha yüksek oksitosin (aşk hormonu) seviyelerine sahipler.Ayrıca aşk, kadınların kan basıncını da düşürüyor.


Aşk, kolesterolünüzü düşürür.Bir gazetede yer alan habere göre, sevgiyi ifade etmek kolesterolünüzü düşürüyor.Yakın arkadaşlara, sevilen akrabalara yada partnerinizle ilgili hislerinizi kağıda dökmek belirgin şekilde kolesterolünüzün düşmesine yardımcı oluyor.
Aşk, gençlik iksiridir. :)
Aşıkken vücut tarafından salgılanan endorfin, cilde kan akışını yükseltir ki bu da yumuşak, pürüzsüz kılan ve kırışıkları önleyen bir şeydir.



İşte tüm bu sebeplerden dolayı ben de reçetenizi yazıyorum; herkese benden günlük bir doz aşk... :)))

5 Nisan 2012 Perşembe

Bitse de Gitsek

Takipçilerimden uzak kaldığım son 1 hafta boyunca sınavlarla boğuşurken, bu gün sınavlarımın büyük bir kısmının bitmesiyle huzura kavuştum sonunda...
Toparlanan notlar, bir gece önceden gözlerimiz kapanıp kafamız çalışma masasının üstüne düşene kadar ders çalışmalar, "acaba hoca şunu mu sorar bunu mu?" şeklindeki tartışmalarımız, demliklerce içilen çaylar ve en yorucusu da gecenin bir yarısı yatıp sabahın köründe şişmiş gözlerle okulu ve sınıfı bulma çabalarımız...Heee tabii ki bir de çalışıyormuş gibi görünmelerimiz ve bize en uygun tanım "çalışmaya çalışanlarımız" da var. :))
Veee nihayet sınavların çoğunluğunu atlatmanın ve ertesi gün erken kalkma derdinin olmadığı bir gece yarısında siz takipçilerime kavuştummm.
İşte size gözlerinin içi "sınavlar bitti" diye ışıldayan canlarım, en cici sınıf arkadaşlarımdan bir mutluluk tablosu... :))



Veee son sınavımızı beklerken evimin insanlarıyla çayır çimen sefası... :))


Pazartesi günü Almanca sınavımızı da sağ salim atlatmak dileğiyle... :)

28 Mart 2012 Çarşamba

Erkekleri neden seviyoruz ?

Şımarmaları korkusunu içimizde taşısak da dürüst davranıp erkeklerin sevdiğimiz taraflarını açıklıyorum.
Kızdığımız bir çok yönleri olsa da şimdi biraz takdir zamanı... :)
Erkeklerde en çok neleri ve neden seviyoruz?

      • Bir erkeğin "İhtiyacın olduğunda buradayım." der gibi elini eşinin beline dolamasını seviyoruz.
      • Kadın ağlarken erkeğin onun göz yaşlarını silmesini ya da okşayarak saçlarını yüzünden çekmesini, kulaklarının arkasına atmasını seviyoruz.
      • Eşi tam da bir şeye üzülüp ağlamışken erkeğin onu teselli etmek için espri yeteneğini harekete geçirmesini ve üzülen eşinin yüzüne bir tebessüm kondurmasını seviyoruz.
      • İşten eve döndüğünde tıpkı eşi gibi uzun saatlerini dışarıda çalışarak geçirmiş olmasına rağmen erkeğin ev işlerini paylaşmaktan çekinmemesini seviyoruz.
  • Sokakta yürürken, araba kullanırken, asansöre binerken nazikçe yol veren erkekleri seviyoruz.
  • Bir kadını sevdiğinde onun için dünyanın öbür ucuna gitmeyi göze alabilen erkekleri seviyoruz.
  • Bir el mesafesi yakınındayken değil, daha uzaktayken de sevgisini ifade edebilen erkekleri seviyoruz.
  • Gerek ev dışındaki hayatta gerekse de evde yaşanan olumsuzluklardan sonra birlikte girilen yatakta erkeğin eşine sarılarak uyumasını seviyoruz.
  • Erkeğin çocuklarıyla ilgilenmesini, onların gözlerinin içine bakıp kaybolmasını seviyoruz.
  • Erkeğin kaslı vücudunu ve gücünü kadınlara nezaketen ağır kaldırmada ve  yardım etmede kullanmasını seviyoruz.

  • Erkeğin bir kadını mutlu edecek ve etmeyecek şeyleri bilmesini ve bunları hayatında uygulamasını seviyoruz.
  • Erkeğin zeki olanını, incelikle işlenmiş espriler yaparak çevresindekileri kendine hayran bırakanını seviyoruz.
  • Erkeğin temiz ve bakımlı görünmesini, temiz vücuduna sıkılmış parfümüyle etrafa pozitif etki bırakmasını seviyoruz.(Terin üzerinde sıkılmış parfümün iğrenç koktuğunun altını çizmek gerek.:) )
  • Erkeğin, eşine, onun gibi bir kadınla birlikte olduğu için ne kadar şanslı hissettiğini söylemesini seviyoruz.
  • Erkeğin yemek yapabilenini, üstelik sevdiği kadın için parmaklarını yedirtecek ölçüde lezzetli yemekler hazırlayanını seviyoruz.
  • Hayata dair söyleyecek sözü olan ve olaylara kendi bakış açısından akıllıca yorumlar getirebilen ama entelektüelliğini eşini domine etme aracı olarak kullanmayan olgun erkekleri seviyoruz.
  • Erkeğin, eşiyle geçireceği zamanı başkalarıyla geçireceği zamandan daha değerli görmesini, başkalarını eşine tercih etmemesini seviyoruz.
  • Erkeğin, sadece sağlıkta değil, hastalıkta da eşinin yanında durup destek olanını seviyoruz.
  • Erkeğin, eşinin en iyi sırdaşı ve dostu olabilenini seviyoruz.

Bu tespitler biraz da erkeklerin sahip olmasını istediğimiz özellikler sanırım. :) 
Sahip olmayanlara duyurulur!!!

Bunlar benim kendi deneyim ve gözlemlerim sonucu ortaya çıkan tespitler tabii ki...
Sizin tespitlerinizi de dört gözle bekliyoruummmm... :)

27 Mart 2012 Salı

Özgüveninizi Sarsan 5 Neden

Özgüveninizi nelerin sarstığını hiç düşündünüz mü?
Çok sevdiği erkek arkadaşından ayrılınca hangi kadın soluğu kız arkadaşlarının yanında almaz ki??
Evliyseniz de eşle yapılan kötü bir tartışmanın acı tadı kız arkadaşlarla içilen kahvede erir gider, öyle değil mi?




"Essence" dergisi editörleri, en yakınınız olarak gördüğünüz arkadaşınıza bazen de güvenmemeniz gerektiğini hatırlatarak, onun güveninizi sarsabileceği durumları irdeledi.
Bakalım nasıl hatalara düşüyoruz ya da düşürülüyoruz? :)





Dedikoduya meyilli:
"Biliyorum bana kimseye söyleme dedin ama ona söylemek zorunda kaldım, çünkü..." Bu cümle size de tanıdık geldi mi? Sizin bir sırrınızı sebep her ne olursa olsun sizin arkadaşınız olmayan biriyle paylaşan bir kız arkadaşa sakın güvenmeyin.Özel hayatınız arkadaşınız ve onun arkadaşları arasında dedikodu konusu oluyorsa bu durumda ters giden bir şeyler var demektir.

Erkek arkadaşınızla yakınlığı abarttı:
Bu kadınlar arasında yazılı olmayan bir anlaşma gibidir.Erkek arkadaşınız her ne olursa olsun kız arkadaşınızın hedef kitlesi içine giremez.Arkadaşınız sevdiğiniz insanla yakınlık limitini aşıyorsa, dostluğunuz için tehlike çanları çalıyor demektir.

Mutluluğunuzu paylaşmıyor:
Dostlar sadece kötü gün için yanınızda olmamalı.En keyifli gecenizde sizinle eğlenebilmeli, başarılarınızı sizinle kutlayabilmelidir.Sizin mutlu olduğunuz anlarda enerjisi sürekli düşükse ve sizi de bu sıkıntının içine sürüklüyorsa, onun dostluğunu sorgulama zamanı gelmiştir.



Sözleriyle kalbinizi kırıyor:
İyi dostlar konuşurken birbirlerine, içinde sevginin çeşitli anlamlarının geçtiği kelimelerle hitap ederler.Arkadaşınız sizinle konuşurken sık sık kaba kelimeler kullanıyorsa, bilinç altını su yüzüne çıkarıyor demektir.Ya da sizinle konuşurken açık sözlülükle patavatsızlığı birbirine karıştırıyorsa, en iyisi uzak durmak ve anlatmamak!


Eşinizle ya da erkek arkadaşınızla yaşadıklarınız ne kadar üzücü ya da ne kadar mutluluk verici de olsa, çevrenizdeki insanlarla paylaşımlarınız söz konusu olduğunda seçici olmalısınız.Anlatacaklarınızın sınırını çizmekte yine sizin elinizde tabii ki...
Sevgiyle ve sevdiklerinizle kalın... :)

23 Mart 2012 Cuma

Seviyor Sevmiyor Seviyor Sevmiyor...

Erkeklerin gerçekten ne hissettiklerini kestirmek bazen gerçekten çok zor olabiliyor.Onlar kadınlar gibi duyguları hakkında konuşmaktan pek hoşlanmadıklarından, sinyalleri takip etmek gerekebiliyor.
Tam flört ediyor gibi görünürken, diğer bir dakika ilgisiz kaldığını görmek sizi umutsuzluğa sürüklüyor olabilir.

"Beni seviyor mu?"






Her ne kadar saklamaya çalışsalar bile verdikleri bazı sinyaller duygularını eleveriyor.
Sinyalleri takip edip size karşı neler hissettiğini anlayabilirsiniz.Ve bu sayede belki de size duygularını açıklaması için onu cesaretlendirebilirsiniz.








İşte sizlere sizi sevdiğini anlamanıza yardımcı olacak bir kaç sinyal... ;)

  • Tuttuğu takımın maçlarını izlemek bir erkek için büyük önem taşır.Sizinle yaptığı bir programa katılmak için maç seyretmekten vazgeçiyorsa.
  • Erkek erkeğe buluştukları bir gecede sizin yanınızda olmayı tercih ediyor ve katılmak zorunda kaldıysa sürekli sizi arıyor ya da mesaj atıyorsa.

  • Giyimine ve görüntüsüne çok önem veriyorsa.
  • Randevularınız için heyecanlandığını dile getiriyor ve farklı planlar yapmaya çalışıyorsa.
  • Siz ziyaret edeceksiniz diye evinde temizlik yapıyorsa.
  • Sizin sevdiğinizi bildiği bir yemeği sizin için pişiriyorsa.
  • Çocukluğunuzla ilgili daha önce anlattığınız bir anıyı tamamen hatırlıyorsa.
  • "Biraz kilo mu aldım?" dediğiniz de hayran hayran sizi seyrediyorsa.
  • Bir şeyle uğraşırken birden sizi seyrettiğini fark ediyorsanız.
  • Kapıdan çıkıp havanın soğuk olduğunu fark ettiğiniz de yanına sizin için aldığı bir atkı ile karşılaşırsanız.



  • Hiç beklemediğiniz bir anda sizi özlediğini söyleyerek çatkapı geliveriyorsa.
  • Sizinle beraber bir çocuğu olsa, nasıl bir tipi olurdu diye hayaller kuruyorsa.
  • Uzun zamandır almayı planladığınız bir şeyi görmüş, hatırlamış ve sizin için almışsa.
Sizi sevdiği sinyallerini çoktan veriyor demektir.Benim tavsiyem ise bir erkekten bu maddelerin hepsini beklemeyin, sakın ha! En fazla 4-5 tanesini yaşıyorsanız seviyordur diyelim, hatta sevmek ne kelime... :))


Seviyor sevmiyor, seviyor sevmiyor... sapını da saymayı unutmayın, seviyor çıkıyor. :)

10 Mart 2012 Cumartesi

Buluşma Günü Geldi Çattı

Kaç yaşında olursanız olun, söz konusu yeni tanıştığınız ya da hoşlandığınız bir erkek olduğunda ve ortada bir "buluşma" lafı dolaştığında paniklemeniz çok normal."Acaba beni beğenir mi?", "Ne giysem?", "Saçımı dağınık mı bıraksam, yoksa at kuyruğu mu yapsam?" gibi düşünceler kafanızda dönüp durur.Belki de kendinizi bu kadar kasmanıza hiç gerek yok.Sizi biraz sakinleştirmek, biraz da o buluşmaya hazırlamak için işte birkaç öneri...

Beklenti içine girmeyin.
Şık bir restorana gittiniz ve sanki etraftaki herkes ilk kez buluştuğunuzu fark etmiş gibi hissediyorsunuz.Bunun sebebi, etrafa çok fazla gerginlik sinyali yayıyor olmanız.Halbuki bu yemeğe çok fazla anlam yüklemediğinizde, daha çok eğleneceğiniz garanti.Yemek esnasında bir daha sizi ne zaman arayacağını düşünür veya bu buluşmanın yeni bir ilişkinin başlangıcı olup olmadığını tartmaya başlarsanız gecenin keyfini çıkaramazsınız.Buluşma işkenceden başka bir şey olmaz.
Sizinle yakınlaşmak istediğini anladığınızda hemen bozulmayın.
Büyük ihtimalle sizinle yakınlaşma hayalleri kuran bu erkeğin ilgisini canlı tutmak ya da aranızda bir çekim olup olmadığını anlamak için onunla hemen samimiyeti ilerletmeyin.Sadece bir öpüşmeyle de aranızdaki kimyayı anlayabilirsiniz.Böyle bir sinyal almadığınızda ise sizden hoşlanmadığını düşünmeyin.İşleri ağırdan almak istiyor ya da sadece biraz çekingen yapıda olabilir.Eninde sonunda yakınlaşacaksınız, ama ondan gerçekten hoşlanıp hoşlanmadığınızı anlamak için bir kez daha buluşmalısınız.

Nasıl görüneceğinizi kafanıza çok takmayın.
Tabi ki hoşlandığınız erkeğin karşısına en şık ve güzel halinizle çıkmak konusunda istekli olacaksınız.Ama bunun için günler öncesinden ne giyeceğiniz ya da saçınıza ne şekil vereceğiniz gibi konuları düşünmeye başlamayın.Unutmayın, erkekler buluşma sonunda vücudunuzu sıkı sıkı saran kotun markasından çok, kalçanızın güzelliğini hatırlıyor olacaklar.Ya da bir gün öncesinden sürdüğünüz bronzlaştırıcı krem, ikinci buluşmada etkisini kaybettiğinde ona başka biri gibi gözükme olasılığınız artacak.
Evlilik konularına girmeyin.
İlişkinin ileri aşamalarında bile konu açıldığında sinebilen erkekler, ilk buluşmada evlilik kavramıyla ilgili konuşulduğunda ürkebiliyor.Bu yüzden, çocuk sahibi olan arkadaşlarınızın veya gittiğiniz düğünlerin çokluğundan bahsederken bile dikkatli olmanızda fayda var.Çünkü erkekler, bu kadar basit bir konuda bile hemen üstlerine alınıp sizden uzaklaşabilirler.

Hesap geldiğinde ne yapmalı??
Karşınızda sizi yemeğe çıkarmayı teklif eden bir erkek olduğunu unutmayın.Teklif ondan geldiği için bu konuda rahat olabilirsiniz.Hesaba ortak olmak konusunda bir teklifte mutlaka bulunun, ama hepsini ödemek gibi bir hamle yapmayın.
Ve asla olduğunuzdan farklı görünmeye çalışmayın.