16 Ocak 2012 Pazartesi

Yurdumdan İnsan Manzaraları :)

Dünyanın neresinde olursanız olun, ulaşım araçlarını illaki kullanıyorsunuzdur.Ama eminim ki birazdan okuyacağınız diyaloglarla sadece Türk insanının yoğunlukta olduğu bölgelerde karşılaşırsınız.Bakalım dolmuşta, takside, otobüste şoförle yolcu arasındaki muhabbetler nasıl gelişiyor.:)

Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer:
- Şoför bey mübarek bi yerde inebilir miyim?
- Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım teyze seni...

Oğlum bu Eminönü'nden geçer mi?
- Yok teyze biz Taksim'e çıkıyoruz.
- Hah tamam oğlum siz gidin ben gelmeyeceğim.

Yolcu:
- Abi Heykel'e çıkıyo mu?
Şoför:
-Yok abi, yanından geçiyo.


Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya seslenir:
- Kızım şurdan bir kişi uzatır mısın?
- Ben kız değilim!
- Amaaaan ne bileyim kız mısın dul musun, uzat işte.

 Genç, eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordu. Sigarasının kalmadığı
aklına gelince önünde durduğu Tekel bayiine girecekken minibüs geldi.
Apar topar bindi.Şoföre parayı uzatıp,
- Bir Monte Carlo' dedi! Adam birkaç saniye yüzüne bakıp:
- Abi bu Bakırköy'e gider' diye cevap verdi! İşte
o an delikanlının ve
şoförün bittiği andı.

- Mükemmel bir yerde inebilir miyim?
Yolcunun kafası karışık sanırım, kendisi de dolmuşdakilerle birlikte
güler söylediğine şoför kadını indirirken:
- Buyrun size layık değil ama!

Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer:
- Müsait bi yerde iner misiniz?
Şoför:
- Niye sen mi kullancan???

Taksim'e doğru gidiyoruz. Adamın biri
Beşiktaş dolaylarında gayet aceleci bir tavırla:
- Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?
Bizim şoför olaya hakim:
- Tabi abi ayıp ettin. Al götür senden kıymetli mi...
Veee benim favorim;
Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi. Tam o anda
kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse
bindi.Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Çocuklardan biri şoföre
parayı uzattı:
- Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?
 
Şimdi de benden bombalar...:) Ev arkadaşlarımla eve çıkmak üzere alışverişe gittiğimiz esnada, 2. el eşya satan dükkanları o kadar çok gezdik ki, defalarca çamaşır makinesi, buzdolabı, koltuk, yastık, yorgan derken kafam karmakarışık olmuştu.Artık yorgunluk hat safhada evimize dönerken bindiğimiz dolmuşta, ben şoföre parayı uzatıp malesef:
-3 buzdolabı alır mısınız? demiştim.:)) Şoförün ifadesini bile göremeden arkadaşlarımın kahkahalarıyla kendime geldim.:)

Çok sevdiğim ve leziz makarnalar yapan arkadaşlarımdan biri de, bir gün dolmuşta evine doğru giderken,  makarna yapacağını düşündüğü sırada ineceği durağa gelmişti.Bir hışımla kalkıp tok bir ses tonuyla:
-MAKARNA! diye bağırmış.:))))))
Yazarken bile gülmekten öldüğüm bu hikaye için, ismini belirtmekte hayati sakınca gördüğüm canım arkadaşıma çoook teşekkür ediyorum.:)))



14 Ocak 2012 Cumartesi

Aşk Kaç Beden Giyer ???

Son zamanlarda moda olan "0 Beden", çiroz gibi kadınların kendilerini bu şekilde daha iyi hissetmeleri ve erkekler tarafından daha çok beğenildiklerini düşündükleri günler mazi oldu.Artık sokaklarda gördüğünüz, podyumlarda gezinen, televizyonda izlerken sizlerin bile "vay beee" dediğiniz o sütun gibi vücutlu kadınların, erkekler tarafından aslında o kadar da tercih edilmedikleri bir araştırma sonucu.Müjdemi isterimmmm.:)))
Kilo konusunda takıntısı olan ve o tabuları yaratanlar, biz kadınlarmışız meğerse...Hem de boşu boşuna.Kim 36 beden olmak istemez ki...Eminim birçok kadın ince vücut hatlarına sahip olduğunda kendini daha çok beğeniyor ve sevileceğini düşünüyor.Oysa bu durum hiçte düşündüğünüz gibi değil sayın hemcinslerim...Bakınız insanlar araştırmış ve ne sonuca ulaşmışlar.



  İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, şişman yada zayıf kadınların bile %79'unun zayıflamak istediğini ortaya çıkarmış.Oysa ki erkek cephesinde işler değişik, kim ister kara kuru birini acaba?! :)Erkeklere göre ilişkiye başlarken kadın hangi kilodaysa, bu kiloyu korumalıymış.Ayrıca kadınların %50'si kız arkadaşlarının dış görünüşlerini kıskanırken, ancak %29'u aynaya baktığında kendini mutlu hissedebiliyormuş.Aslında bu kadar araştırmaya da gerek yok.Erkek arkadaşımla dün sohbet ederken bile biz bu kanıdaydık.:)

Avustralya'da yapılan araştırma sonucu ise, erkeklerin ortalama vücut ölçülerine sahip kadınları Playboy güzellerine yada podyumların taş bebeklerine tercih ettiklerini ortaya koyuyor.40 bedendeki bir kadını, pek çok erkek daha çekici buluyor.20-44 yaş arasındaki kadınların normal vücut ölçülerinde olmaları daha çekici geliyor.Bu ölçünün ne dümdüz bir karına sahip ne de hatları belirgin olmayan bir vücut tipinde olmak değil, daha dolgun ve vücut hatları belirgin hatunlar olmasına dikkat ediyorlar.Biz Türklerin dediği gibi "Balık Etli Hatun" tabiri tam da buna denk geliyor sanırım.:)
O değil de en güzeli siz hem sağlıklı olduğunuz hem de kıyafetlerinizi giydiğinizde aynadaki görüntüden mutlu olduğunuz halinizle kalın.Sizi beğenen böyle beğensin canımmmmm...:)))

13 Ocak 2012 Cuma

Finallerde İlk Raund...

Final sınavlarında ilk haftayı devirmiş bulunuyoruz.Saatlerce çalışıp yaşadığımız gerginliklerden yada hiiiiç çalışmadığımız sadece gevezelik ettiğimiz için yaşadığımız stres dolu dakikalara 3 günlük bir mola...:)


Final sınavlarına verdiğimiz bu arayı, evi kahvehaneye çevirerek değerlendirirken bütün gerginliklerden kurtulup kahkaha dolu bir gece yaşıyorum.Bir tarafta tavla oynanırken bir tarafta da okey masası kurulu ve ben de sizlerle bu anı paylaşmak istedim.
Yaşasın sınavsız günler, yaşasın tatil günler, yaşasın aylaklık...:) Hergün tatil olsun, hergün gezelim, hergün tozalım ve hergün gülelim eğlenelim...:) Belki haftada 1 gün de okula gitmeyi kabul edebilirim.:))
Benimle aynı fikirde olan kim bilir kaç bin milyon öğrenci vardır?! :))) Ya siz? Onlardan biri misiniz? :)))

12 Ocak 2012 Perşembe

O Değil De... :)

Son zamanlarda kurduğum cümlelere sanırım %70 "O değil de..." diye başlıyorum.Evde bir furya halinde devam eden bu cümle hem çok gülmemize hem de gerçekten de hepimizin takıntılı insanlar olarak aynı evde buluştuğumuza bir kanıt oluyor.:) Her an, her durumdan sonra birimizin ağzından çıkması muhtemel bu cümle, evimize misafir gelen arkadaşlarımızında ağzına dolanınca emin olun daha zevkli oluyor.Salgın gibi...:))


En alakasız yerlerde, en saçma zamanlarda yada ertesi gün çooook önemli bir final sınavı olsa da "-Tuzu uzatır mısın? -Tabi canım. -Teşekkürler tatlım.Ya o değil de bana şu tuzu uzatır mısın?....." diye mevzu uzayıp giderken hem karşınızdakini esir almanın hazzı hem de inanılmaz bir eğlence olacağını söyleyebilirim.Benim gibi konuyu uzatmaya bayılanlara özellikle...:)
O değil de ev arkadaşım bir blog açmış günler öncesi, hiçbir yazı yazılmamış sadece başlığını koyup bırakmış ve tek üyesinin kendisi olduğunu farkettik az önce.:)Hemen hakkımda bir yazı yazıp bana rakip olmak istediğini söyleyen ev arkadaşımın şuan 4 üyesi var.2'si kendisi olmak üzere...:)))) Seni çoooooookkkkk seviyorum Ferayemmm:)
Odeğil de evde artık blog kapışması var.Çok ilginç günler bizi bekliyor.
O değil de Hayat Güzel! bloğunu herkese tavsiye ediyorum.:)))
Odeğil de .... Neyseeee :)

10 Ocak 2012 Salı

Ciğerlerim, Boğazım, Ben ve Diğerleri :((((

Son günlerde post hazırlayamadım, yataktan çıkamadım, finallerime çalışamadım, oturamadım, kalkamadım....Kısacası hiçbir şey yapamadım.Çünkü yemedim içmedim, soğuklarda üşüttüm ve bronşit oldum.:( Her kalktığımda yeni bir iklim olayıyla karşılaştığım son aylarda, Edirne'de hala kar yağmamışken, ben yine hasta olmayı başardım.
Hafta sonu tatilimi İstanbul'da ailemin yanında geçirmeye gitmiştim ki, bronşitle tanıştık.Tabii ki ozamanlar kendisinin bronşit olduğundan bir haber sadece uykusuzluk ve öksürme krizleriyle beni çileden çıkaran bir durumdu sadece.Pazar günü Edirne'ye dönmek üzere bindiğim otobüste yine aynı krizlerle baş etmeye çalışırken, eminim bir çok yolcu tarafından nefret edilen bir insan oldum.Ama malesef öksürmemek gibi bir şey elimde değildi.:( Daha da ilginci, ben böyle öksürük krizleri geçirirken, yanıma gelen otobüs muavini "Sırtınızdan terleme var mı?" diye bir soru yöneltince iş daha traji-komik bir hal aldı.Ne alaka gibilerden bir bakış atarken muavine, "Kaptan sizin öksürüğünüzün tüberküloz hastalığından ileri geldiğini düşünüyor." dedi ve hayatımın film şeridi gibi gözlerimin önünden geçtiği o sahneye gelmiştim.Sadece dikiz aynasından beni gören ve motor sesiyle karışık benim öksürük sesimi duyan otobüs şoförü bana teşhisi koymuştu.Hatta utanmasa reçete bile yazıp muavinle gönderebilceği yönünde beklentilerim de oluşmadı değil.:)) Ertesi gün doktora gittiğimde herşey ortaya çıkmıştı ve sanırım artık daha rahatım.

Köhür köhür öksürükle başlayan bu sevimsiz hastalığım, şimdilik tedavi aşamasında daha sevimli bir hal almaya çalışıyor.Ama böyle öksürmeye devam edersem, sanırım hem ev arkadaşlarım etrafa saçtığım mikroplardan dolayı beni karantinaya alacak, hem de birtanecik erkek arkadaşım sendeki mikroplar bana geçsin de kurtul artık derken, hastalık nazımdan niyazımdan bıkmış olacak.:(((
Aslında daha çok ne kadar şanslı olduğumdan bahsetmek istiyorum sizlere.Malum öğrencilik hayatının içinde kendi yağında kavrulan tipler olduğumuz kadar, birbirimizin hastalığında gerek anne gerek kardeş olup hep bir aradayız.Randevu alıp doktora gitmem için teşvik eden bir bal küpüm, her hapşurduğumda en diplerden bile olsa "çok yaşa" diye bağıran ve yanımda durmasıyla bile güç veren bir can dostum, ufacık fıçıcık ama her zaman ama her zaman her koşulda yanımda ve destek olan bir minnak kardeşim var.Veee iyi ki tanımışım kuzucuklarımı...:)


Derken bu bronşite de en kısa zamanda veda etmek dileğiyle...:(

7 Ocak 2012 Cumartesi

Farklıyım...! Farklısın...! Farklı...!

Geçenlerde okuduğum bir gazete haberini sizlerle paylaşmak istedim.Habertürk gazetesinin haberine göre, İngiliz ve İtalyan psikologlar tarafından yapılan araştırma sonucu, gerçekten de erkeklerin Mars'tan, kadınların da Venüs'ten geldiği ortaya çıkmış.:)))


Araştırma diyor ki, kadın ve erkeklerin kişisel özelliklerinin sadece yüzde 10'u birbirlerine benziyormuş.Hatta benzer ve farklı yönlerini de açıklıkla ortaya koyuyorlar.Bakalım gerçekten de öyle mi?

FARKLILIKLAR
  1. Duygusallık 
  2. Sıcaklık
  3. Anlayış
  4. Gerilme
  5. Kendine güven
  6. Hayat doluluk
  7. Dalgınlık
BENZERLİKLER
  1. Dominant olma
  2. Kuralcılık
  3. Uyanıklık
  4. Değişime açıklık
  5. Sosyal cesaret
  6. Yalnız kalma isteği
  7. Mükemmelliyetçilik

Fotoğraflardan ve haberden de anlaşılacağı üzere, her daim farklı düşünen, farklı yaşayan, farklı anlayan, farklı hisseden, farklı beklentileri olan ve tamamen farklı iki gezegen kadın ile erkek...Araştırmalarıma göre Mars ve Venüs, 3 Ekim dolaylarında kavuşacakmış.Ne dersiniz, belki de sizler için sonun bir başlangıcı olur...:)))Düşünsenize eşiniz yada erkek arkadaşınız duygusal bir ortamda, tüm samimiyeti ve sıcaklığıyla, ne isterseniz yapan ve sizi anlayan tavırlarla, saçma gerginlikler yaratmayan, kendine ve en başta da size güvenen, yüzünde hayat dolu gülümsemesiyle, geleceğinize dalıp gitmiş durumda karşınızda duruyor 3 Ekim'de...:)))) Hiç fena olmazdı gerçekten deeeee...;)


6 Ocak 2012 Cuma

"Sevmek Eskidenmiş Güzelim..."

Ne de çok seviyoruz, seviliyoruz değil mi?Başlıyoruz sonu baştan belli sevdalara, kaptırıyoruz kendimizi...Hem de sonunu bile bile...Yaşıyoruz, nefes alıyoruz, yaşadığımızı sandıklarımız ile mutlu oluyoruz.Sonra da bitişler ile yıkılıyoruz, her bitişin bizden götürdükleriyle eksiliyoruz.
Sevgi, dünyanın en büyük mutluluğu değil mi aslında?! Eskiden sevdiğine dokunmanın, görmenin, sohbet etmenin bir değeri varken yoklukta; şimdilerde her şey el altında...Kendi yarattığımız sevgilerle, kendi duygularımızı değersizleştirmenin acı bir tecrübesi belkide...
Hayat, sarılıp başa alınan bir kaset gibi...Belirli olaylar zinciri...Ne yaparsak yapalım yine bildiğimiz sona koşuyoruz.Sonunun ne olacağını bile bile o sonu görmek istiyoruz.Gerçekten acayip varlıklarız.Ne olursa olsun yarını düşünmeden seviyoruz yinede.Yanacağımızı bildiğimiz ateşlerde yürüyoruz da, biz yanarken üstümüze su döksünler beklentisindeyiz.
Her defasında bu "beklentiler" yüzünden değil mi sıkıntımız?! Silin atın bakalım o "beklenti" denen illeti sevgi yumağınızdan...Sizden geriye ne kalacak peki...?
Salmalı bazen ipini bütün sevgilerin...Hani sürekli aynı evdeyken anlamazsınız annenizi babanızı nasıl özlediğinizi de; şehir dışında okumaya, askere yada bir tatile gittiğinizde anlarsınız aslında ne kadar da özlediğinizi...İşte bu tatillere, gitmelere ihtiyaç duyuyor sevgiler...Ama öyle 1-2 gün değil, boylu boyunca dinlendirmeli düşünceleri, bir deniz kenarında sakinleştirmeli duyguları ve bir sahil kasabasında huzura erdirmeli sıkıntıları...
Şimdi derin bir nefes alıp sorun kendinize, bu hissettiğiniz şey ne? Alışkanlık mı, ilgiye açlık mı, esaret mi, bağlılık mı, sevgi mi...?!