6 Temmuz 2015 Pazartesi

GÜMÜŞ PARILTISI: "Canan Moda Silver"

Manchester Üniversitesi!nin, 1995 senesinde yaptığı bir kazı çalışmasına göre, kadınların takı merakı 8 bin yıl öncesine dayanıyormuş. İnanması güç değil tabii ki... Günümüzde de takılar, bir çok kadının vazgeçilmez aksesuarları arasındadır. Özellikle günlük aksesuar olarak kullanılan gümüş takılar, hem kullanım ve kombin açısından hem de şıklığınızı tamamlamak açısından en çok tercih edilenler arasındadır. 
Ben de bugün sizlerle gümüş takı denilince isminden sıkça bahsettirecek bir markadan bahsetmek istiyorum. "Canan Moda Silver"...
Yakın arkadaşım Canan Hanım'ın sizler için özenle seçtiği koleksiyonlarla şıklığınıza şıklık katmaya hazır mısınız?
925 ayar, damgalı ve patentli gümüş takıları sizlere sunan markanın en belirgin özelliği, her bir takının kişiye özel ve sınırlı adetlerde üretiliyor olması... Yani artık pişti olma korkusu yaşamadan takılarınızı size özel olarak, gönül rahatlığı ile takabileceksiniz.




Kolyeden küpeye, bileklik çeşitlerinden hal hal modellerine kadar henüz mağaza vitrinlerinde görmediğiniz modellere ilk elden ulaşabileceksiniz. 







Sizlere özel koleksiyonlarla, özel tasarım ve kombinlerle hizmet veren Canan Hanım, trend araştırmalarını Avrupa modelleri üzerinden yürütmektedir. İnstagram hesabı @canan_moda_silver üzerinden rahatlıkla alabileceğiniz, birbirinden özel tasarım koleksiyonlara 40 TL ile 100 TL arasında değişen fiyatlarla ulaşabilirsiniz.



Koleksiyonlarına her ay yenilerini ekleyen Canan Hanım, gümüş kullanımı konusunda da bizleri bilgilendiriyor. "Aldığınız gümüş takıların ilk gün ki parlaklığını koruması için; deterjan, sabun, parfüm, ter gibi asit ve kimyasal oranı yüksek maddelerle temas etmemesine özen göstermelisiniz." diye uyarıda bulunuyor. 




Ayrıca kullandığımız gümüş takıları çıkardıktan sonra hava ile temas etmeyecek bir şekilde takı kutusunda ya da kesesinde muhafaza etmemiz konusunda bizlere bilgi veriyor.





Sizler de Canan Moda Silver markası ile tanışmak ve size özel koleksiyonlarla şık kombinler yaratmak istiyorsanız;
İnstagram hesabı @canan_moda_silver adresinden DM mesaj yolu ile ulaşabilirsiniz. 
Fiyat ve gümüşe dair bilgi almak için 0505 958 59 12 telefon numarası ile whatssapp'tan mesaj yolu ile de kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Gümüş parıltısıyla dolu günler dilerim. :)

2 Temmuz 2015 Perşembe

Çünkü aşık oldum ben!

Son günlerde dinlemekten büyük keyif aldığım bir şarkı var. "Kocan Kadar Konuş" film müziği olarak da bilinen, Model'in "Pandalar" şarkısı tabii ki... İnanılmaz eğlenceli, aşkı doya doya hissedebileceğiniz ve bir de aşıksanız o yakışıklıya ya da dünyalar güzeline, tadından yenmeyecek bir şarkı. :)
Aşkı yaşıyorsunuz doyasıya, fakat acaba gerçek bir aşk mı yaşadığınız, yoksa gelip geçici bir heves mi?
Yaşadığımız hissin gerçek bir aşk olduğunu söylemek mümkün mü? Bazı ilişkiler için bunu belirlemek zor olsa da, bazı ipuçları bize yardımcı olabilir. Birisi için aşk olan, diğeri için güçlü bir cazibe ya da derin bir hoşlantı olabilir. Yaşayış tarzı ve belirtiler kişiden kişiye değişiyor, söz konusu aşk olduğunda...
Sizlere yardımcı olacağını düşündüğüm küçük detayları paylaşmak istiyorum. Kendi durumunuzu anlamanız için işte detaylar;



Aşık olup olmadığınızı anlamanın başlıca yolu, vücudunuzun verdiği tepkilerdir. Sadece düşünürken bile nasıl reaksiyonlar gösterdiğinizi gözlemleyin. Bazen ufak bir titreme, heyecanla kalp ritminde bir artış, midede kelebeklerin uçuşması ya da kendinizi gülümsemekten alıkoyamıyorsanız, teşhis belli; aşık olmuşsunuz. :)




Endişe de aşkı belirme de önemli bir ölçüttür. Tabii ki bahsettiğim, obsesif olmayan bir endişe... Onu merak etmeniz, obsesif ya da negatif bir endişe barındırmamalı. Aksine onun mutlu ve huzurlu olduğundan emin olma telaşı içinde hissetmeniz, ona karşı yoğun duygular barındırmanızdan kaynaklanmaktadır.

Sevgi dolu hislerle kendinizi bulutların üzerinde hissedebilirsiniz. Bir de kendinizi iyi hissetmek vardır ki, bu da daha güçlü, her işin altından kalkabilecek gibi hissetmenize ve daha olumlu düşünmeye başlamanıza neden olur. Bu da çoğu zaman aşkın gücünden kaynaklanır.

Yaptığınız her şey de biraz sevdiğinizi buluyorsanız, gittiğiniz her yerde onunla ilgili detaylara takılıyorsanız, parfümünü tanıyor ve konuşurken vurgulamalarını, tercih ettiği kelimeleri önemsiyorsanız, onu hayatınıza dahil etmişsiniz demektir. Gerçekten aşık olduğunuzu size bu hisler de anlatabilir.

Aşk iki kişiliktir elbette. Fakat öylesine coşkulu ve kabına sığmayan bir histir ki, herkes duysun bilsin istersiniz. Bağıra bağıra "seni seviyorum" demek, o benim sevgilim eşim/kocam diye vurgulamaktan kaçınmazsınız. Hem her zaman gurur duyarsınız, hem de bunu göstermekte oldukça cüretkar davranırsınız. Çünkü aşk böyle bir histir, yakışanı budur.

Gerçekten aşık olduklarınızla, "Aşk"la kalın... :)

2 Haziran 2015 Salı

"Dünyayı Çeviriyoruz!"

Bugün sizlerle paylaşmak istediğim konu, aslında benim de mezunu olduğum ve gün geçtikçe büyümekte olan çeviri sektörü ile alakalı...
Coğrafi konumundan dolayı dünyanın gözdesi olan ülkemizde, dış ticarete teşvik konusu çığ gibi büyümektedir. Bununla bağlantılı olarak da ithalat ve ihracat yapan şirketler başta olmak üzere, bireylerin hem iş geliştirmek ve yürütmek hem de iletişim sağlamak açısından ciddi anlamda güvenilir ve doğru çeviri ihtiyacı gündeme gelmiştir.
İşte tam da bu noktada sizlere yepyeni ve hızla sektöre giriş yapan bir çeviri firmasını tanıtmak isterim.
LOCALEX Dil Hizmetleri, Türkiye'de ve Avrupa'da iş yapan pek çok firmaya çeviri ve yerelleştirme hizmetleri sunan İstanbul merkezli dil hizmetleri sağlayıcısıdır. Başta Avrupa ve Ortadoğu dilleri olmak üzere birçok dilde rekabetçi fiyatlarla kaliteli ve tutarlı çeviri hizmetleri sunmaktadır.

"Yerel Kaynaklar, Küresel Hedefler" (Local sources, Global targets) sloganıyla sektöre sağlam bir giriş yapan şirket, sizlere daha güvenilir ve doğru çeviriler sunmak ve çevirilerinde hata oranını sıfıra indirgemek amacı ile çeviri projelerinde çalıştığı dil uzmanlarını üç aşamalı kalite kontrol sürecinden geçirmektedir.
Verilen hizmetlerin tümü, LOCALEX garantisi altındadır.

Dünyanın birçok dilinde çeviri ve yerelleştirme hizmetleri sunabilen LOCALEX, işinizi uygun maliyetli olacak şekilde, eksiksiz olarak teslim etmek için alanında en iyi dil uzmanları ile çalışır. Bünyelerindeki dil uzmanları, yılların getirmiş olduğu tecrübeleri ile çalıştıkları alanın terminolojisine ve art alan bilgisine son derece hakimdirler. Bu sayede verilen hizmet ile müşterilerin talepleri birebir örtüşmektedir.
En öncelikli değeri "kalite" olan LOCALEX, çeviri sürecinde her türlü bilgisayar destekli çeviri aracı (CAT), kalite kontrol aracı, terminoloji yönetim aracı ve proje yönetim aracı ile çalışmaktadır.
LOCALEX'ten çeviri hizmetinin yanında, düzelti ve son okuma hizmetleri de almanız mümkündür. Ayrıca belge, kitap, dergi çevirisinin yanı sıra yazılım-web yerelleştirme, oyun-uygulama yerelleştirme, sözlü çeviri hizmeti, noter onaylı çeviri-apostil, DTP (desktop publishing-masaüstü yayıncılık) alanlarında da uzman çalışan kadrosu ile hizmet vermeye devam etmektedir.
Türkiye'de bir çok alanda profesyonel çeviri hizmeti alabileceğiniz LOCALEX, satış & pazarlama, çoklu ortam uygulamaları, bilgi teknolojileri, yaşam bilimleri, elektronik, ticaret, otomotiv, mühendislik, finans, hukuk, medikal, kamu sektörü, seyahat & turizm, yayıncılık, eğlence sektörü gibi sektörlerde sizlere hizmet vermekten mutluluk duyacaktır.
Siz de çevirilerinizi güvenilir ve doğru kaynaklara teslim etmek istiyorsanız, hemen LOCALEX ile iletişime geçin.
Tan Sokak No: 18/5 Şişli/İSTANBUL
TELEFON: 0212 217 10 07
E-posta: info@localextr.com

2 Mayıs 2015 Cumartesi

SEVMEK GİBİ SEVMEK

Uzun bir aradan sonra sevgiyle dönmek istedim takipçilerime. Bu gün güzel bir yazı okudum sabah sabah... 
Sevmek ve mutluluk birbirine kenetlenmişken, sevgiyi hoyratça kullanıp mutsuzluluğa dönüştürmek neden?
Lafa gelince hepimiz seviyoruz ya, seviliyoruz bir de çokça... Her şey çok güzel giderken, sevgiyi doyasıya yaşarken bile endişelerimiz peşimizi bırakmıyor. Mutluluğun çok kısa bir rüya olduğuna alıştırılmışız zaman içinde. Mutsuzluğa alışmadan yaşamak gerek sevgiyi aşkı, bunu biliriz de işte; oysa mutluluk bir amaç değil. Mutluluk, geçici dünyanın hoyratlığına katlanabilmemiz için verilmiş bir ödül. Aşk da böyle, sevgi de, sevda da...
Hani bazı değerlerin ne denli kıymetli olduğunu, yitip gittiklerinde anlarız ya çoğu zaman, insanoğlu işte elinde değil ki... 
Her ilişki büyük umutlarla, aşkla başlıyor halbuki. Senelerce süren evliliklere baksanıza, annemlerimiz babalarımız misal, yani diyeceğim o ki eski aşklar... Onlar değil midir ki, mutluluğa heveslendiren insanı ve inandıran sağlam beraberliklere.
Şimdi sorguluyorum o zaman ki sevgi ile günümüzdeki sevgi denilen duyguyu... Başlangıç hep aynı da sonunda nedir değerini yitiren?
İnsanlar ayrılıyor, boşanıyorlar, adamlar kadınlarını aldatıyor, kadınlar ekonomik ölçüde erdikleri rahatlıkla saygılarını yitiriyor, seviyoruz diyorlar da mutsuz mutsuz yaşıyorlar birbirlerinden ayrı... 



Aynı evde duruyorlar da konuşmuyorlar bile. Sevgiyi hoyratça kullanmak değil de, nedir bu?

Sevgiyi de aşkı da günümüz şartlarına göre yaşıyoruz illa ki. Fakat bakıldığında geçmişten gelen aşklar, günümüz koşullarına daha bir dayanıklı, sevgisi için direnci daha yüksek her geçen gün...



Şimdilerde ise, öyle çok insan sevginin ne denli bulunmaz hint kumaşı olduğunu, arayıp da bulamadığımız mutluluğun kilit noktası ve hayatımız boyunca sahip olabileceğimiz en değerli ödül olduğunu anlamadan göçüp gidiyor ki... Yaşamak denen şey sevgisiz olduğunda, sevilmeden bir de; nefes alıp vermekten ibaret değil midir ki?

"Aşk"la kalın...

14 Mart 2015 Cumartesi

"Biz" varız...

Çoğumuz sevdiğimizi söylemekte zorlanırız ya da daha erken diye düşünürüz... Ve çoğu zaman da geç kalırız.
"Seni seviyorum" ne büyülü bir cümledir aslında, duygu doludur, anlam doludur...
"Seni seviyorum" ne demektir?

“Birine seni seviyorum demek… onunla birlikte umut edebilmekmiş… Sadece onunla yan yana olduğun için, nefesine ortak olduğun için yaşadığını hissetmekmiş… 
Seni seviyorum demek aslında şükretmekmiş… ona dokunabildiğin her an için, hayatta olduğu için…
Bir acının iki ucundan tutup, birbirine tutunabilmekmiş sevmek… Kendinden bir parçayı ona vermek, eksilmeden çoğalabilmekmiş…
Kendini, prensiplerini hiçe sayman gerektiğinde, bunu kahramanlık saymadan sessizce yapabilmekmiş…   


Bir ihtimal, küçücük bir ihtimal de olsa, onun gözlerinde kendini değil, sevdiğini aramakmış…
Seni seviyorum demek nefes almak kadar doğalmış istediğinde… Bir Pazar sabahı kapıyı çalıveren bir dost kadar güzel bir sürprizmiş…
Seni seviyorum demek… aslında biz varız demekmiş…"
Sevdiğinizi söylemekten çekinmeyin, çokça sevin...
"Aşk"la kalın... :)

16 Şubat 2015 Pazartesi

Gencecik bir can... Özgecan...

20 yaşında ve henüz üniversite birinci sınıftaydı Özgecan...Hayalleri vardı, belki de o kadar hevesliydi ki daha ilk senesiydi okulda. Hangimiz yolda yürürken, dolmuşa binerken, durakta beklerken ya da koştura koştura işimize evimize okulumuza giderken böyle bir son yaşayacağımızı düşünebilirdi ki?!
Eminim o da düşünmemişti...
Annesi "Sabah sütünü içti, harçlık verdim ve okula gitmek için çıktı evden." demiş. 
Okuldan sonra bir alışveriş merkezine gidiyorlar, yemek yiyorlar ve iki arkadaş kim bilir nasıl da keyifli vakit geçirmişlerdir. Üniversite çağları, en heyecanlı, en coşkulu duygularla dolu ve en kıymetli zamanlar değil mi zaten! Pırıl pırıl yüreğinde kim bilir ne hayaller, ne umutlar taşıyordu güzel Özgecan...
Evine dönmek üzere yola çıktığında nereden bilebilirdi ki, sapkın ve insan dahi sayılmayacak bir yaratığın onu böylesine vahşice katledeceğini! Tek bir sebep için hem de; kadın olduğu için! 
Kendini savunmak adına o cani yaratığın karşısında ne kadar da masum kalıyor, elindeki biber gazıyla...
Nasıl bir gözü dönmüşlüktür, nasıl bir vicdandır bu, nasıl bir düşüncedir, nasıl bir kıyımdır bu...
Onun da hakkı değil miydi güzel bir gelecek, bembeyaz bir gelinlik nası da yakışırdı ve anne olmak günün birinde... Yaşanacak daha bir çok güzel anısı, duyguları varken, ne haktır ki bunlar elinden alındı acımasızca. Ne için peki? Kadın olduğu için! 
Kadın olmak neden bu kadar zor benim ülkemde, neden beyni iki bacağının arasında olan caniler bu kadar çok benim ülkemde, çevremizde ve her yerde!

Bir tarafta umutları ve yarınları elinden vahşice alınmış güzeller güzeli Özgecanlar; diğer tarafta ise ceza evinde bir kaç sene yatıp çıkacak olan canilerle dolu etrafımız...
Bu kadar kolay mı bir cana kıymak! Böylesine vahşice...
"Etek giymiş, tahrik oluvermişler" değil mi? "Dekoltesi varmış, hak etmiş" değil mi? 
Belki de diğerleri gibi "Reşit olduğundan gönlü vardı" değil mi? 
Özgecan'ın başına gelenler ilk değildi, kadının bir kimliğinin olmadığı ve insan dışı zihniyetlerin gün geçtikçe arttığı ülkemde son olacağa da benzemiyor.

Herkes bugün siyahlarını giydi, her yerde protestolar devam ediyor, "Kadına Şiddete Hayır" sloganları atılıyor, dört bir taraftan kadınlar bu vahşete tepkilerini gösteriyorlar değil mi!
Tüm bunlar yetecek mi, bu zihniyetin kökünü kurutmaya! Hala "Hak etmiş" diyen bir kısım varken, bu yaşananlara değecek mi?
Yıl olmuş 2015, namusun kadına özgü bir kavram olmayıp, erkeğin namussuzuna gereken ceza verilecek mi?
Özgecan, 
Güzel arkadaşım, pırıl pırıl yüreğiyle umut dolu genç... Dilerim o gün yaşananları unutur, huzur içinde uyursun. Kadın olmak maalesef zordu, sen bunu en acı şekilde yaşadın. Hayallerinle uyu güzel kız...

14 Şubat 2015 Cumartesi

"Sevgili Sevgilim"e

<< Sevgi’ye…

Herkesin hayata dağılıp yaşamını sürdürdüğü, benim ise yalnızlığımla yalnız kaldığım zamanlarımdı. Zorlu bir yarıştan diskalifiye olmuş, her şeyden geri kalmışlığım olan zamanlar…
Her şey o zamanlarda başlamıştı. Sonbaharın hükmünü hissettirdiği bir Ekim (18) akşamında, kalabalığın içinde gördüm onu… Aynı ben gibi bakmıştı bana, içten bir “Hoşgeldiniz” diyerek…
Karanlığın içinde parlayan bir dua gibiydi gözleri, su gibi yalansızdı, yüreğime akan bir nehir gibi… “Hoş bulduk” dedim boğazımda hafif bir hırıltıyla, sanki sesimi yükseltsem kırılıp incinecekti. O kadar narin görünüyordu ki, kendini hayatın kalabalık yalnızlığına terk etmiş gibiydi. Hani ilk bakışta aşk bu deseler, inanırdım o anda… Sonra o akşam, ertesi akşam ve her akşam gittim onu görmeye çalıştığı kafeye. Herkesten farklı bir dünyası vardı; izlerken ifade ettiği mimikleri, yanımdan geçerken hissettiğim kokusu çok tanıdıktı sanki bana… 1-2 hafta sonra ilk defa bu kadar yakın olduk, bana “Kahve içer misiniz?” dedi. “Tabii ki” dedim başımı hafifçe eğerek, tam da kafenin kapanma vakitleriydi. Her yer toparlandı, en son benle arkadaşım, o ve patronu kalmıştık. “Kapatıyoruz” kelimesini duymaktan korkuyordum, fakat bana “Falına bakmamı ister misin? İçimden geldi bak.” Dedi gülümseyerek, ben de kibar bir çapkınlıkla “Evet” dedim; her ne kadar inanmasam da yeter ki yanımda beş dakika daha fazla otursun diye. J
Ve ilk defa biri hayatımı bir fincandan satır satır okudu bana, sanki her anı her sıkıntıyı her nefreti ve her mutluluğu benimle birlikte yaşamıştı. Böyle bir şey olamaz dedim içimden ve o gece gariplikler devam etti. Rüya görmeyen ben, o gece ilk defa rüya görmüştüm. Onu görmüştüm. Beyaz dantelli bir gelinlikle sahil kenarında elini bana uzatarak “Gel” diyordu. Kan ter içinde uyandım ve “İşte bu benim hayatımın kadını!” dedim. Ertesi gün telefona sarıldım, cesaret ve korkuyla aradım onu. O kadar başka bir his ki bu anlatılmaz; sanki 20 yıldır benimleydi, benimdi gibi, sanki dünya eksen hayat her şey ikimizin etrafında dönüyordu. Sabah-öğlen süregelen telefon konuşmalarıyla akşamı zor ediyordum. İşten çıkar çıkmaz soluğu yanında alıyordum, onu tanıdıkça ruh ikizim olduğunu anlıyordum.
Sevdim, sevdikçe daha da güçlendim, güçlendikçe daha da cesaretlendim ve gördüm ki onun içinde kocaman bir yürek, ama yüreğinin içinde de küçücük bir çocuk vardı. O kadar zordu ki kalbine inebilmek, duvarları o kadar kalın o kadar sertti ki… Korkuyordum bulduğum değeri kaybetmekten, her anımı her anıyla dolduran kadını incitmekten, sevginin sevilmenin merhametin doğruluğun ne olduğunu bilen, baktığında insanın içine işleyen su gibi gözlerini kaybetmekten korkuyordum.
Yaklaşık 4 aydır beraberdik. Ben cesaretimi toplamıştım. 13.02.2013 akşamı “Her zaman gittiğimiz yere gidelim mi?” diye sordum, hiç hayır demedi ki bana “olur” dedi. İş çıkışında büyük bir heyecanla gittim yanına ve evet artık söyleyebilirdim.  Çok bilmem süslü sözleri aslında ama ona aldığım yüzüğü uzattım, gözleri dolu dolu olmuştu, bir çocuk gibi ağlıyordu ve “Evet” demişti. Olmuştu rüyam gerçekten gerçek olmuştu. J
Ve eklemişti gülerek “Biz seneye 14 Şubatta da evleniriz.” diye. Kalbi o kadar temizdi ki… J
Biz o gün, yani bugün, yani tam bir sene sonra, şimdi bir sene önce evlenmiştik! >>


Bu güzel tanışma hikayelerini benimle paylaştıkları için Murat & Güniz Menteş çiftine çok teşekkür ediyorum ve hem Sevgililer Gününü hem de evlenme yıl dönümlerini kutluyorum. Aşk dolu bir ömür diliyorum. :)