4 Şubat 2012 Cumartesi

Sarılalım Sıkı Sıkı :)

Modern zamanda eşimize yada sevgilimize daha az dokunuyoruz, sarılıyoruz.Sanallık git gide ilişkilere de yansır oldu malesef...Sosyal hayatımızı dahi sanal alemden yürüten bizler, bu şekilde hislerin zayıflamasına ve samimiyetten uzaklaşmaya başladık.Bunun önüne geçmemiz şart!

 Indiana Üniversitesi'nin araştırmasına göre, gündelik yaşamda sıkça öpüşmenin, sarılmanın ve ilgi göstermenin özellikle erkekleri daha mutlu ve dinç kıldığını ortaya koyuyor.Biz de erkekleri hep sadece seks düşünen ve kalpsiz yaratıklar sanırdık.:) Oysa onlar şefkate bizden daha açlarmış.
Sarılmak, bolca oksitosin hormonu salgılamanıza da neden olur.Peki nedir bu oksitosin?


 Oksitosin, dokunma sonucu salgılanan duygusal bir hormon.Sonucunda kendinizi iyi hissettiğiniz için devamlı dokunmak ve dokunulmak istiyorsunuz.Buna "aşk hormonu" da diyoruz.Kanımızdaki oranı, sevildiğini hissetme etkisiyle artıp azalıyor.Oksitosin salgılamanın en kestirme yolu ise sarılmaktan geçiyor.Ayrıca sarılmak, size hayatınızda birinin olmasının konforunu ve güvenini de hissettirir.
Oksitosin hormonu, bir de stres hormonu kortizolü bastırıp azaltıyor.Kişinin kendine güvenini arttırıyor, yaşlanmayı engelliyor.Bu yüzden yalnız ve mutsuz insanlar çok daha hızlı yaşlanıyorlarmış meğer...
Yani anlayacağınız, bu mucize hormonu salgılıyorsanız, huzurlusunuz demektir.Erkeklerdeki oksitosin yükselişi, kadınlara göre daha fazla...Bu yüzden sevgi ve şefkat gören erkekler daha anlayışlı oluyor, karşılığında eşlerine de aynı sevgi ve şefkati gösteriyorlar.
Bir de kültürel ve toplumsal kodlar vardır.Bizde sarılması, şefkat göstermesi, bağrına basması gereken taraf hep erkeklermiş gibi bir algı vardır.Kadın ise buna ihtiyacı olan taraftır.Oysa erkeklerin bizden daha çok ihtiyaçları varmış anlaşılmaya, başlarının okşanmasına.Onlar da bizim dizimize uzanmak, kendilerini kedi gibi sevdirmek istiyorlarmış.

Herkes kendisini emin ellerde hissetmek istiyormuş yani...İşte size oksitosin hormonu salgılatacak bir kaç ufak öneri...
  • Televizyon izlerken el ele tutuşun.
  • Onun omzuna kafanızı koyun.
  • Dizinize yatmasına izin verin ve kafasını okşayın.
  • Şımarın, şırnaşın, saçınızı okşatın.
  • Sebepli sebepsiz öpün.
  • Ona tatlı tatlı sataşın.
  • Mutfakta bir şeyler yaparken belinden sarılın ve omzundan öpün.
  • O size sarılıyorsa, elinden tutun ve siz daha da sıkı sarılın.Bırakın kollarını ilk o çözsün.:)
  • Eğer sarmaş dolaş bir pozisyonda rahat uyuyamıyorsanız, uyumadan önce kısa bir süreliğine de olsa sarılın.O size arkadan kollarını dolasın yada siz onun göğsüne uzanın.Sonra herkes kendi köşesine dağılabilir, izin var.:)
  • Koltukta uzanırken birbirinize dokunuyorsanız, bunu yüzleriniz birbirine dönük halde yapın.
Kısacası sarılın, sevin, öpün, okşayın, dokunun.:)Sevgilinizle aranızda fiziksel bir iletişim olsun.Emin olun, böylece bitmeyen bir aşkınız olacak, ha tabii bir de bol bol oksitosin hormonunuz...:))


2 Şubat 2012 Perşembe

Dikkat Etmeniz Gereken "Aşk Hataları"

"Aşk, artık avucumun içinde." demeden önce ve kusursuz bir ilişki beklentisi içine girmeden önce kendinize hatırlatmanız gereken bazı konular var.İşe ilişkiniz hakkında düşünürken kendinize farklı bir göz olarak bakarak başlayabilirsiniz.Bakın bakalım, zaman zaman ne hatalara düşüyorsunuz ve bunlar ilişkinizi nasıl etkiliyor?


                                                                            Erkekleri değiştiremezsiniz!

Bu konuyu atalarımızın söylediği çok doğru bir sözle açıklamak mümkün; "Kadınlar erkekleri "değiştirebilirim" diye, erkekler kadınları "asla değişmez" diye alırlar." :)
Bazen erkeklerin ufak tefek değişikliklerine bize duydukları aşkın sebep olduğunu düşünürüz.Fakat bunun sebebi, erkeklerin mutsuzluğa ve yenilgiye katlanamamasıdır; daha iyi bir eş yada sevgili olma azmi değil...
Yapabileceğiniz tek şey, özellikle evlenmeye karar vermeden önce onu tüm hatalarıyla kabul ettiğinizden emin olmaktır.Unutmayın, kabullenmek de bütün sıkıntılarınızı içinize atmak değil, ortak bir paydada buluşup sıkıntıları büyütmeden çözebilmektir.






"Senden elektrik alamıyorum." mevzusu (!)

Aşkın da bir kimyası vardır.Ve kimya sonradan yakalayabileceğiniz bir şey değildir.
"O harika biri, ama beni hiç heyecanlandırmıyor." diyorsanız uzak durun.
Size hiç uygun olmayan birine aşık olabilirsiniz.Ne demişler, gönül bu ota da konar sineğe de...:) Ama ilişkinizi yürütmek oldukça zor olacaktır.
Fakat size çok uyan birine, siz aşık değilseniz, onunla ilişkinizi yürütmeniz imkansızdır!  








 İki değil, bir olun!

İlişkinizde kendinizi onun bir parçası gibi görüp görmediğinizi sorgulayın.Duygusal olarak ona ait hissediyor musunuz?Ona yardım edebilmek için çaba göstermeniz, başarılarını kendi başarınızmış gibi sahiplenmeniz ve mutlu etmek adına tüm yaptıklarınız "biz" olma eyleminin bir sonucudur.
Empatik olarak da düşünebilirsiniz.Eğer onu üzdüğünüzde kendinize "ben olsam ne hissederdim?" diye sorabiliyorsanız, siz olmuşsunuz demektir.:)))






Bir kadın olarak, hislerinize güvenin!

Hisleriniz genelde sizi yanıltmaz.Kendinizi tahlil edin, yakın bir arkadaşınıza ilişkinizden bahsederken ne diyor olabilirsiniz?!
-"Şimdilik iyi gidiyoruz, ileride bakalım neler olacak..."
 -"Onunla her şey bambaşka! O kadar mutluyum ki..."

İki cümle arasındaki sonsuz farkı bulalım öyleyse.
İlkine benzer cümleler, içinizdeki şüphenin göstergesidir.Emin değilseniz, genelde haklısınızdır.Hele ki zaman zaman boşa vakit harcadığınızı düşünüyorsanız...
İkinci cümle içeriğindeyse, hisleriniz sizi belki de hayal kırıklığına uğratabilir, fakat denemeye değer olduğunu hissediyorsunuz anlaşılan.O zaman sonuna kadar gitmelisiniz.Bol şanslar...:)





1 Şubat 2012 Çarşamba

Kar Güzeldir, "Kardan Adam" ile... :)

Durdum durdum ve bugün şöyle bir bahçeye baktım ki, her taraf karışlarca kar olmuş ve el değmemiş, dümdüz harika görünüyordu.Günlerdir hava soğuk, ya bu havada kim dışarı çıkar ki diye evde vakit geçiren ve karla tek samimiyeti camdan izlemek olan ben, bu gün "Kardan Adam" furyasına katıldım.:)

Çocukluk arkadaşım Gizem'le birlikte, yine tıpkı çocukluğumuzdaki gibi kat kat giyinip bahçeye indik.Saatlerce karın altında uğraşıp didinip ortaya çıkardığımız "Bizim Adam" işte bu yakışıklı...:)
Kendisiyle o kadar çok ilgilendik ki, resmen donduk.Ama Burberry şapkalı, anne örmesi atkılı ve havuç burunlu kardan adamımız için değmişti.:)

Öyle çok uğraştık ve kar o kadar yumuşaktı ki, bir türlü orantılama konusunda başarılı olamadık.Ama yine de o kadar şirin oldu ki, öpmeden duramadım. :)))

Biz küçükken de evimizin karşısındaki okulun bahçesinde, karların içinde yuvarlanırdık.O günlerden bahsederken de hep "ne çocukluktu yaa..." der dururduk.Ama anlıyoruz ki, söz konusu "Kardan Adam" yapmak olunca, biz seneler sonra da sanırım bu halde olacağız.:))))
Veeee final...Karlarda debelenmeden, "Kardan Adam"ımımıza birde şöyle uzaktan bakmadan, birazda serin serin dinlenmeden eve gitmek imkansızdı...Bende attım kendimi karlara...:))

Son durum olarak, biz eve döndükten sonra bütün apartman sakinleri kardan adamımızın yanına inip fotoğraf çekildiler.Hala 7-8 yaşlarında hissettiğim "O, benim kardan adamım." hissini duyumsadığımda, hiç büyümeyeceğimi anladım sanırım...:)))

31 Ocak 2012 Salı

Brownie Kurabiyecikler :)

Bir süredir takip ettiğim bir blogdaşım sayesinde, bu akşam çayın yanında inanılmaz bir lezzete kavuştum.Mutfakta bir şeylerle uğraşmaktan hem zevk alan hem de fazla bir şey beceremeyen biri olarak, artık en yakın takipçisi olduğum HAYAT CAFE TARİFLERİ (http://meliha-canmoullarm.blogspot.com/)'ne bir göz atmanızı kesinlikle öneriyorum.Tarifleri hem samimi hem de çok anlaşılır ve pratik bir şekilde anlatılmış, ayrıca da Meliha Hanım'ın marifetleri ellerinde denenmiş olduğu için gönül rahatlığıyla yapabilirsiniz.
Ben de bu akşam üstü Brownie Kurabiye tarifine göz atarken, kurabiyelerin fotoğrafları karşısında dehşete düştüm ve hemen kolları sıvadım.Ölçüleri tam da Meliha Hanım'ın belirttiği şekilde uyguladıktan sonra ortaya çıkan lezzet doyumsuzdu.


Meliha Hanım'a bu güzel tarifi için çok teşekkür ediyorum ve benim gibi çikolata canavarlarına kesinlikle tavsiye ediyorum.Buyurun bu şirin Brownie Kurabiyeciklerimin tarifine...:))
Malzemeler:
2 yumurta
1 pk. margarin (oda sıcaklığında)
Yarım su bardağı sıvı yağ
Yarım su bardağı şeker 
1 pk. kakao
1 pk. vanilya
1 pk. kabartma tozu
Aldığı kadar un
Şerbeti için:
1 buçuk su bardağı süt
1 su bardağı şeker

Yapılışı:
 Yumurta ve şekeri bir kaba koyup, şeker eriyinceye kadar çırpıyorsunuz.Kalan tüm malzemeyi de ekleyip kulak memesi kıvamında bir hamur elde edinceye kadar yoğuruyorsunuz.Ceviz büyüklüğünde parçalar kopartıp, yuvarlıyorsunuz ve yağlanmış bir tepsiye yerleştiriyorsunuz.Fırında 180 derecede, kurabiyelerinizin üzeri çatlayana kadar pişiriyorsunuz.Fırından çıkarttığınız sıcak kurabiyeleri, hazırladığınız şerbete batırıp iyice yumuşadığından emin olduktan sonra bir tabağa diziyorsunuz.Üzerine hindistan cevizi yada fıstık serperek servis edebilirsiniz.Afiyet olsun. ;)
Ellerime sağlıkkk :))))

Sevgiliye En Leziz Hediye; Bir Buket Meyve...

Sevgililer Günü kapımızda...Artık gün saymaya başladığımız bu özel gün için çiftler, "Ne hediye alsam?" diye düşünmeye başladılar bile.Eminim birçoğunuzun amacı, farklı bir hediyeyle sevgilinizi şaşırtmak ve mutluluğuna şahit olmak.
Şimdi sizlere en leziz hediyeleri sunuyorum.Bence sevgiliniz için mükemmel bir alternatif olabilir ve çok şaşıracağına eminimmm...:)








Benim favorim işte buu...Bissürüüüü çileekk var üzerinde, ne kadar da harika görünüyor değil mi???? ;)


Şimdi de bu güzel tasarımlardaki meyve buketlerinizi nerede bulacağınıza gelelim.Bu şirin meyveciklere "Bonny Food" adresinden ulaşabilirsiniz.Fiyatları 35 tl. ile 130 tl. arasında değişmektedir. Kargo hizmetiyle kapınıza kadar gelen bu hizmetle hem "ne hediye alsam" derdinden kurtuluyorsunuz, hem de tatlı yeyip tatlı konuşursunuz işte, daha ne olsun...:))))

30 Ocak 2012 Pazartesi

Beyaz Örtülü Romantizm...

Dün gece başlayan yoğun kar yağışı nedeniyle İstanbul, bembeyaz bir örtüyle kaplandı.Kimileri için tam bir trafik çilesi haline dönüşen, kimileri için ise iş yerine ulaşamadığı için bir gün fazladan tatil ve bazısı için sokaklarda çılgınca kara bürünmek, evsizler için ölüme direnmek ve kimisi için de romantizmin tam zamanı, benim için de dinlenmek ve düşünmek için bir fırsattı.


Balkonda kahvemi yudumlarken yağan kar yağışı beni öyle yerlere götürdü ki...Çocukken daha kar yağmaya başlayıp da arabaların üzerinde birazcık birikse, hemen bütün apartmanı aşağı toplardık, kar topu oynamak için.:) Bütün gün bizi görüp aşağı inen apartman sakinleriyle, git gide kalabalıkşan bir grupta hayatımda hiç eğlenmediğim kadar eğlenirdim.Akşam oldu mu herkes evlerine çekilir, biraz ısınır ve dinlenirdi.Ama kar maceramız son bulmaz, hepimizin babaları toplanır marketin yolunu tutarlardı.Amaç, karın üzerinde mangalda sucuk ekmek partisi...Gecenin ayazında, apartmanın bahçesinde üşümesine rağmen hoş sohbetinden, güleryüzünden hiçbir şey kaybetmeyen komşular bir tarafta; hala kar topu oynamak derdinde olan biz çocuklar sokağın her bir köşesinde; bahçeye inemeyen amcalarımız ve teyzelerimiz ise evlerinde pencere kenarından bizleri seyrederlerdi.O zamanlar çocuk olmak, kardan adamlar yapmak, karların içinde yuvarlanmak, üşümek nedir bilmeden kendimizce bulduğumuz malzemelerden kızaklar yapıp üzerinde kaymak ve daha bir dolu güzel şey...
Sonraları büyüyüp hayatıma "aşk"ı alınca, karın yağışı romantik yürüyüşlere yada kavga sonrası kozları paylaşmak için yapılan yürüyüşlere dönüştü.Edirne'de kaldığım kız apartından, beni, böyle yoğun kar yağışı olan bir günde alan erkek arkadaşımla, sebep neydi hiç hatırlamıyorum ama bir konuyu tartışırken resmen ben kardan kadın, o da kardan adama dönmüştü.Bir de tartışmanın en cafcaflı esnasında kafamdaki karları temizlemesiyle nasıl bir romantizm yaşandığını siz düşünün...:))
İşte tam bunları düşürken ve gülümserken kendi kendime, apartmanın bahçesinde birinin karın içinde debelendiğini gördüm.Veee biraz izleyince ne yapmak istediğini anlamıştım.Sizlerle de bu büyük aşkı paylaşmak istedim.Apartmana yeni taşındığımız için kimseyi tanımamakla birlikte, bir rivayete göre yeni evli çiftler ama diğer bir rivayete göre de yeni bebekleri olan bir çift Hasan ve Neslihan...:) Bakın Hasan Bey'in eşine yaptığı büyük jeste...

"Vay bee ne aşklar var, adam üşenmeden giyinmiş inmiş ve eşini mutlu etmek adına nasıl da uğraşıyor." diye düşünmekten kendimi alamadım.
 Vee ben de kendimi sokaklara attım.:))))

Tıpkı veletken annemin beni boğarcasına sarmaladığı gibi sarındım malesef...O kadar soğuk ki ve ben de daha yeni bronşit atlatmış biri olarak, lahana gibi sarınmayı hakettim sanırım...:(
Ama şunu anladım; kar topu oynamak da, karların içinde koşup debelenmek de küçükken çok güzel ve eğlenceli...Şimdi yürüyemiyorum bile, değil kar topu oynamak...:)))
Yağışlar bitene kadar, kar maceralarım sürecektir...Sizlerle paylaşacağım daha bir çok şey olacağına eminim.:)


Karlar içinde bir hafta sonu...

Kar yağışı git gide hızlanıyor.Dışarıda göz gözü görmüyor desem yeridir.Beylikdüzü'nün bu denli karlar altında kalışını ilk defa görüyor olan ben, bu haliyle onu daha çok sevdim.Sokaklarda kar topu oynarken bağrışan çocuklar, bu sırada yoldan geçen teyzenin kafasına yanlışlıkla isabet eden kocaman bir kar topu ve kardan oluşan ufak tefek düşme kazaları...:))) Beni çok güldüren bu manzaraların yanında, aklıma her defasında kar topu oynadığım, çocukluğumun en üşümüş parmakları ve ıslanmış kıyafetleri geliyor.
Bu hafta sonu aynı binada hayata gözlerimizi açtığımız ve bütün veletlikleri birlikte yaptığımız, canım arkadaşım Gizem'le birlikteydim.

Arabamıza atlayıp, öncelikle Gizemlere gittik.Süslenip püslenmeden dışarı çıkamayız değil mi??? :)))

Malum bir bayanın hazırlanması saatler alabiliyor.Bende beklerken bu Ufaklık'la eğlendim azcıkınnnn...:))

Sonunda hazırlıklar bitti ve sıra plan yapmaya geldi.Planımız sinemaaaaaa...:)))))

Ata Demirer'in yeni filmi "Berlin Kaplanı"na gittik.Eğlenceli bir kadrosu ve klasik Ata Demirer tarzı bir senaryoyla filmde çok güldük.Çıkışta "kadınlar araba kullanamaz." diyenlere atladım arabama...:))))Veee dönüş yolları...Evimize gidip, vurduk dedikodunun dibine...Kesinlikle tavsiye ediyorum, yakın bir arkadaşınızla bu karlı günlerde yapılacak en güzel aktivite, öncelikle öyle salya sümüklü olmayan gülüp eğlenebileceğiniz bir film ve sonrasında kahvelerinizi yapıp kar manzaralı balkonunuzda sohbetlenmek...Her derde deva, benden söylemesi.:))